Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana

Eklenme Tarihi: 29.01.2020 07:11:59 - Güncellenme Tarihi: 13.08.2020 02:17:40

       İnsanlar çeşit çeşittir. Peygamberler, velilerde keza öyledir.  Nasıl ki beş parmağın beşi bir olmadığı gibi peygamberler, sahabeler, tabiinler, âlimler ve velilerde kendi aralarında eşit değildir. Yani kendi içinde derece derecedirler. Mesela velilere bir bakıyorsun kendi içlerinden bu güne dek sayılamayacak kadar çeşit çeşit halife, çeşit çeşit evliya ve çeşit çeşit irşad edici mürşid çıkardıklarını müşahede edebiliyoruz.  Ve bu çeşitlilik içerisinde öyle veliler vardır ki sadece kendi ev hanesini irşad ettiğini, öyle veliler vardır ki sadece kendi köyünü irşad ettiğini, öyle veliler vardır ki sadece kendi memleketini irşad ettiğini, öyle de veliler de vardır ki tüm bunların üstünde umumu kapsayacak derecede irşad dalgası oluşturduğuna şahit olabiliyoruz.  Tabii durum vaziyete şahit olduk diye buradan veliler arasında ki derece farklılıklarını da biliyoruz manası çıkmasın. Hiç kuşkusuz Allah katında hangi velinin daha üst derecede olduğunu biz bilemeyiz. Ancak bildiğimiz şu dur ki, bir insan kelime-i şehadet getirip iman etmesiyle birlikte veliliğin ilk derecesine adım atmış olacağıdır. Sonraki diğer basamaklara adım atması artık kişinin kendi şahsi gayreti ve kabiliyetine bağlı olarak ulaşılabilecek basamaklardır. Besbelli ki hangi velinin hangi derecede olduğunun kıstası o velilerin Allah yolunda ne ölçüde imkân ve kabiliyetlerini kullanabildikleri neticesinde ortaya çıkacak bir durumdur. Nitekim Allah Teâlâ Kur’an’da; “Baksanıza biz insanların bir kısmını diğerine nasıl üstün kılmışızdır” (İsra/20) ve  “Herkes için yapmış olduğu amellerden dolayı farklı dereceler vardır” (Ahkaf/19) diye beyan buyurduğu ayetler bu tür derecelendirmelerin varlığına işarettir. Dolayısıyla bir velinin diğer veliye göre derecesinin ne olduğu noktasında Yüce Allah öncelikle veli kullarının çabalarına bakaraktan lütfu ve inayetiyle belirlenmesi gayet tabiidir.  Keza İmam-ı Rabbani (k.s)’ın bu zikredilen ayetlerin mana ve ruhuna uygun olarak  “Ne mutlu murad bir mürşid bulana” diye beyanda bulunması da son derece gayet tabii bir durumdur.  Dikkat ettiyseniz İmam-ı Rabbani (k.s) ‘Ne mutlu muradı olana’ demiyor, ‘Ne mutlu murad bir mürşid bulana’ diyor. Dahası mürşidinde derece bakımdan murad olanını aramamızı öneriyor bize hep.

          Madem herkesin bulunduğu konuma göre her şeyin murad olanı teşvik görüyor,   o halde bizimde murad bir sofi olmamız icab eder.  Her ne kadar arzulanana, yani murad edilene ulaşamasak da yeter ki temel gaye Allah rızasını kazanmak olsun, bu niyet üzere olmamız bile bize ziyadesiyle yeter artar da. Nitekim bu gözle veliler taifesinin bize yansıyan zahiri haline şöyle göz attığımızda gerçekten ortada ne öyle babadan oğula geçebilecek bir yapılanma söz konusu, ne de birkaç kişinin bir araya gelip ortak kararıyla belirleyebileceği bir manevi makam alma ya da manevi rütbe alma söz konusudur. Tam aksine Allah’ın rızasını kazanmaya yönelik seyr-u süluk yolunda belli bir çabanın neticesinde ulaşılan manevi çobanlık sorumluluğunu üstlenme söz konusudur. Kaldı ki murad edilen Mürşid-i kâmil hüviyetini kazanabilmek için sırf tasavvufi seyr-u süluk eğitimini tamamlamak da yetmez, buna ilaveten medrese ilmini de tamamlanması gerekir ki gerçek manada Rabbani âlim hüviyeti kazanılabilsin.

          Evet, murad edilen böylesi bir hüviyete ulaşmak, illa ki Allah için hem zahiri hem de batıni ilim sahibi olmayı gerektirir. İşte bu noktada böylesi veliler hakkında ‘Marifet Ehli Başbuğ Veliler’ tanımlamasında bulunursak yeğdir. Çünkü onlar malumat ehli değil,  bilakis şeriat, tarikat, marifet ve hakikat basamaklarından geçerek adını Başbuğ veliler kütüğüne yazdırmış murad mürşitlerdir.  Ki, marifet ehli Başbuğ veli olmak ‘Fenafillâh ve Bekabillâh’ mertebelerine ulaşmayı da gerektirir. Nasıl mı? İşte bu noktada Rabbül Âlemin onları malumat ehlinden ayırıcı vasfını Kur’an’da şu ayetlerle ortaya koyar da: “Allah'tan ancak âlim olanlar korkar” (Fatir/28) ve ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ (Zümer/9).

             Hele ki; “iş bilenin kılıç kuşananındır” atasözünün mana ve ruhunu düşündüğümüzde aslında bu ayetlerin özüne indiğimzde ulu’l-emr vasıflandırması da söz konusudur.  Gerçekten de öyle değil mi, murad edilen ulu’l-emr’lik hem bilmeyi gerektirir hem de korkmayı. Düşünsenize sorumluluk yüklenmiş ulu’l-emr (idareci) konumda Allah’tan korkmaz bir aile reisinin ya da bir ülkeyi yöneten liderin iş bilmezliğini düşünün, vay o ailenin haline, vay o ülkenin haline diyebileceğimiz vahim bir durumun ortaya çıkması kaçınılmazdır.

            Malumunuz ulu’l-emr, adı üzerinde emirlik manasına idareciliktir, bu dünyevi de olabilir uhrevi de. Ki; adına ister sultan, ister padişah, ister hakan, ister başkan ister cumhurbaşkanı densin hiç fark etmez bir şekilde dünyevi işler saltanat ya da cumhuru yoldan yürütülürken,  ahiret işleri ise halk arasında ‘üçler yediler kırklar’ diye tabir edilen velayet halkası kanalı vasıtasıyla ruhani yoldan yürütüldüğü muhakkak. Yani bu demektir ki, velayet makamı asla babadan oğula devr olunabilecek bir makam değildir. Eğer böyle bir yetki devri mürşidin elinde olsa, bu yetkiyi sonuçta canından parça sayılan evladına verirdi, belli ki bu velayet halkasında yer almak salih amelle olmakta. Zaten Salih amel neticesinde Allah’ın takdir etmesiyle o halkada yer alındığında bu durumdan ilk başta Peygamber Efendimiz (s.a.v) üzere Sadatlar ve bağlı olduğu mürşid haberdar olur da.  Ancak bu muştu haberin müjdesinin ne zaman verileceği hemen bilinmez, yukarıda da belirttik ya, bir velinin Allah yolunda imkân ve kabiliyetini ne ölçüde çaba sarf ettiği ölçüsünce bunun zamanı bazen bir sene, bazen on bazen yirmi sene aşkın bir süre neticesinde Allah’ın dilemesiyle olabilecek muştudur bu.  İşte görüyorsunuz her ne kadar ulu’l emr denildiğinde ilk etapta akla dünya liderleri gelse de, kazan ayağı hiçte öyle değilmiş, meğer birde bunun görünmeyen yüzünde manevi ulu’l emr’lik de varmış. Ki, bir sofi için görünmeyen kısım görünenden daha çok mühimdir. Çünkü dünyevi olan da geçicilik vardır,  uhrevi olanda ise kalıcılık.  Madem öyle, bize kalıcı olana talip olmak düşer. Hatta talip olmak da yetmez,  böylesi yüksek maneviyat donanımlı ulu’l emre itaat etmekte gerekir.

           Öyle ya, hem madem Allah Resulü (s.a.v):Hepiniz çobansınız, güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobandır ve güttüğü sürüden sorumludur” diye buyuruyor, o halde bize sorumluluk sahibi velilere itaat etmek düşer. Sakın ola ki sorumluluk sahibi çobana itaatte neyin nesi deyip es geçmeyelim, bakınız 12 Eylül ihtilal döneminde artık Seyda Hz.lerinin sürgün hayatı bitmişti ki,  malumunuz o yıllar aynı zamanda Menzil’in mekân olarak genişletildiği yıllardı. Yani, bahçe genişletiliyor ve daha nice faaliyetler başlıyor ama bilhassa üzerinde titizlikle durulan bir yer vardı ki, dikkatlerden kaçmaz da. Hiç kuşkusuz burası çoban evlerinden başkası değildi. İşte tam da bu noktada Peygamberimiz (s.a.v)’in beyan buyurduğu ‘Her çoban sürüsünden mesuldür’ hadis-i şerifini bir kez daha hatırlamış oluruz ki,  Seyda Hz.lerinin niye meslektaşlarını koruyup kolladığını şimdi daha iyi anlıyoruz. Kaldı ki Allah Resul’ünün bizatihi kendisi de çobanlık yaptığını düşündüğümüzde o’nun varisi hükmünde sorumluluk yüklenen her bir Allah dostunu görüp de itaat etmemek ne mümkün.  Ki, onlar sıradan ulu’l emr çoban değillerdir, Allah indinde her biri Ricalullah, Sıddık, Muhsin, Muttaki, Ebrar, Evliyaullah sıfatında çobandırlar. Kelimenin tam anlamıyla onlar, Peygamberimiz (s.a.v)’in ruhani yönden varisi hükmünde ümmetin manevi cihetten idari sorumluluğunu üstlenen ‘ulu’ul-emr’lerdir.

           O halde şimdi itaatte neyin nesi diyenlere sormak gerekir, şayet ahretimizi kurtarmak diye bir dert tasamız varsa onlara itaat etmeyelim de, peki ya kime edelim. Her halde bizi yolumuzdan alıkoyacak haramilere itaat edecek değiliz ya,  Allah korusun şaşırıp da yol kesen haramileri kendimize çoban edinirsek ahrette bizim halimiz nice olur,  bunun bedeli çok ağır olacağı muhakkak. En iyisi mi biz Kur’an’da adından “Ricalullah,  Sıddık,  Muhsin,  Muttaki,  Ebrar”  sıfatlarıyla bahsedilen nerede kâmil mükemmel manada murad bir mürşid varsa onları aramaya koyulalım ki şairin dile getirdiği şekilde; gün doğmuş, gün batmış, dünyaya kapalı ahirete açık ebed bizim olsun.

          Şu bir gerçek, aramaksızın Allah dostlarının varlığından sadece cemadat, hayvanat, nebatat, hatta tüm kâinat haberdar olabiliyor. Hatta tüm canlı cansız varlık onların yüzü suyu hürmetine ayakta durduğunun farkında bile. Kaldı ki,  Yüce Allah veli kulunu sever de yarattıklarına bildirmez mi? Bildirir elbet, ama insan bundan istisnadır,  zira aramaksızın doğrudan haberdar edilmek adetullaha aykırıdır. Besbelli ki, insanoğlundan diğer yaratılanlardan farklı olarak arayışa koyulması ve can-ı gönülden talepte bulunması murad edilmekte.

          Velhasıl-ı kelam, insanlar şayet hak ve hakikat yolunda kendilerine ışık kaynağı olacak kâmil bir mürşidi içtenlikle aramış olsalardı, hiç kuşku yoktur ki muradlarına ermiş olacaklardı.

            Vesselam.

 

 

https://enpolitik.com/kose-yazisi/3711/ne-mutlu-murad-mursit-bulana

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM