Siyaset Dışına İtilmek İstenen Bir Entelektüel

Eklenme Tarihi: 01.06.2020 07:40:55 - Güncellenme Tarihi: 07.07.2020 05:47:33

Çevrenin temsilcisi olan aktörlerin, merkezileşmiş yapı tarafından  “taşralı adam” olarak değerlendirilip  küçümsenmesi ve “yok” sayılma girişimi işe yaramayınca,  muhtemel erken seçimde çevrenin temsilcisi partinin  sağlayacağı oy üstünlüğü öngörülerek, bu partiyi seçimlere sokmamaya yönelik  çıkarılmak istenen yasalar işe yarayacak mı? Hep beraber göreceğiz.

Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP  tarafından dile getirilen partiler arası milletvekili geçişini engelleyen yasayı  çıkararak   beş ay önce kurulan ve iktidara talip olan Gelecek Partisi’nin  yasa önünde bekletilmek istenmesi, siyasetin önünün yasalarla kesilme girişimi,  Kafka’nın “Kanun Önünde” hikayesini hatırlatıyor.

Bu hikayede; kanun önüne gelen taşralı adam bir kapıcı ile karşılaşır. Kapıcıya, her zaman açık duran kanun kapısından içeri girmek istediğini söyler.  Kapıcı ise  taşralı adamın kapıdan içeri giremeyeceğini, hem girse bile içerdeki her bir salonun  başında duran ve kendisinden kat be kat güçlü olan kapıcıların taşralı adamın ilerlemesine izin vermeyeceğini söyler.  Fakat, yine de kapılardan geçmeyi deneyebileceğini  sözlerine ekler.  Taşralı adam   “Kanun kapısı her vakit herkese açık olması gerekir.” diye düşünür; ama  bu ilk kapıdan geçse bile içerideki daha iri yarı kapıcıların varlığı taşralı garibanı ürkütür.  Kapıcıdan giriş iznini koparıncaya kadar kanun kapısında beklemeye karar verir. Kapıcının kendisine uzattığı tabureye oturarak  yıllarca bekler.  Bu arada kendisini içeriye koyuvermesi için kapıcıya dil döker. Yanında getirdiği değerli değersiz eşya ve yiyeceklerden kapıcıya vermeyi de ihmal etmez.  Kapıcı da verilenleri alır ve arkasından da  “Şu şu yolları deneseydim kapıdan içeri girer miydim, düşüncesine kapılmayasın diye alıyorum bunları.” demeyi ihmal etmez. Taşralı adamın yılları bu ilk kapıda beklemekle geçer. İçerdeki kapıcıları unutup tek engel olarak  bu ilk kapıdaki kapıcıyı görür.  Kapıcıyı karşısına çıkaran  “uğursuz rastlantı” ya  lanetler savururken zaman içinde yaşlanır ve gözlerinin feri kaybolur.  Etrafının gerçekten mi karanlığa gömüldüğünü  yoksa gözlerinin mi  görmez olduğunu anlayamaz  olur. Bu arada kanun kapısından dışarı vuran  bir parıltı fark eder.  Gücü iyice tükenmeye başlayan bu yaşlı taşralı adam, kapıcının kürk  paltosunun yakasındaki geldiği ilk günden gördüğü pirelerden,  kapıcının gönlünü yapmaları için yardım bekler.  Artık ömrünün sonuna gelmiş olan adam, kanun kapısı önünde geçirmiş olduğu tüm yaşantısını  kafasında toparlayıp kapıcıya sorulmak üzere bir soruya dönüştürür. “Benim bildiğim herkes kanuna varmak için  çaba harcar. Peki nasıl oluyor da, bunca yıl benden başkası girmek istemedi bu kapıdan?”  Taşralı adamı “Amma da aç gözlüymüşsün ha!” diye azarlayan kapıcı, taşralı adamın son anlarını yaşamakta olduğunu  gözleyerek sağırlaşan kulağına eğilir  ve  var gücüyle haykırır.  “Bu kapı yalnız senin içindi. Gideyim de kapayayım artık!” der.

Kafka’nın  kimi ırkların  dünya ölçeğinde dışlanmışlıklarına yönelik olarak yazmış olabileceğini  düşündüğüm bu hikaye, Türkiye’de geçmişte pek çok siyasi  partiye yapılan  dışarıda bırakma girişimi, bu gün  Gelecek Partisi’nin önünü yasalarla kapatma  kurnazlığına dönüşmüştür.

Demokratikleşme için  siyasetin önünün açılması gerekirken  yasalarla kesilmeye çalışılması, Cumhur İttifakı’na yönelik alandaki tepkiye bağlı olarak, siyaset  özgürlüğünün  engellenmesi anlamına gelir.

Yalnız  “ötekiler” için var olan ya da çıkarılan kanunlar, kanun  kapısından içeri  öteki diye  kodlanan Gelecek Partisi girmesin diye,  bu hafta içinde  TBMM’ye getirilmesi beklenen yasa teklifi, demokratik usuller tamamlanarak  çıkarılsa dahi, özü itibarıyla demokratik yarışı engellemeye yönelik olması nedeniyle, merkezileşmiş yapının bu girişimi çevre tarafından teveccüh görmeyecektir.  Çevrenin sesine kulak vermeyen kendi istediğini dayatan  iktidarların bir sandıklık ömrü olduğunu defaten  tecrübe ettik.

Bu günkü  açmaz, çevreden merkeze doğru hareket eden ve  18 yıldır iktidar olan  siyasi iradenin ilk dönemden sonra yavaş yavaş çevre ile bağlarını koparıp  merkezileşmesidir. Bu süre zarfında merkezileşmek  ile otoriterleşmek kısır döngü halinde birbirini beslemiştir.  Otoriter yönetimler iktidarlarını devam ettirebilmek için, halk yararını gözetmek yerine kendi ikbalini düşünerek kanunlar çıkaracaktır.  Mecliste yeter sayıya ulaşırsa  Anayasa’yı dahi kendi ikballerinin  devamı için dar bir kadro ile yeniden yazacaktır.

İlelebet iktidarda kalma isteği ile Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Sistemi’nde yapılmak istenen  değişikliğin,  hangi siyasi partinin işine yarayacağını kestirmek imkansız görünüyor. Nitekim %10 barajını hatırlayalım.  Barajdan yarar umanların, yeri geldiğinde kendi koydukları barajda boğulduklarını  unutmayalım.  1950 seçimlerinde CHP’nin oyunlarını hatırlayalım. DP daha az milletvekili ile parlamentoda temsil edilsin diye  CHP’nin çoğunlukçu seçim sistemi ile seçimlere girişini ve   arkasından DP’nin  %53.5 oy oranı ile  çıkardığı 416  milletvekilini hatırlayalım.  2002’de  AKP’nin vesayet odaklarının engelleme girişimine rağmen 363 milletvekili ile meclise gelişini unutmayalım.

Sonuç olarak diyeceğim o ki;  hangi iktidar  hizmet ederek halkın teveccühünü kazanmak yerine, aynı tabana hitap ediyor olmak kaynaklı  rakip olarak gördüğü  bir siyasi partinin önünü kesmeye çalışmışsa, kendi sonunu hazırlamıştır.

“O gün kanun kapısından içeri giremeyen taşralı adamın zihniyetinin  bu gün dünyayı idare ediyor” olması gerçeğinden hareketle ümit varız.  Halkımız da,  siyaset dışına itilmesi  için partisine yönelik  kanun çıkarılmak  istenen “entelektüel” in ideal devlette, refah seviyesi yüksek, her bir bireyi mutlu topluluğu kurması için gereken desteği verecektir.     

 

https://enpolitik.com/kose-yazisi/4075/siyaset-disina-itilmek-istenen-bir-entelektuel

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

02.07.2020 Siyasi Ego Zirve Yapınca
23.06.2020 Hükümetin Masal Aynası Troller
16.06.2020 Vesayetçi Yeni Anlayış
07.06.2020 Sakalı Bahçeli ile Perinçek’e Kaptırınca
01.06.2020 Siyaset Dışına İtilmek İstenen Bir Entelektüel
23.05.2020 Davutoğlu’ndan Uygulamalı Edep Dersi
19.05.2020 Dini Sembollerle  Siyasi Saflara Uzanış
13.05.2020 Sorun Sistemde mi Yönetimde  mi?
07.05.2020 Kamusal Öteki Yaratma  Çabası
02.05.2020 Ülke Yönetimi Algıya Kalınca
22.04.2020 Demokratik Hukuk Devletinden Mafyatik Devlete
20.04.2020 Ülke mi yönetiyoruz ceza mı kesiyoruz?
14.04.2020 Soylu'dan Soylu Davranış
10.04.2020 Tekalif-i Milliye ve Döviz
05.04.2020 Meşru Söylemlerle Gayrı Meşru İşler Yapmak
02.04.2020 "Himmet"ten "Kampanya"ya
27.03.2020 Lider sarayda, halk sahipsiz
11.03.2020 Göç Filmi
01.03.2020 Bu Gidiş Nereye?
21.02.2020 Dış Politika
13.02.2020 İstanbul Depreme Yakalanmadan
06.02.2020 O Kimi Arıyor?
29.01.2020 Sentez ve Kadın
22.01.2020 Yolculuk
17.01.2020 Kaçar, Kaçar, Kaçar
08.01.2020 Doğu'ya Karşı Batı Tercihi
04.01.2020 Kadını Evde Tutma Çabası ve Peyami Safa
29.12.2019 Montrö ve Kanal İstanbul
26.12.2019 Halkın Adamı
09.12.2019 Millet Ağaca Değil Meyvesine Bakar
30.11.2019 İyi İnsan İyi Devlet
30.11.2019 İyi İnsan İyi Devlet
13.11.2019 Edward Said ve Şarkiyatçılık (Oryantalizm)
08.11.2019 Sırada Ne Var?
28.10.2019 Kim Kazandı?
21.10.2019 Bir Yıldız Daha Kaydı
19.10.2019 ?Güvenli Bölge? Talebi
08.10.2019 Çoban, Sis ve Rüzgar
04.10.2019 'Yüzde Kırk'a Muhtaç Olmak
01.10.2019 Yeni Bir Koşunun Başlangıcında
26.09.2019 'Nereden Nereye' Geldik