BÂZ GEŞT

Eklenme Tarihi: 04.12.2019 07:15:00 - Güncellenme Tarihi: 13.08.2020 02:26:47


        Nakşibendî tarikatında ?Bâz geşt? cümlesinin ne anlama geldiğini düşündüğümüzde;  gerek Lafza-i Celal zikrin her tesbih dönüm başında gerekse belirli sayıda çekilen Nefy-u isbat zikrin sonunda  ?İlâhi ente maksûdi ve rıdâke matlûbi? cümlesiyle Yüce Mevla?yı layıkı veçhiyle zikredememenin acziyetinin ifadesi ve dile gelişi olarak tanımlayabiliriz pekâlâ.  Nitekim Gavs-ı Sani (k.s)  bu tanımda yer alan Lafza-i Celal zikrinde ?Bâz geşt? usulünün nasıl yapılması noktasında sofilerine: ?Zikirden maksad Yüce Mevla?ya ulaşmaktır. Dilini damağa yapıştırıp kalben ?Lafzai Celal?  zikri çeken bir sofinin her tesbih imamesi sonunda damağa yapışık olan dilini çözüp ardından İlâhi ente maksûdi ve rıdâke matlûbi cümlesini kendi duyacağı hafif bir sesle söylemesi kâfidir? şeklinde izahatta bulunur.

        Evet, Hak yolcusu bir salik ister seyr-u sülùkun başlangıcında, isterse nihai aşamasında olsun hiç fark etmez,  talim eylediği zikri hakkıyla yâd edememenin gönül hüznü diliyle  ?İlâhi ente maksùdi ve rıdâke matlûbi? cümlesini ?Bâz geşt? usulünce telaffuz etmesi icab eder.  Hele birde talim eylenen zikir ?Nefy-u isbat? zikriyse salikin bunun üzerinde daha da özene bezene hassasiyet göstermesi gerekir.  Nasıl özen gösterilmesin ki,  bikere her şeyden önce çekilen zikir yükte hafif, paha biçilemez kıymet değer ağırlıkta bir zikirdir. İşte bu nedenle Resul-i Ekrem (s.a.v.) bu hususta ümmetine  ?Benim ve benden önceki enbiyanın söyledikleri en hayırlı kelime ?lâ ilahe illallah?tır. Zira yedi kat gök ve yedi kat yerin terazinin bir kefesine (konsa), Kelime-i Tevhid?de bir kefesine konsa bu kelime ağır gelir?  demekten kendini alamamıştır. 

     Hiç kuşkusuz Kelime-i tevhid zikriyle Yüce Allah?ı hakkıyla yâd etmek her baba yiğidin harcı değil,  Şimdi gel de böylesi övülmüş zikri talim eyleyen Hak yolcusu bir salik,  acziyetini ?Bâz geşt? usulünce, yani  ?İlâhi ente maksùdi ve rıdâke matlûbi ? cümlesiyle dile getirmesin, ne mümkün.  Elbette ki Hak yolcusu bir salikin nefesini tutaraktan yirmi bir adet çektiği  ?lâ ilahe illallah?  zikrinin hemen ardından nefesini salıvermesiyle birlikte acziyetini ?Bâz geşt? cümlesiyle ifade etmesi gayet tabii bir durum.  Zaten yüce makamlara hal durum vaziyeti arz eylemek bunu gerektirir.

         Gerçektende Kelime-i Tevhid zikrinin paha biçilmez bir zikir olduğunun işareti şundan besbellidir ki, Nakşibendî Sadatları taliplilerine bu zikri yolun başında değil de sonunda vermekteler. Malumunuz yolun daha henüz başlangıcında olan bir sofiye Lafza-i Celal zikri talim ettirilmekle kalbin olgunlaşması beklenirken, sonrasında letaif zikriyle de vücudun tamamının zikirleşmesi hedeflenir,  derken en nihai aşamada Peygamber kavlince övülmüş zikirlerin şahı diyebileceğimiz ?Kelime-i Tevhid? zikri talim ettirilerek de tevhidi şuur aşılanır.    Hele o aşı tuttuğunda biliniz ki, dünyanın tüm hazineleri o sofinin önüne serseler de ne fayda,  dönüp bir kez olsun yüzüne bakmayacağı aşikâr. Zira bu noktadan sonra o sofinin yüzü hep Allah?a dönük olacağından ?İlâhi ente maksùdi ve rıdâke matlûbi? ifadesinde anlamca yerini bulan  ?Allah?ım maksadım sen,  isteğim ve aradığım senin rızanı kazanmaktır? arzu halinin yüce makamda kabul görmesi çok büyük bir hazine olur artık.  Ki;  kabul gören bu arzu hal sıradan bir arzuhal değildir, bilakis Nakşibendî Tarikatının on bir kandilinden ?Baz geşt? usulü arzuhal namedir bu.  İşte Hak yolcusu bir salik,  kabul gören bu arzu hali sayesinde dünya ve dünya içindekilerin bu gün var yarın yok olacağının bilinciyle baki olan Yüce Allah?ın ipine daha da büyük bir iştiyakla sarılır da.  Öyle ya, ne de olsa tüm mahlûkat Allah-u Teâlâ?nın zatı tecellisine muhtaç durumda ancak varlığını sürdürebiliyor, o halde baki olan Allah?ın ipine sarılmak varken eninde sonunda bir gün yok olmaya mahkûm geçici masivalara niye sarılsın ki. Üstelik bu noktada Allah?ın ibadete de ihtiyacı yoktur, asıl kulların ibadete ve zikre ihtiyacı vardır. Hele ibadet ve zikirden yoksun bir hayat sürsün bak o zaman o kulun hayvandan daha da aşağı mertebede her an insanlıktan çıkması an meselesi diyebiliriz.  Kaldı ki Allah adını anmayan bir insan nasıl ruhunun susuzluğunu giderebilir ki. Mutlaka manevi ihtiyacını ve susuzluğunu gidermek için her an her salise Yüce Mevla?yı yâd etmeye mecbur da. Dolayısıyla buradan çıkaracağımız ders şu olmalı,  vird çekerken Allah?tan gayri her ne masiva varsa hepsinin fani ve yok olmaya mahkûm olduğunun bilinciyle tek temel hedefimizin Allah?ın rızasını kazanmak olmalıdır.  Zira O?ndan geldik dönüş yine O?nadır. 

           Evet, Hak yolcusu bir salik için önemli olan O?na dönüş manasına ?Er rücu?  yolunda ?la ilahe illallah? zikrinin akabinde nefesini serbest bırakacağı sırada  ?İlâhi ente maksùdi ve rıdâke matlûbi?  cümlesini şeklen değil, bilakis  ?Baz geşt? usulünce en samimi kalbi duygularla arzuhalini arzı endam edebilmek çok mühimdir.  Nitekim bu hususta Muhammed bin Abdullah el- Hani ?Adab? adlı eserinde şöyle der: 

      -Zakir ?Nefy ü isbat? zikrini çekerken nefesini salıverdiği vakit söylediği şu mübarek sözün manasını düşünmelidir: ?Ey Rabbim, maksudum ancak sensin ve isteğim ancak senin rızandır? derken nefy ü isbatın manasını te?kid etmelidir. Bunu yapmak zakirin kalbinde tevhid hakikatinin sırrını yerleştirir. O hale gelir ki; nazarından bütün mahlûkat silinir, sadece Hakk?ı görür. Hak Teâlâ?nın varlığı zahir olur. Nakşibendî büyüklerinin saliklere bunu özellikle emretmelerinin sebebi budur. Salik zikrediyorsa zikrinin manasını düşünecektir. Tevhidin sırrına böyle erer.  Masivadan böyle sıyrılır, tevhide böyle ulaşır?? 

       İşte bu müthiş sözlerden de anlaşıldığı üzere Kelime-i tevhid zikrinin feyzi bereketiyle kendi egosunu hiçe sayaraktan içtenlikle maksadının Allah?ın rızasını kazanmak olduğunu arzı endam eyleyen bir salik  ?Bekâbillah? makamına adım adım ilerler de.  Hatta o salik ?Bâz geşt?  ifadesinin mana ve ruhuna sadık kalaraktan rıza sıfatıyla donatılmaya kendini adar bile.  Nasıl kendini adamasın ki,   içtenlikle söylediği o ?Baz geşt? cümlesinin yüzü suyu hürmetine Allah?ın rızasını kazanacağının heyecanı ve ümidiyle hem Tevhidi zikrin sırrına vakıf olur hem de Allah?ın sevilen kullarından olur. Nitekim ?Riyazus Salihin? adlı eserde geçen sahih bir hadiste (hadis-i kutside)  de zikredildiği üzere Peygamberimiz (s.a.v)  bu hususu ashabına şöyle duyurur da: 

     -Allah (c.c) bir kulunu sevdiği zaman Cebrail'i çağırır: 

     ?Ya Cebrail! Filan adamı seviyorum. Sen de sev? der. 

        Bunun üzerine Cebrail (a.s.)  kendi başkanlığında ki melekler meclisinde onlara şöyle hitab eder:

        ?Hak Teâlâ filan kulunu seviyor, siz de seviniz.?

          İşte bu duyuru anında gök kubbede yankı bulur da. Tabii bu duyur sadece semavatla sınırlı kalmaz,  bu kez Cebrail (a.s.)  yeryüzü ahalisine yönelip çağrısını şöyle seslendirir:

           ?Allah (c.c) filan kulunu sevmiştir. Siz de Allah'ın filan kulunu sevin.? 

        Böylece bu duyuruyla birlikte yeryüzünde ne kadar samimi mümin, ne kadar Salih kişi varsa onların gönlünde taht kurmuş olur. Yeter ki o salik,  sevildiğini kendinden değil, bizatihi Yüce Allah (c.c.)'ın ilahi takdiri ve lütfuyla olduğunu bilsin bu sevgi seli sadece dünya ile sınırlı kalmaz kıyamet günü sevdikleriyle beraber olacak şekilde devam eder.   Delil mi? İşte Peygamberimiz (s.a.v)?in  ?Kişi sevdiği ile beraberdir? beyan buyurması bunun bariz delili zaten.  

        Evet, her şey sevip sevilmekte gizli..  Öyle ki, Nakşîler kalben Allah adını sinelerine nakşede nakşede bu işin Allah?ın sevgisini ve rızasını kazanmaktan geçtiğini fark etmişlerdir. Bu nedenle ?Bâz geşt? usulü on bir kandilin en önemli ışıklarından biri olarak yerini alır bile. Düşünsenize Hak yolcusu bir salikin bu müthiş ışık kandili usulle Allah?ın rızasını kazanıp sevgisine nail olduğunu, hiç kuşkusuz o Salih kişi Allah?tan gayrı tüm sahte mabutlara meydan okur da.  

     Şurası muhakkak,  insan ne ararsa kendinde aramalı.  Şayet Allah (c.c)  bir kulunu sevmiyorsa,  insan bilmeli ki Cebrail (a.s.) yukarıda bahsi geçen hadisi kutsinin gereğini yapıp hem semavat ehli hem de yer ehlinden Salih insanlar o insanı sevmeyecek demektir. O halde bize düşen neydik edip gönül aynası Allah sevgisiyle dopdolu, bir gönlün içine girmek olmalıdır. Nasıl mı? Allah?ın razı olacağı  bir kul olmakla elbet.  Bunun dışında ne para ne de pul bir gönle girdirebilir. İlla ki, ?Bâz geşt? düstur üzere kul olmak gerekir ki, sevilenlerden ve sevilmişlerden olunabilsin. Aksi halde etraftan insanların durduk yere bizden nefret duymamalarını ya da bizi sevmelerini beklemek hayal olur. Allah?a öyle abd (kul) olmalı ki,  bizi gören bizde dirilmeli. Bu da ancak sıdk ile Yüce Allah?ı can-ı gönülden zikr eylemekle mümkün.  Düşünsenize böylesi Allah adını hem dilinden hem de kalbinden düşürmeyen bir kulu kim sevmez ki.  Zira her kim Yüce Allah?ı (c.c)  ?İlâhi ente maksùdi ve rıdâke matlûbi? cümlesinin mana ve ruhuna uygun rızasını talep ettiğinde, biliniz ki eninde sonunda o kul bir yandan Yüce Allah?ın sevgisine mazhar olacağı gibi diğer yandan da insanların samimi sevgisini de kazanmış olacaktır. Samimi sevgi derken,  elbette ki Allah rızası için sevmek ve sevilmeyi kast ediyoruz.  Nitekim sevilmişlerin sevilmişi seçilmişlerin seçilmişi Gönüller Sultanı Seyda Hz.lerinin yurdun dört bir yanından büyük bir sevgi seliyle kafileler halinde ziyaretine gelen insanlara bu hususta şöyle sohbet etmeleri son derece manidardır:  

    -"Eğer ki benim yanıma Allah (c.c) rızası için geliyorsanız gelin, yok eğer seyyid olduğum için, âlim olduğum için, Gavs (k.s)?ın oğlu olduğum için geliyorsanız hiç boşa yorulmayın.  Şayet bu niyetle gelirseniz, kıyamet gününde Resul-i Ekrem (s.a.v.)?in huzurunda sizden davacı olurum. Madem geliyorsunuz, o halde niyetinize Allah (c.c) rızasını alın öyle gelin. Hatta buraya gelip tövbe ettikten sonra bu dergâhta menfaat görmedim diyorsanız başka mürşide gidin.  Zira hidayetiniz burada olmayabilir. Şayet bunu da yapmazsanız,  yine bundan dolayı da mahşerde davacı olurum."

      Ne diyelim,  işte görüyorsunuz asıl sevgi budur. Ki;  Nakşibendî tarikatında ?Bâz geşt? usulünden asıl maksatta Allah rızası için sevmek ve sevilmektir zaten.  Hakeza buna Allah için buğz etmek de dâhildir.  Bir başka ifadeyle  ?Bâz geşt? usulünde Resulü Ekrem (s.a.v.)?in  "El muhubbi lillah vel buğzu lillah" diye beyan buyurduğu şekliyle muhabbeti de buğzu da Allah (c.c) rızası için yapmak esastır. Öyle anlaşılıyor ki,  ?Bâz geşt? usulünde Allah?ın rızalığını kazanmak doğrultusunda ?sevmek, sevilmek ve buğz etmek? üçlü sacayağı çok mühim can alıcı noktadır. Madem öyle,  Allah?ın sevgisine mazhar olmayı hedeflemiş bir dervişin her zikredişinde Hak Teâlâ?yı layıkı veçhiyle zikredemeyişini ?Bâz geşt? cümlesiyle Hakka arz etmeli ki, yüce Allah?ın lütfu ve ihsanı da beraberinde gelsin. Zira Hak Teâlâ?nın ihsanı olmadan hiçbir kimse ?Allah? adını hakkıyla yâd edemez.  Yok, ben şu kadar zikir çektim,  yok ben şu kadar amel yaptım,  yok şu kadar hayır hasenatta bulundum türünden ifadeler tam da insanı yolundan ve hedefinden şaşırtacak nefsanî ve şeytani aldanmanın bariz göstergesi ifadelerdir.  Nitekim Şah-ı Nakşibend (k.s)  bu hususta sofilerini şu sohbetle uyarır da: '' Kendi nefsinizi kâfirden aşağı görmedikçe bu yolda asla ilerleyemezsiniz.'' 

      Tabii bu sohbetten hedeflenen temel amaç bir müminle bir kâfirin kıyasını yapmak değildir,  tam aksine nefsin dizginlenmesine ve nefis muhasebesine yönelik bir sohbettir bu.  Malumunuz hidayet Allah?tandır.  Öyle ya, günün birinde bir bakmışsın kâfir denilen adam hidayete erip Müslüman olmuş, dolayısıyla burada asıl düşünmemiz gereken husus ne oldum değil ne olacağımız husus çok önem arz etmekte. Yani,  asıl biz ne durumdayız onun icabına bakmak nefis muhasebesi için çok mühim bir örnek tutum olacaktır. Bu örnek tutumun dışında kendini kaf dağında görmek, insana hiç bir şey kazandırmayacağı apaçık ortada  zaten.  İnsana kazandıracak tek şey ?Baz geşt? adabıdır, yani tevazuu zırhıdır. Örnek mi? İşte Seyda Hz.leri bunun en bariz örneği.  Üstelik de Seyda (k.s)  yurdun dört bir yanında kendisini ziyarete gelen on binlerce insanın havasına ve cazibesine kapılmaksızın; ?Madem buraya geliyorsunuz, bari niyetinize Allah (c.c) rızasını alın da öyle gelin. Yoksa ruz-i mahşerde hepinizden davacı olurum? diyecek kadarda ?Bâz geşt? zırhı giymiş Gönül Sultanıdır o.  Hiç kuşkusuz çevremizde her birimiz bu örneğin tam zıddı bazı uç örneklerde görmüşüzdür. Nitekim bazı aklı evveller etraflarına birkaç kişi topladıklarında bir anda kendilerini dev aynasında görebiliyorlar.  Onlar kendilerini dev aynasında göre dursun,  bakın halen bu gün olmuş Menzil?de Gavs-ı Bilvanisi (k.s)?den Seyda Hz.lerine, Seyda Hz.lerinden Gavs-ı Sani (k.s)?e gelen dalgada tevazuu halinden zerre miskal olsun şimdiye kadar hiçbir eksilme görülmemiştir. Bu durumda hem nasıl eksiklik görülsün ki,  ?Bâz geşt? usulünce yola devam edilmekte zaten.  

     Hâsıl-ı kelam şu iyi bilinsin ki, Allah (c.c) yolunda Sadatlar toprak oldukça kıyamete kadar has bahçelerinde yetişen güller ve çiçekler de hiç eksik olmayacaktır. 

      Vesselam. 

https://enpolitik.com/kose-yazisi/3594/baz-gest

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM