İmtihan Hayatın Bir Gerçeği

Eklenme Tarihi: 18.06.2020 05:43:27 - Güncellenme Tarihi: 14.08.2020 17:18:41

Tabiî ki imtihan hayatın bir gerçeği. Zaten Yüce Allah’ın hikmetinden sual olunmayacağına göre cilve-i rabbaniye imtihanı bunu gerektirir. Mesela tasavvufi hayatta da bir Şeyh, cilve-i rabbaniyenin bir tezahürü olarak sofisini her an imtihana tabii tutabiliyor. Niyedir derseniz, hiç kuşkusuz sofisinin hak ve hakikat yolunda ilerleme kaydetmesi içindir elbet. Ancak günümüz dünyasında zaman artık iman kurtarma zamanı olduğu içindir öyle herkesi imtihana tabi tutmak pek mümkün gözükmüyor. Ki,  tüm dert dava ümmeti Muhammed’in kurtuluşu olunca ister istemez irşad hadisesi de iman kurtarmaya yönelik olmakta.  Nitekim Şah-ı Hazne (k.s) “Bu zamanın sofileri eleğin içindeki daneye benzerler, elenince dökülmesi an meselesidir” derken bu gerçeğe işaret etmiştir. Hakeza Gavs-ı Bilvanis-i (k.s)’de bu işaret doğrultusunda “Bu zamanda bir imtihan etsek imanını kaybedecek çok sofi var” gerçeğine parmak basmıştır.  Gerçektende öyle değil midir, eskiden malum her gelen hemen tarikata kabul edilmezmiş, ancak bir takım imtihanlardan geçtikten sonra dergâha kabul edilirmiş, şimdi Gavs-ı Bilvanisi (k,s)’de aynısını yapmış olsa tarikatta bir kişi kalmaz. Öyle ya, bu zamanda bir müntesibinin imanını kurtarmaya vesile olmak o müntesibinin yetişmesine yönelik nefsini imtihana tabi tutulmasından daha evla bir iştir.  Artık zaman bunu gerektirmektedir çünkü. 
  İlla bir imtihandan söz edilecekse de, bu zamanın sofisinin imtihanı da tuttuğu dalı bırakıp bırakmayacağına bağıl olarak kendini gösterecektir. Şayet sofi tuttuğu dalı bırakmayacaksa ne ala, bırakacaksa da kendi bindiği dalı kesmiş olur. Yani kendi kendinin imtihanı aleyhine vuku bulur. Asla sadatların bu imtihanda en ufak bir dahli olmaz. Nitekim Gavs-ı Sani (k.s)’ın bu hususta “Tuttuğumuz eli bırakmayız, bırakacağımız eli de tutmayız”  derken bu gerçeğe vurgu yapmıştır.  Nasıl ki bir çoban sürüsüne sahip çıkmak zorunda kendini hissediyorsa, Sadatlarda sofilerine karşı aynı hissiyatla ve aynı hassasiyetle sahip çıkmaktalar. Yeter ki, sofi tuttuğu dalı elden bırakmasın gerisi gelir elbet. Aksi halde sürüden ayrılanın kurt kapması kaçınılmazdır.  
  Evet, imtihan bir zamanlar hayatın hemen her safhasında var olan bir gerçekti. Ama gelinen noktada artık amel noktasında değil,   iman noktasında imtihan vardır. Baksanıza bu zamanda değil tarikata girmek,  tarikata inanmak bile keramet olarak addedilmekte. Öyle ki, bu meyanda Cüneyd-i Bağdâdî (k.s) der ki: "Bu tarikata (bu kapıya) inanmak bile keramettir." Hatta bir vasiyetinde "Bu taifeye ve bu taifenin sözlerine inanan birisini görürseniz, bana da dua etsin"  dileğinde bulunmuştur.  Gerçektende günümüzde İslam’ın kıt olmasını göz önünde bulundurduğumuzda bu sözün ne anlama geldiğini şimdi daha iyi anlıyoruz. Dolayısıyla günümüzde ameli noktada imtihanın sürdürebilirliğinin imkânı kalmamıştır diyebiliriz pekâlâ. Öyle bir haldeyiz ki, artık günümüzde Allah yolunda samimiyet testinden geçip de bu tür imtihanları verecek ortalıkta babayiğit pek gözükmüyor. Hani eskiden olsa amenna derdik, malum her tarafta İslami hassasiyet tavan yapmış durumdaydı. Şimdilerde ise İslami hassasiyet hak getire,  hemen her şey yerle yeksan olmuş durumda, bu yüzden hak ve hakikat yolunda imtihanı kaldıracak adam sayısı neredeyse yok denecek kadar azdır dersek yeridir.  Öyle ki hafif esen rüzgârdan bile devrilecek adam sayısı çok  vardır günümüzde. Nitekim bir gün Seyda-i Tahi (k.s), Gavs-ı Hizânî (k.s), sofiler ve oğulları hava açık kırda bayırda bir yolda giderlerken, bir tarafı sarp kayalık olan yere geldiklerinde büyük bir kaya parçası ansızın aşağıya doğru paldır küldür yuvarlanıveriyor. Tabii can derdi, sofiler o an tüymüş. Üstelik Seyyid Sıbğatullah Gavs-ı Hizânî' (k.s)’in oğulları da buna dâhil. Fakat Seyda-i Tahi (k.s) bundan istisnadır.  Seyda-i Tahi bakmış ki, koca bir kaya parçası Gavs-ı Hizânî (k.s)’in üstüne geliyor, o an şöyle düşünmüş: "Belki bu kayayı durduramam amma, hiç olmazsa yavaşlatıp Gavs-ı Hizânî (k.s)’ın zarar görmesini önlerim. Gerçektende bu düşünceler eşliğinde pat diye kendini kayanın önüne atmış da. Tabiî Gavs-ı Hizânî (k.s) büyük bir zat, Allah’ın izniyle bir nazarla kayayı durdurduğunda şöyle demiş: 
  - "Bakınız, öz çocuklarımız bile bizi bırakıp kaçtılar. Amma Seyda-i Tahi öyle değil,  bizi kendi öz canından daha aziz bildi. Elbette ki o bize öz çocuklarımızdan daha yakındır."     
   Evet, taş bahane, imtihanı kazanansa Seyda-i Tâhî (k.s)’den başkası değildi. Böylece altın silsilede yerini alır da.   
   Şükürler olsun ki, günümüzde böyle zor imtihanlardan geçmiyoruz, yoksa bizim halimiz nice olurdu.  Zaten her attığımız adımda nefsimize yenik düşmekteyiz,  şeytanda tuzak kurup habire kapana sıkıştırmakta, birde bunun üstüne tasavvufi hayat içerisinde imtihan edildiğimizi düşünün hepten harab vaziyette olurduk. 
   Malumunuz,  Atamız Hz. Âdem (a.s)’ın cennet vatanda yasaklanmış ağacın yemişinden yemesiyle birlikte insanlığın ilk imtihan tohumu vuku buldu.  Ardından dünyaya indiğimizde ise:
     -İbadetlerle imtihan,
     -Haramı helali işleyip işlememekle alakalı imtihan,
     -Her türlü bela ve musibetlere karşı sabredip sabredememe gibi bir dizi peşi sıra imtihanlar birbirin takip etti. Ta ki kıyamet kopuncaya dek bu imtihan silsilesi sürecek de. Kaldı ki konuk olduğumuz dünyanın kendisi zaten bir imtihan meydanıdır, dolayısıyla bu meydanda bir dizi imtihanların sürmesi gayet tabiidir. Bakınız Derviş Yunus Emre’miz aslı vatan cennet özlemiyle dünya kafesinde kendini haps hissedip: 
     “Karlı dağları mı aştın, 
      Derin ırmaklar mı geçtin, 
      Yârinden ayrı mı düştün, 

      Niçin ağlarsın bülbül hey” diyerekten bülbül misali inlemekten kendini alamaz da.  Aslında bu dizeleri kendi ruh dünyamıza uyarladığımızda ise ilahi huzura ne yüzle çıkacağımızın bir haykırışı olarak inlediğimiz görülecektir. Baksanıza her tarafımız dökülür biçare bir haldeyiz.  Üstelik dost kapısından gidecek ne başka bir yurdumuz var ne de başka tutunacak bir dalımız. Her halükarda Yaradanın rahmetine ve merhametine sığınmak tek teselli kaynağımızdır elbet. O halde Allah’tan umud kesilmez deyip son nefese dek yeise kapılmamak düşer bize.  Nasıl ki çıkmamış candan ümit kesilmez ya, aynen öylede son nefese dek ilahi merhametinden ümit kesilmez. Yeter ki, Yüce Allah’ın her türden yarattığı maddi ve manevi çiftlerden ders çıkarmasını bilelim hayırlar feth olup şerlerin defolacağı muhakkak. Nasıl hayırlar feth olunmasın ki,  bikere Yüce Allah her şeyi iki kutupluluk üzere yaratmış ki, iyi ile güzeli,  hayırla şerri birbirinden ayırabilelim.  Derken bu sayede kıymet bildiklerimizin zıttına bakaraktan kendimize çeki düzen verebiliyoruz. Öyle ya, hastalık olmasa sağlığın kıymetini nasıl bilebilirdik ki. Bakınız seferden sefere koşturan Kanuni Sultan Süleyman en son seferine hasta haliyle çıkmasına çıkar ama Zigetvara bakan tepeye kurduğu çadırında takip ettiği savaşın zaferini ve kalenin fethini görmek nasip olmadan gözlerini kapayacaktır. Böylece kendisinin dile getirdiği ‘Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi’  veciz sözlerle bir nefes sıhhatin asıl kıymet değer devlet olduğunu idrak etmiş oluruz. 
   Allah Teâlâ’nın her şeyi çift yaratması,  hele bilhassa hayrı ve şerri halk etmesi kulun imtihanına yönelik bir yaratılış gayenin bir gereğidir. Yaratılış gayemizden maksat ise Allah’a abd olmaktır.  Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus yaradılış gayemiz ile vasıtaları birbirine karıştırmamaktır. Hiç kuşkusuz yaratmak fiili Allah’a aittir, yaratılanı yaratılış gayesi doğrultusunda icra etmekse kula ait bir fiildir.   Yüce Allah’ın hayır ve şerri yaratması demek, asla kulun sorumluluktan sıyrılması demek değildir. Bilakis Rabbul âlemin kuluna bahşettiği cüz-i ihtiyari kullanma gücüyle yapacağı Salih amellerinden dolayı rızasına mazhar kılacağı,  ya da tam aksine kulunun yapacağı kötülüklerden dolayı da azabına müstahak kılacağı demektir. Gerçektende cüz-i ihtiyarımız olmasaydı imtihandan bahsetmek anlamsız olurdu.  Nitekim Yüce Allah bu hususta şöyle beyan buyurur da: “Ona iki yol göstermedik mi?” (Beled-10), “...Sizi bir imtihan olarak kötülükle ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz sonunda bize döndürüleceksiniz” (Enbiya 33), “Eğer Rabbin dileseydi elbette yeryüzünde kim varsa hepside iman ederlerdi” (Yunus, 99).  
   Evet, öyle anlaşılıyor ki,  imtihan hayatın gerçek yüzüdür.  Hayatta asıl önemli olan başımıza gelebilecek her türlü çilelere karşı göğüs gerip Yunusça  “kahrın da hoş lütfün da hoş” diyebilmektir.  Unutmayalım ki çile çekmeden vuslata erişilmez. Yüce Allah mümin kuluna çile verdiği zaman biliniz ki ya günahına kefaret olsun diyedir ya da günahı yoksa manevi makam alması içindir.  Kaldı ki,  ayetle sabit şer bildiklerimizin altında hayırda olabilir,  ya da hayır bildiklerimizin altında şerde olabiliyor.  Nitekim Kur’an’da zikrolunan  “Bir şeyi sevip istediğiniz halde o da hakkınızda şer olur” (Bakara, 216) ayet-i celile bunu teyid ediyor zaten. Bize düşen neyin hayır neyin şer olduğunu araştırmak değil,  şu fani dünyada yaşadığımız müddetçe pek çok imtihanların altından alnımızın akıyla çıkamasak da en azından Yüce Mevla’mızın kullarına fırsat olarak sunduğu bilhassa Leyle-i Kadir ve Berat gecelerini fırsata dönüştürmek olmalıdır. Ki, Yüce Allah bu mübarek geceleri biz aciz kullar için tövbe ederekten kurtuluşumuza vesile olacak pek çok fırsatlar sunarken,  veli ve evliya kulları içinde makam almalarına vesile olacak pek çok fırsatlar sunar. 
  Madem Yüce Allah (c.c) mümin kulları için pek çok fırsatlar sunmakta, o halde daha ne duruyoruz bir an evvel Peygamber kavlince; “Bu gece Allah halkına bir göz atar. Müminleri bağışlar, kâfirlere mühlet verir. Kin ve haset sahiplerini dahi hallerine terk eder,  ta ki  o hallerini terk edinceye kadar..” denen kurtuluş  fermanımızı  ve  beratımızı alma vaktidir.        
  Malumunuz, Berat gecesi aynı zamanda hüküm gecesidir. Her şey zıddı ile kaim olduğu gibi aynen bu gecede de dargınlık - rıza,  kavuşmak-kavuşmamak,  saadet bulma - saadetten mahrum kalmak gibi ikili öğelerle hakkımızda hüküm verilir bile. Yani bu demektir ki,  kulun dünyada yaptığı müsbet ve menfi eylemlerine bağlı olaraktan hüküm gecesinde (karar gecesi)  berat almak da vardır ters yüz olmakta. Şöyle ki:     
      Kimi huzurda kabul görürken, kimi de kovulmayla karşı karşıya kalmak vardır,  
      Nice gülen vardır ki; ölümle birlikte yüzü solmak vardır,  nicesi de ölümle birlikte Allah’a vuslat vardır,
      Nice ev hayaliyle yaşayıp da, tam anahtar teslimi alacağı anda sahibine nasip olamamak vardır, nicesi içinde dünyada mekân ahrette iman vardır,
      Nice kul vardır ki; sevap bekler haldeyken karşısına ceza olarak çıkmak vardır, nicesi içinde hiçbir beklenti içerisine girmeksizin ‘ilahi ente maksudi ve rıdaike matlubi’ cümlesinin mana ve ruhuyla şereflenmek vardır,
      Kimi cennet bekler haldeyken karşısına cehennem olarak çıkmak vardır,  kimi de dünyada abd olmanın ve emr olunduğun gibi dost doğru ol hükmün bilinciyle hareket ettiği içindir sırat köprüsünden hızla cennete varmak vardır,
      Kimi vuslat (kavuşma) beklerken, karşısına ayrılık çıkmak vardır, kimi içinde Mevlana’nın deyişiyle şeb-i arus vardır,
      Kimi mülk beklerken bir bakmışsın helakle karşılaşmak vardır, kimi içinde Allah’ın adaletinde huzura ermek vardır vs.       
      Velhasıl-ı kelam; hayatın her alanında cilve-i Rabbaniye hâkimdir. Ne mutlu Allah’ın adalet terazisinde Allah’ın kendisinden razı olacağı kurtuluş fermanı berat alana... 
      Vesselam.
 

https://enpolitik.com/kose-yazisi/4122/imtihan-hayatin-bir-gercegi

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

13.08.2020 Gül’e Hasretiz
06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM