Zikir, Fikir, Şükür

Eklenme Tarihi: 12.06.2019 06:30:00 - Güncellenme Tarihi: 12.08.2020 03:03:40

      Zikir tesbihat türü bir ameldir. Bakın,  Rabbül âlemin bu hususta ne buyuruyor: ?Yedi kat gök, yer ve bunların içindekilerin hepsi Allah?ı tesbih eder. O?nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların zikrini anlamazsınız. O çok halimdir, çok bağışlayıcıdır (İsra 44), Her varlığın kendine ait bir dua ve tesbihi vardır, O?nu bilir ve yerine getirir? (Nur 41).

        İşte ayeti kerimelerden de anlaşıldığı üzere kâinatta yaratılan her ne mahlûkat varsa mutlak her şartta ve ahvalde kendi hal lisanıyla Allah?ı tesbih etmektedir. Öyle ya, madem kâinatta her mahlûkat kendi hal lisanıyla Allah?ı zikretmekte, o halde eşrefi mahlûkat olarak yaratılmış insanın haydi haydi zikretmesi gerekir. Her ne kadar insanın kalbi kendiliğinden  ?Allah? diyerekten zikredip atsa da bu atış insanın kendi cüzi iradesi dışında bir atıştır. Daha doğrusu bu atış Allah tarafından insan kalbine kodlanmış Lafza-i Celal zikrin ta kendisi bir atıştır. Ancak insanoğlu kalbin bu zikri atışına kayıtsız kalıp eşlik etmezse biliniz ki bu atışın hiçbir yararı olmayacaktır. Yok, eğer kalbin bu atışı karşısında insanoğlu dilini damağına yapıştırıp kalbe bağlı işaret parmağıyla da teşbih tanelerine dokunaraktan eşlik ederse işte ayeti celilede beyan buyrulan kalb asıl o zaman huzura erecektir. Böylece huzura ermiş kalbin zikriyatı önce letaiflere daha sonrada tüm vücuda yayılacaktır. Yeter ki insan kalbin dakikada 124 kez ?Allah? deyiş ritmine kendi cüzi iradesini katıversin o kalb bir anda Sultani özellik kazanır da. Hatta böylesi bir kalb kendi kabını da aşıp kâinatta zikreden tüm zikri ilahi senfonilerin ritim şefi olur bile.  Hatta Yüce Allah böylesi zikreden kalbe sahip kulunu diğer yarattıklarına karşı övüp huzura erdiğini müjdelerde diyebiliriz.  

           Evet,  sakın ola ki zikri pas geçip hafife almayalım. Hem nasıl hafife alınsın ki, bikere zikir sonradan kazanılmış bir keyfiyet değil ki, bilakis ezelde kazanılmış ve bilhassa bezm-i elest?te kazanılmış fıtri bir keyfiyettir. Dolayısıyla zikir benim neyime diğer ibadetler bana yeter deyip de zikri boşlamak kendimizi kandırmak olur. Oysa zikir kâl? belâda söz verdiğimiz günden bugüne, ahiret ve ahiret sonrası ebediyen devam edecek asla hafife alınamayacak deryai umman bir süreçtir. Şimdi gel de böylesi bir derya-i ummanı pas geç, ne mümkün. Düşünsenize kıyamet günü geldiğinde cennetlikler dünyadayken eda ettiği zikrine hamd-ü sena eyleyerekten şükredip zikrini devam ettirirken cehennemlikler de kıyametin dehşetinden ?Yandım Allah? demek suretiyle korku belasına da olsa zikretmekten kendilerini alıkoyamayacaklardır. Bu demektir ki ?Allah? adı hayatın her safhasında bir kez olsun zikretmeyenlerin bile sığınacak liman ve tutunacak bir dalı olabiliyor. Amma velâkin can boğaza gelip iş işten geçtikten sonra Allah demişsin neye yarar ki. Malum Hannâs adlı şeytan işini anında yapanlara değil de sürekli işini yokuşa sürüp erteleyenleri gafil avlayabiliyor. Hiç kuşkusuz şeytan her daim Allah?ı zikredenleri gafil avlayamayıp adeta çılgına dönmektedir.  Nasıl çılgına dönmesin ki, ha bugün ha yarın deyipte Allah?ın zikrini boşlayanların kalplerine şeytan için dalmak kolay olurken zikreden kalplere dalmak pekte onun için öyle kolay değil elbet. İşte bu yüzden şeytan zikredenler karşısında yelkenleri indirmek zorunda kalıp adeta için içini yiyerekten çıldırmakta. Anlaşılan o ki zikreden kalpleri nefsin hevasından,  şeytanın hile ve vesveselerinden koruyan tek kalkan Lafza-i Celal, yani Allah adını zikretmektir.  Yeter ki zikreden derviş kalpte Lafza-i Celal zikrini gafletle çekmesin bir bakmışsın o kalbi zikir sahibine huzur getirip hele şükür dedirttirir de.  

           Hiç kuşku yoktur ki zikirden maksat Allah?a ulaşmak olmalıdır. Zikir sonrası yüce makamlardan talep edilecek muradımız ise sadece Allah?ın rızalığını kazanmak olmalıdır. Hani derler ya, dervişin fikri neyse zikri de odur. Gerçektende dervişin fikri Allah?tan gayri bir şey istemekse bunun adı masiva talep olur.  Yok, eğer dervişin fikri ?ilâhi ente maksûdi ve rıdâike matlûbì-Allah?ım maksadım sen, isteğim senin rızanı kazanmak? ise hiç kuşkusuz bu talep huzurda kabul görür. Diğeri ise huzurda asla kabul görmez.  Zaten Allah?tan gayri her istek ve arzu dünyalık olduğundan (masiva olduğundan)  kulun dünyada yüzüne çarpılmasa da ahirette mutlaka yüzüne çarpılacaktır.  O halde kul olarak bizlere dünyalık talep ve arzuların peşine koşmak yerine ömürde bir kez de olsa canı gönülden ?Lailahe illallah? diyebilmenin peşine koşmak düşer. Düşünsenize böyle bir anı yakaladığımızda Peygamberimiz (s.a.v)?in ebedülebed cehennem azabıyla ateşte kalmak yerine eninde sonunda müjdelediği cennete gireceğiz demektir.

     Evet, zikir ebediyet kazandıran bir güçtür. Nitekim zikirle ilgili ayetlere şöyle göz attığımızda Allah?ı zikretmenin ne büyük bir güç ve nimet olduğu görülecektir. Öyle ki Rabbul âlemin ayetlerinde zikrin büyük bir nimet olduğunu kullarına şöyle bildirmekte;

    ?-Beni zikretmek için namaz kıl (Taha/14).

    -Namaz kıl. Muhakkak ki namaz insanı kötülüklerden alıkoyar (Ankebut/459).

    -Siz beni zikredin ki bende sizi zikredeyim (Bakara/152).

    -Allah?ı çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz (Enfal/45.)

    -Ey İman Edenler! Allah?ı çokça zikredin O?nu sabah akşam tesbih edin (Ahzab/41?42).

    -Allah?ı çokça zikreden erkekler ve kadınlar var ya, Allah onlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır (Ahzab/35).

    -Onlar ayakta otururken ve yanları üzerine yatarken zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler (Al-i İmran/161).

      -Duanız olmazsa Rabbiniz sizin neyinize kıymet versin?? (Furkan/77)

          İşte yukarıda geçen ayetlerden de anlaşıldığı üzere kalbi huzura erdirecek tek ilaç zikirdir. Zira kalp merkezi karargâh olması hasebiyle ilk zikir alevi bu karargâhta kıvılcım almaktadır. Derken kapte ki bu kıvılcım sırasıyla letaiflere sirayet edip tüm vücuda yayılır da.

           Peki, kalbi zikir buysa ya nasıl bir zikirdir derseniz,  cevab olarak namaz her ne kadar gibi gözükse de özüne baktığımızda tüm rükünleriyle birlikte zikretmenin adıdır deriz. Nitekim dinin temel direği olarak ilan edilmesi bunun bariz göstergesi diyebiliriz de

             Sadece namaz ibadeti mi?  Hiç kuşkusuz diğer ibadetlerinde kendine has zikir rükünleri vardır. Peki, madem öyle zikirlerin hangisi daha makbuldür sorusu karşısında ne diyebiliriz? Bu soru karşısında hiçte telaşlanmaya gerek yoktur,  sadece Ariflerin dilinden  ?kalbin en çok uyanık olduğu andaki zikirdir? diye cevaplandırmak kâfidir.  Yani her şey kalbi uyanık ve diri tutmakta gizlidir. İşte kalbi uyanıklık kazanan bir salik eriştiği   ?Sultan-ı zikir? sayesinde tüm ibadetleri hakkıyla zikre dönüştürmüş olur.  Malum, Sultan-ı zikir kalbin fenafillâhtan bekabillaha yol almak manasına bir zikirdir.

          Her ne kadar Kur?an?da ve sünnette zikrin ne şekilde, ne miktarda, hangi vakit çekileceği açık belirtilmemişse de pekâlâ bunu işin ehlinden sorup öğrenip talim etmek mümkün. Yine her ne kadar dinimizde üzerimize farz olan ibadetlerde birer zikir olarak addedilmişse de şu da var ki,  Kuran?da bir kısım ayetlerde geçen:

         ?Namazı bitirince ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken Allah?ı zikredin (Nisa/103), Hac ibadetlerinizi bitirdiğinizde Allah?ı zikredin (Bakara/200), Düşmanla karşılaştığınız vakit sabredin ve Allah?ı çoksa zikredin ki kurtuluşa eresiniz (Enfal/45)?? türünden zikriyatı da görmezden gelemeyiz. Ki bu söz konusu ayetler bizim ayrıca Rabbü?l âlemini özel olarak anmamız gerektiğinin bir teyididir. Hatta bu ayetleri kurtuluş reçetemiz olarak görmemiz faydamızadır.

          Evet,  ibadetlerde bir anlamda zikirdir ama bunun yanı sıra Yüce Allah?ı özel olarak tesbih etmekle de kalbimizi iri ve diri olarak uyanık tutacağımız muhakkak. Kur?an?da zikredilen ayetlerden öyle anlaşılıyor ki;  hem İslam?ın beş şartını yerine getirip ibadet yapmak var, hem de Allah?ı özel olarak anıp zikretmek gerektiğinin işareti vardır. Kaldı ki Peygamber Efendimiz (s.a.v) bütün zikir çeşitlerini tatbik ettiği gibi her bir ashabının meşrebine uygun zikir telkin etmiş bile.  İyi ki de telkin etmiş, bu sayede Allah?tan gayrı tüm sahte putların boyunduruğu altından kurtaracak gerçek hürriyete kavuşmanın reçetesini öğrenmiş olduk. Derken Ashab ve Tabiun?dan sonra emaneti devr alan Rabbani âlimlerin açtıkları dergâhlara koşup bu sayede zikir meclislerinde soluklanmayı keşfettik. Nasıl soluklanmayalım ki, bikere Resulü Ekrem (s.a.v) ta baştan zikir meclislerini cennet bahçelerinden bir bahçe olarak övmüş, elbette ki dergâhlara koşmak gerekir.  Kaldı ki balık için su ne ifade ediyorsa bizim içinde dergâh o nisbette bir anlam ifade etmekte

        Peki, namaz sonrası tesbihatlar için ne denilebilir derseniz,  gayet bu hususta namaz sonrası yapılan tesbihata baktığımızda umuma şamil bir tesbihat olduğu çok açık ve net bir ortada gözüküyor. Keza rükû, sücud ve tahiyyat oturuşun da okunan tesbihatlarda öyledir. Dolayısıyla namaz içi ve namaz sonrası tesbihatlar dışında yapılacak vukuf-i zaman ve vukuf-i adedi niteliğinde her tesbihat ise vird olarak isimlendirilir Ancak bu tür isimlendirilen tesbihatların işin ehline danışaraktan yapılması icab eder. Çünkü kendi kendine yapılan zikirlerde doz ayarı yapmak çoğu kez bir takım yanılgıları ve sıkıntıları da beraberinde getirebiliyor. En iyisi mi biz işi ehli bildiğimiz Mürşidi kâmillerin telkinleri doğrultusunda zikir dozu edinip öyle yola kolay koyulmalı. Aksi takdirde Allah korusun şeytanın maskarası durumuna düşebiliriz.

         Tasavvuf yolunda; sırf kalb,  sırf dille yapılan zikir olduğu gibi hem kalp hem dil ikisi bir arada olmak üzere toplamda üç tür zikir metodu söz konusudur.  Ve her üç türde haktır.  Malumunuz cehri (sesli) zikirde nefsi ıslah etmek esas olduğundan işte bu noktada nefis terbiyesi bu yolun besmelesi gibi bir mahiyet kazanır. Hafi zikirde ise gizlilik esas olup bu metotda salik ruhi yoldan terbiye edilir. Dahası hafi zikri vird edinenler kendilerine Habib-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)?in bir kısım ashabının yüksek sesle tekbir getirmesi karşısında beyan buyurduğu;

       ?-Böyle sesinizi yükseltip kendinizi yormayın. Siz kulağı sağır veya uzaktaki birisini çağırmıyorsunuz. Sizler, gizli açık her şeyinizi işiten, size çok yakın olan ve hep sizinle beraber bulunan Allah?ı zikrediyorsunuz (Buharı, Müslim, Ebu Davut)?  hadis-i şerifin yanı sıra Yüce Allah (c.c)?ın; beyan buyurduğu ?Kulum beni gizlice içinden zikrederse bende onu zatımda zikrederim?  hadis-i kudsiyi ölçüyü esas alarak zikretmekteler. Nitekim Nakşibendî tarikatı hafi zikrin icra edildiği tek kapı olma özelliği ile dikkat çekmektedir. Hatta Nakşîler zikir kavramından daha çok vird kavramını kullanırlar.          

         Zaten yukarıda da belirttiğimiz üzere, vird her gün belli sayıda (vukuf-i adedince) yapılan zikre verilen bir isimdir. Ancak isimlenen her vird belli miktarda Lafza-i Celal zikri çekerek olabileceği gibi,  yine belli miktarda letaif zikri çekmekle ya da Nef-i isbat zikir şeklinde de olabilir. Fakat şu da var ki her hayrın başında ve sonunda istiğfar çekmek ya da her gün Kur?an?dan bir cüz veya Delâilü?l Hayrât okumak da vird kapsamında görülebiliyor. Tıpkı beş vakit namazı vaktinde eda ettiğimiz gibi günlük hayatta belirli adette çekilen her tesbihat,  her evrad ve her derste öyledir.  Yani, devamlılık arz eden dersler olduğu içindir vird olarak addedilmekte. Bu arada belirtmekte fayda var, devamlılık gerektiren her vird gafletle icra edilse de ihmal edilmeye gelmez,  mutlaka aksatmadan eda edilmeli ki taklitten tahkike geçilebilsin. Yeter ki Allah?a halisane niyetle hemen her gün belirli bir zaman diliminde yılmadan usanmadan vird çekmede gayret gösterilsin eninde sonunda kalp huzura ererde. Nitekim Allah Teâlâ bu hususta ?Bütün zamanlar zikir için yaratılmıştır. Zikirden ancak münafıklar usanır? (Nisa/142) diye beyan buyurmuştur.

          Peki ya dua?lar nasıl vird edinilir?  Her ne kadar dualar hakkında her şart ve ahvalde, her dil ve lahzada Allah?a münacatta bulunmak şeklinde bir niyaz olarak vird edinsek bile yine de ulemanın ekseriyeti Kur?a?n ve Hadislerde zikredilen duaları vird edinmenin daha doğru olacağını dile getirmişlerdir. Aslında dua bir bakımada yapılan ibadetlerin,  yapılan Hatme-i Haceganların, okunan Kur?an tilavet ve evradların, çekilen virdlerin şükrünü ifaya yönelik de bir virddir. Zira her amelin ardından zikrimizi ve fikrimizi dua ile şükreyleyip hatimleriz de. Hakeza yemek yediğimizde de öyledir. Nitekim yemek yemeye başlarken besmele çekmek zikir,  yediğimiz gıdaların asıl kaynağının Allah olduğunu düşünmek fikir, yemeğin sonunda Yüce Mevla?ya nimetlerinden dolayı teşekkür edip şükretmek ise dua olarak karşılık bulur. Madem öyle bize, dilimiz üzerine ayırt edici reseptörler vasıtasıyla yediğimiz gıdaların acı mı, tatlı mı, yoksa ekşi mi olduğu fikriyatını hissettirip bizi bin bir lezzetleriyle gıdalandıran Yüce Allah?a şükretmek düşer.

       Şu da var ki; Allah?a şükretmek sadece karın doyurmakta hatırlanan bir şey değil,  bilhassa darda kaldığımız bir anımızda da başvurduğumuz bir virddir. Nitekim çoğu zaman sinirlendiğimizde ve başımıza bir şey geldiğinde hemen  ?La havle ve la kuvvete illa billâhil aliyyil azim? deriz,  herhangi bir sıkıntıya girdiğimizde de  ?Hasbunellahu ve ni?mel vekil? deriz, bir kusur işlediğimizde ise ?Estağfurullah? deriz. Sonuçta karşılaşacağımız ister nimet olsun isterse bir takım sıkıntılar olsun hiç fark etmez her halükarda bize Allah?ı hatırlatıcı zikir, fikir ve şükür gibi virdlerden alıkoymamalıdır. Yeter ki Allah?ı hatırlatan virdler Kur?an ve sünnet ışığında dilimizden sadır olsun her şükredişimizde nimetleriyle Allah?ın nimetleriyle bereketleneceğimiz gibi her tevekkül edişimizde de sıkıntılarımız giderilir de. Bu arada şunu belirtmekte fayda var,  ?Estağfurullah?  çekmek sadece hata ve kusurlardan dolayı söylenilen bir vird değildir,  her ibadetin başında ve sonunda Allah?a karşı layığı veçhiyle amel yapamamanın kaygısıyla da söylenilmesi icap eden bir virddir. Keza her işin başında besmeleyle işe başlamak, işin sonunda hamdüsenada bulunmakta öyledir. Bilhassa camiye ve eve girerken besmele ile adım atıp çıkarken de yine besmele çekip mağfiret dilemek de öyledir. Ancak dikkat edilmesi gereken husus toplum içerisinde gösterişe kaçmadan Allah?a kalben dua ve niyazda bulunmak daha uygun olacaktır. Hatta bir mümin kardeşimizin yüzüne karşı değil de gıyabında dua yapmakta öyledir. Çünkü açıktan yapılan dua ve amellere her an riya karışabiliyor.

         Peki, yatarken ne yapmalı? Elbette ki sünnet olan neyse onu yapmalıdır.  Nitekim uyku moduna geçmeden önce fatiha, ayete?l kürsi, kafirun, ihlâs ve felak sürelerini okumak sünnettir zaten. O halde uyku deyip geçiştirmemeli. Çünkü insan düşünde her an bir kâbus görme gibi bir takım risklerle karşı karşıya kalabiliyor. İşte bu tür riskleri gidermek için bilhassa Kureyş suresinin okunması tavsiye edilmektedir. Zaten ehlisünnet çerçevesinde tavsiye edilen her ne varsa ona uyduğumuzda hiç endişelenmeye gerek kalmaksızın  ?O?ndan geldik yine dönüşümüz O?nadır?  zikriyle uyanıp normal gündüz akışımıza devam edeceğiz demektir. Normal gündüz akışı derken sabah ev çıkışından eve dönüş arası akıştır elbet. Düşünsenize böylesi bir akışta bile boş durmak yok.  Nasıl mı? Yani,  Gavs-ı Sani (k.s)?ın beyan buyurduğu ?Şayet bir insan sabah uyandığında abdestini alsa sonra da;  Ya Rabbi!  Sen Rezzak-ı mutlaksın. Çalışsak da çalışmasak da rızkımızı verirsin. Lakin rızık için vacip kıldığın üzere rızkımızı kazanmaya gidiyoruz diye niyet edip işe başlarsa o insan bütün gün başını secdeden kaldırmayan kişinin sevabını alır? şekliyle boş durmak yoktur elbet. Sadece iş için mi, tabii ki mesai sonrası da boş durmak yok. Öyle ki evimizin yolunu tutup,   hatta evde hiç kimse olmasa bile yine boş durmayıp selam vererek eve girmemiz icap eder. Zira zikir, fikir ve şükür asla boşluk kabul etmez. Nitekim boş sandığımız her alan ister ev olsun ister başka bir mekân olsun hiç fark etmez şu bir gerçek bizi her daim gözetleyen melekler var,  bilmem bu örnek yetmez mi?  Şayet yetmedi diyorsanız, pekâlâ ehlisünnet kitaplarında geçen birkaç misali daha şöyle sıralayabiliriz:

     - Mesela normal hayat akışı içerisinde bir ölüm haberi işittiğimizde sanmayın ki boş duracağız,   tam aksine anında   ?İnna lillah ve inna ileyhi raciun?  diye zikrederek karşılık vermemiz icab eder.  

     - Mesela amansız bir hastalığa tutulduğumuzda yine boş durmak yok.  Bilakis Allah?tan  ?Ölüm benim için hayırlı ise benim canımı al, hayatta kalmak hayırlı ise sağlık ver?  şeklinde niyazda bulunmamız icab eder.

     - Mesela yıldırım, sel ve deprem gibi doğal afetlerle karşılaştığımızda derhal ?Allah?ım sana sığınırız bizleri helak etme afiyet ver? dememiz icab eder.

      - Mesela hayatın akışı içerisinde oldu ya bir takım maddi sıkıntılara bağlı olaraktan köşeye sıkıştığımızda yine derhal ?Ya Rabbi! Acizlikten, miskinlikten ve cimrilikten sana sığınırım? diye yalvarmak gerekir.

           Velhasıl kelam öyle anlaşılıyor ki,  hayatın her safhası ve her alanı zikir, fikir ve şükür örgüsüyle örülü, burada önemli olan eşrefi mahlûkat olarak yaratılan insanın kâinatta icra edilen zikir senfonisine kayıtsız kalmayıp eşlik etmesidir. Eşlik ettiğinde biliniz ki hem kendisi hem de insanlık huzur bulacaktır.    

          Vesselam.

https://enpolitik.com/kose-yazisi/3100/zikir-fikir-sukur

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM