Allah için Yol Gösterenler

Eklenme Tarihi: 24.04.2019 06:00:00 - Güncellenme Tarihi: 14.08.2020 17:18:07

    Allah yolunda Rıza-i Bari için yol gösterenler; hiç şüphesiz enbiya, evliya ve ulemadır. Bu yüzden Ebubekir Verrak (k.s) insan taifesini:

        - Âlimler (İlmi ile amil olan âlimler),

        - Dervişler (İrşada talip olanlar),

        - Emirler (İdareciler)'' diye tasnif etmiştir.

      İşte bu tasnifelme güzel olmasına güzel ama oldu ya bu arada âlimler ve emirler bozulunca halkın hali nice olur sorusu da akla gelmez değil. Olacak olan besbelli; milletin âlimlere ve idarecilere karşı olan itaati zafiyete uğrayacağı muhakkak. Peki ya sofiler (dervişler) bozulursa ahval durum ne olur acaba dersek, bu kez olacak olan malum, milletin ahlakı bozulacağı kaçınılmazdır. Yani her iki durumda da o ülkenin hali virane olur dersek yeridir.

        Hele bilhassa yol göstericilerden enbiyanın hayatına bakıldığında karşımıza irşad gerçeği çıkmakta. Nitekim Allah Teâlâ kullarına ''Biz muhakkak Nuh isminde bir Peygamberi kendi kavmine irşad için gönderdik'' beyanı şeriflerindeki ilahi hikmet bunu teyit ediyor. Zaten hangi Peygamberin kıssasını açarsak açalım, bila istisnasız ''irşad''  gerçeği ile yüzleşmekteyiz. Zira Enbiyalar ilahi emri yüklenir yüklenmez insanlara rehber olup irşat görevi üstlenmişlerdir. Anlaşılan o ki, Peygamberlerin esas vasfı irşat yapmaktır. Ama gel gör ki günümüzde hala sadece tebliğ yapmak irşat sanılıyor. Oysa ''Âlimler Peygamberlerin varisleri'' hükmünce hakiki âlim irşad yapmakla mükelleftir. Şayet bir yerde Hud (a.s.) gibi irşat dairesi oluşturulamıyorsa biliniz ki orada tebligat (laf) var demektir, yani orada asla irşad söz konusu değildir. Zaten şu bir gerçek asıl tebliğ irşad etmektir. Nasıl ki musiki aletlerinden ney?i üflemeyince musiki çıkmıyorsa, aynen öyle de bir din yaşanmayıp sadece dille telaffuz etmekle geçiştiriliyorsa, o din müzelik olmaktan öte bir anlam ifade etmez. O halde dinin emir ve gereklerini hayatımızda bizatihi tatbik etmeli ki; dinin toplum üzerinde etkisi de beraberinde gelsin. İşte irşat halkası oluşturmaktan amaçta budur.

          Enbiyaya varis olmak ancak ve ancak hem zahiri ilim, hem de batini ilme vakıf olmakla mümkün. Şayet bir insan zahiri ilme haiz olupda batini ilim yoksa Peygambere varis olamaz, ya da batıni ilme vakıf, zahiri ilim yoksa yine varis olamaz, mutlaka her ikisi bir arada olması gerekir ki Peygambere varis olunabilsin.

         Bakınız Mürşid-i kâmiller hem zahiri ilmi, hem de batın ilmini tamamlamış zatlardır. Şöyle ki; İslam?ın bütününe şamil ana başlıklarda zikredilen 12 ilmin (Sarf, nahiv, fıkıh, kelam, hadis vs.)  eğitimini görüp bu ilimlerden icazet almak zahiri ilmi hak ediş demektir. Keza bir Mürşidi kâmil?in manevi terbiyesi altında tasavvufi mertebeleri aşıp seyr-u süluk eğitimini tamamlamak ise batın ilme hak ediş kapsamında değerlendirilir.

      Şu bir gerçek, Allah dostları ilme çok önem vermişlerdir. Hatta ilim olan yerde bereket olduğunu vurgulamışlar bile. Nitekim bu konuda Seyda (k.s.)?ın ''Bir ilim talebesini binlerce sofiye değişmem'' sözü bu gayeye yöneliktir. Hakeza bazı âlimlerin fıkıhsız bir yere varılamaz sözleri de öyledir. O halde müminler olarak malımızı, mülkümüzü,  her şeyimizi ilme adamakta fayda var.   

       Allah?a ulaşmada sırasıyla şu basamaklardan geçmek gerekir; şeriat (İslam?ın zahiri kaide ve kuralları), tarikat (İslam'ın tatbiki ve uygulama yolu) marifet ve hakikat basamaklarıdır. Zira İbn-i Abidin: ''İlimden maksat Allah'a ulaşmaktır'' diye beyan buyurmakta. Bu demektir ki; insanı Hakk'a götüren vasıta irşad ilmidir. Hatta İmam-ı Gazali bile tasavvufa meylettikten sonra bu hususta ?Şu ana kadar boşa ömrümü zay etmişim'' itirafında bulunmaktan kendini alamamıştır.

               Tasavvuf Yolu Yolların En İyisidir

       Bakınız İmam-ı Gazali kendi kendine eseflenmekle kalmamış bu yolu şöyle övmüşte: ''Şüphe götürmeyecek surette anladım ki, mutasavvıflar, Allah yolunu tutan kimselerdir. Onların gidişi, gidişlerin en iyisidir. Yolları, yolların en doğrusu. Ahlakları, ahlakların en temizidir. Onların dışlarındaki ve içlerindeki bütün hareketleri ve durgunlukları, hep nübüvvet kandilinin ışığından alınmıştır.''

       Süfyan b. Üveyne ise aynı meyanda ''İlimsiz amel Hıristiyanların, amelsiz ilim de Yahudilerin yoludur'' diyor. Ve sözlerine şöyle açıklık getirir: ''Kim ilmi olduğu halde amel etmezse Yahudilere, kim şeriatsız amel ederse o kişi Hıristiyanlara benzemiştir.''

       Evet, ilim ancak amelle taçlanınca kuvvet bulmakta. Zaten amel olmadan yapılan ilim,  tıpkı yayık yaymadan sütten yağ çıkarmaya çalışmak gibi boş beklenti içerisinde bulunmaktan başka bir şey değildir. Aliyyül Havas bu nedenle: ''İlim talibi, bir mürşide bağlanmadıkça kemale erişilemez. Çünkü ilim ona, hakikate giden yolda perde olacaktır. İlimsiz amel davasında bulunan sofiler de hüsrandadır. Çünkü işlediği yanlış ameli doğru yapıyorum sanacaktır...''  diye fikir serdetmiştir.

      Elbette ki beşer olmamız hasebiyle her an şaşabiliriz. Ama bilge insanın şaşması avamınki gibi değil, çoğu kez amelsiz ilminin neticesinden doğan bir şaşmadır bu. Unutmamak gerekir ki; ilmi göz ardı edip, sırf amel davasında bulunmakta yanlış. Çünkü kendi kendine yapılan amel yanlış kapıları aralamaya yol açacaktır.  Bakın, Hz. İsa (a.s.) ?Ben ahmağa, kele, köre, topala, kötürüme ismi azam okurdum onlar dirilirdi, ama cahile bir ismi azam okusam fayda vermez, dirilmezdi? buyurmakla bu gerçeğe işaret etmiştir. Anlaşılan o ki; hem ilim, hem de amel bir arada bulunmalı ki hakikate ulaşılabile. Resulullah (s.a.v.) ?Ya Rab! Faydasız ilimden sana sığınırım? (Müslim, Zikir, 73) dua ve niyazında bulunduğu gibi, ?Nefsini bilen Rabbini bilir? (Keşful Hafa, El Acluni 2/262) beyan buyurmakla da Salih amele işaret etmiştir.

         O halde Allah'tan gayri her şey masivadır sözü kulağımıza küpe olmalı. Bilindiği üzere masiva, Allah?tan gayri her şey demektir. Yani masiva araçtır, asla gaye değildir. Bu yüzden sıratı müstakim üzere olan müminler kendilerine Peygamberleri, Evliyaları ve Kâbe?yi vs. Allah'ın (c.c.) sevgisine kapı veya vesile bilmişlerdir. İşte bu gerçeklerden hareketle sofilerin bağlı oldukları mürşitlerine feyz kaynağı gözüyle bakmalarını yadırgamamak gerekir. Zira Seyyid Abdülhakim el Hüseyni (k.s.); ''Yol tamamlanıncaya kadar kâmil bir mürşidin işareti ile gitmek en kolay ve en tehlikesiz yoldur'' beyan buyurmakla kâmil rehberin önemine işaret etmiştir.

       Ashab-ı Kiram, Peygamberimiz (s.a.v.)?in meclisinde soluklamanın ötesinde bizatihi dünya gözüyle o?nu görme şerefine nail olup böylece bu şeref sayesinde her biri ışık kutbu olmuşlardır. Ebu Talip ise sevgili yeğenini dünya gözüyle gördü görmesine ama iman etmediği için kurtuluşa eremedi. Şu da bir gerçek Sahabeyi Güzin sadece Peygamber meclisini soluklamakla kalmayıp, Peygambere olan bağlılıkta haddi hududu da aşmadı. Şöyle ki; O?nu Allah'a ulaşma yolunda bir vesile bildiler. Şayet onlar da Hıristiyanlar gibi Hz. İsa?yı gayeleştirip ulûhiyet isnat etseydiler asla gökteki yıldızlar gibi olamazlardı.  Zira Hz. Ebu Bekir-i Sıddık (r.a) İslami çerçeve içerisinde ölçüyü aşmadan Allah Resulü'ne (s.a.v.)  teslim olmakla sıddıkiyet makamına erişti. Hz. Ömer (r.a.) kızının evinde Kur?an tilavetini dinlediğinde ruhunda fırtınalar kopup soluğu Allah Resulünün yanında almakla adalet timsali olmuştur. Hz. Osman (r.a)  hayâ ve edebiyle çift nur sahibi olup rikkat ve merhametin doruğuna ulaşmıştır. Keza Hz. Ali (k.v.) ise Peygamberimizi müşriklerin şerrinden korumak gayesiyle ölümüne yatağında yatacak kadar cesaret örneği sergilemekle hikmet kazanıp ilmin kapısı olmuştur. Anlaşılan; Peygamber gölgesi sahabenin her birinde ayrı bir tecelli daireleri ve değişik meşrepler ortaya çıkarmıştır. Bu yüzden Allah-ü Teâlâ Kur'an?da insanlar arasında ilim, güç, zekâ ve akıl farklılıklarının olabileceğini beyan buyurup Habib?inin dilinden de fiziki gücün üstünlük olmadığını, asıl üstünlüğün takvada olduğunu ilan etmiştir.

      Veliler Peygamber Varisleridir

        Birçok Âlim; geçmiş asırlarda ne kadar Peygamber bulunduysa, bir o kadar da velinin var olduğundan bahsediyorlar. Bu yüzden ehlisünnet kaynaklarında kâmil mürşitlerin her asırda en az beş on tanesinin mevcut bulunduğu zikredilir. Hatta Ahmet bin Hanbelî?den aktarılan bir hadisi şeriften hareketle: ''Her asırda beni temsilen bir, Hz. İsa'yı temsilen üç, Hz. Musa'yı temsilen yedi, Hz. İbrahim'i temsilen kırk dostlarım vardır. Onlar insanların efendileridir'' diye zikredilmektedir. Kim bilir belki de son velinin gelişi evrensel dirilişin işaret taşı teşkil edecektir. Yine ehlisünnet âlimlerin beyanlarından hareketle Mehdi (r.a.)?ın vefatına kadar her asırda Resulullah'ın (s.a.v.) varisi hükmünde;

    - Kutuplar kutbu (Kutbul aktab),

    - Gavs-ül Azam,

    - Sırrı Hilafet,

    - Üçler,

    -Yediler,

     -Kırklar gibi her daim aydınlatıcı gönül sultanları olacaktır.

      Malumunuz Allah Resulü (s.a.v.) dar-ı ukbaya göç edince, hayattayken kendisinde toplanan üç vazife ister istemez ümmeti içerisinde pay edilmiştir. Peki, neydi o taksim edilen üç vazife? Bunların birincisi ilim adamlarına, ikincisi evliyaya, üçüncüsü hâkim ve devlet adamlarına intikal edilerek taksim olunan vazifelerdir.  Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) söz konusu o üç görevi de kendi şahsında toplamıştı ki, bunlar:

      ?- Devlet yetkisi önderliği,

        - Din ve ilim yetkisi önderliği,

        - Ruh önderliği yetkisi önderliği? diye tasnif edilir.

      Evet, Allah Teâlâ Kur'an?da Davud (a.s.)'a hem nübüvvet, hem de hilafet verdiğini beyan ediyor. O halde Peygamberler Reisi Hz. Muhammed (s.a.v)?in bu üç görevi birlikte icra etmesi gayet tabiidir.

        Resulullah (s.a.v.)?den sonra peygamberlik kapısının kapanmasıyla birlikte ruh önderliği yetkisi manevi terbiye yoluyla Hz. Ebu Bekir (r.a)?a, Hz. Ömer (r.a)?a, Hz. Osman (r.a)?a ve Hz. Ali (k.v)'e geçmiştir. Hatta onlar aynı zamanda zahiri halifelerimiz de olup kendilerinden dört büyük halife olarak söz ettirmişlerdir. Öyle ki Allah Resulü hayatta iken seyr-u süluk idmanını her birinin meşrebine uygun öğreti talim ettirip gönül dünyaları öylece nakşolunmuştur. Tabii, Peygamber sevgisi bu şekilde gönüllere nakş olununca beraberinde marifetullah ilmide hâsıl olmuş oluyor. Derken evliya sevgisi de Peygamber sevgisine kapı olmuş oluyor. Nitekim Sahabeyi Kiram, Peygambere olan sevgisi sayesinde her birinde birbirinden ayrı güzellikler tezahür edip ister istemez geleceğe de ışık tutmuş oluyorlardı. Nasıl ışık olmasınlar ki, baksanıza Peygamberimiz (s.a.v.) ''Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız felah bulursunuz'' diye övmüşte. Yine Allah Resulü (s.a.v.) ''Benim ümmetimin âlimleri, Ben-i İsrail Peygamberleri gibidir'' buyurmakla da kendisinden sonra emaneti öncelikle yol arkadaşları Ashab-ı Kiram'a vermiş, Ashabı kiramdan sonra da bayrağı Tabiin devr almıştır. Tabiun?dan sonra da emaneti Rabbani âlimler üstlenmiştir. Bu demektir ki; en nihayetinde Peygamber (s.a.v.)'den sonra dini bakımdan hilafet hiç şüphesiz Arifibillah Ehlullah'ındır. Ki; onlar İslam?ın ihsan mesabesindeki tasavvuf zevkini ve ahlakını yaşadıklarından dolayı manevi halife olmayıda hak kazanmışlardır. Anlaşılan manevi halifelikte atama söz konusu değildir.

        Peki ya zahiri halifelik? Bilindiği üzere dünya işlerini yürütmede liderlik (halifelik) ya liyakat ve kabiliyet esasına göre ya da cumhuru yoldan veya başka yollardan da (saltanat vs.) elde edilebiliyor. Kelimenin tam anlamıyla Peygamberimizden sonra:

       - Hilafeti manevi,

       -Hilafeti zahiri söz konusudur.

     Velhasıl; Hilafeti manevi, manevi silsileyi şerife yoluyla devam ede gelmiş, hilafeti zahiri ise saltanat yoluyla, zaman zaman da seçim veya cumhuru yoldan gelmiş diyebiliriz.

      Vesselam.

https://enpolitik.com/kose-yazisi/2978/allah-icin-yol-gosterenler

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

13.08.2020 Gül’e Hasretiz
06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM