Esma-ül Hüsna

Eklenme Tarihi: 02.07.2020 05:14:34 - Güncellenme Tarihi: 14.08.2020 16:27:41

       Allah Teâlâ isimlerinden bir kısmını Habib’ine vahy ederek tüm ümmet-i Muhammed’e bildirdiği gibi bir kısmını da kendi ilminde gizlemiştir.  Ama bu demek değildir ki, tüm ümmet-i Muhammed Yüce Allah’ın isimlerinin mana ve ruhuna eşit derecede vakıftır. Hiç şüphe yoktur ki,   havas ehlinin vukufiyeti ile avamın vukufiyeti arasında derin farklılıklar vardır. Zira bu farklılık ilim tahsil etmekle alakalı bir farklılıktır. Dolayısıyla avam her halükarda Yüce Allah’ın 99 ismini ehlisünnet âlimlerin bizatihi kendisinden ya da yazdıkları akaid ve tevhid kitaplarını okuyaraktan öğrenmek durumundadır. Kaldı ki,  beşeri sınıf içerisinde havas ehli arasında, hatta zahiri âlimlerle rabbani âlimler arasında bile 99 ismin mana ve ruhuna vakıf olmak bakımdan farklılıklar söz konusudur. Netice-i itibariyle sınıfı beşeriyet içersinde ister avam, ister havas, ister evliyaullah olsun her birinin kendi aralarında ve kendi konumunun dışındakilerle hangi ölçekte Yüce Allah’ın isimlerinin mana ve ruhuna vakıf olursa olsun,  öyle anlaşılıyor ki tüm beşeriyet tek bir isme değil, 99 isimin tamamına muhataptır. Öyle ki, muhatap olduğumuz 99 ismin tümünün beşeriyet üzerindeki tecelli dairelerinin tezahürüne baktığımızda, öyle isimler var ki doğrudan Allah’ın varlığının ispatına yöneliktir.  Öyle isimler de vardır ki, Yüce Allah’ın eşi ve benzerinin olmadığına ve tüm mahlûkatın O’na muhtaç olduğunun hatırlatılması için tezahür etmekte.  Gerçektende cümle isimlerinin tecelli dairelerine bir bütün olarak baktığımızda ise tüm kâinatta yaratılan her ne varsa, yani canlı cansız tüm mahlûkatın zerresinden kürresine El- Hâkim ismiyle idaresine sahip olan tek yegâne gücün Yüce Allah olduğunu görebiliyoruz pekâlâ. Böylece bu bilinç doğrultusunda   ‘Bir’  olan Yüce Rabbimizin isimlerini dualarımıza kataraktan hem hacetimizin giderilmesini hem de afvu mağfiret. dileriz. Nitekim her dua ettiğimizde:

      Ya Gaffar derken; Ey günahları affeden,

      Ya Rahim derken;  Ey Kullarını acıyan,

      Ya Settar derken Ey günahları örten,

      Ya Tevvab derken; Ey tövbeleri kabul eden,

      Ya Rahman derken;  Ey rahmet eden,

      Ya Âlim derken; Ey halimizi en iyi bilen,

      Ya Aziz derken; Ey herkese hükmü geçen,

      Ya Kadir derken; Ey her şeye gücü yeten vs. nidalar eşliğinde boyun bükerekten ellerimizi açıp öyle başlarız dualarımıza. Böylece Yüce Allah’ın esma-i ilahiyesinin tecellisi zerreden küreye, virüs ve bakteri gibi en küçük tek hücreli mikroorganizmalardan en kompleks çok hücreli canlı organizma türlerine, cemadattan nebatata, nebatattan hayvanata,  hayvanattan tüm insanata yeter artarda.  Derken Yüce Allah’ın bilhassa 99 isimden Rezzak isminin bereketi sayesinde cümle mahlûkat hayat bulmuş olur.  Hem nasıl hayat bulmasın ki, bir bakıyorsun icabında bir damla su ‘damlaya damlaya göl olur’ misali Yüce Allah’ın Kadir isminin yüzü suyu hürmetine bir anda derya olup kıraç topraklara, susuz canlara ab-ı hayat olabiliyor. Tabi böylesi bir ab-ı hayat karşısında kendini Allah’a admış hakiki müminler “Allah  (c.c) her şeye kadirdir” demekten kendini alamaz da.

         Hiç kuşkusuz su ab-ı hayattır, ama suyun dışında da ab-ı hayat söz konusudur. Bilhassa Yüce Allah’ın isimlerinin tecelli daireleriyle boyanmaya çalışmakta ab-ı hayattır elbet.  Nitekim İmamı Gazali bu hususta  “Biliniz ki kulun olgunluğa ermesi Allah’ın isim ve sıfatlarının edebiyle süslenmekle mümkündür” derken besbelli ki süslenmenin Kur’an ahlakiyle boyanmak manasına bir ab-ı hayat olduğuna işaret etmekte. Şayet bir mümin kul büyük bir edeb dairesi içerisinde Yüce Allah’ın isimlerini anaraktan boyanmaya çalıştığında, biliniz ki Rasulullah (s.a.v)’in beyan buyurduğu şu müjdeye mazhar olacaktır: “Allah Teâlâ’nın 99 ismi vardır ki, onları sayan ve hıfz eden cennete girer.” (Buharı)

            Öyle ki Arifler zikredilen bu hadis-i şeriften hareketle cümle beşeri sınıf içerisinde müminlerin Allah’ın isim ve sıfatlarını anaraktan boyanmaya çalışırken bulunduğu konumlarına göre nasıl derecelendiklerini şöyle açıklık getirirler de:

      “-Avam (halk) Esma-ül Hüsna’nın lafzını, yani zahiri çıplak manasını zikrederek boyanırlar,

       -Havas (âlimler) Esma-ül Hüsna’nın neye işaret ettiğini düşünerekten, yani ilmen beslenerek zikredip boyanırlar,

       -Veli kullar ise Esma-ül Hüsna’nın mana ve ruhuna kalben idrak ederekten, yani maneviyattan beslenerek zikredip boyanırlar.”

         İşte görüyorsunuz beşeriyet içerisinde yer alan tüm müminler Allah’ın 99 isminin tecellisine kendi idrak seviyesince zikrederekten istifade etmekte. Böylece her bir mümin hissesine düşen payı kadar hayat bulmuş olur.  Malumunuz, Allah adı tüm 99 ismin tamamını kapsayan tek isimdir. Yani bu demektir ki, Yüce Allah’ı sırf Lafza-i Celal ismiyle de (Allah adıyla)  anmak 99 ismin tamamını anmak gibidir. Zaten Esma-ül Hüsna isimlerinden bir veya birkaçı zikredildiğinde sadece zikredilenlerin mana ve ruhuyla cilalanmak olur ki, bu tamamını kapsamayacaktır.  Nasıl mı? Şayet bir mümin Yüce Allah’ın 99 isminden:

       -Es-Selam isminin mana ve ruhuna sadık kalaraktan halis niyetle zikrettiğinde sadece bu ismin hürmetine selamet bulacak demektir.

        -El- Hâkim isminin mana ve ruhuna sadık kalaraktan halis niyetle zikrettiğinde sadece bu ismin hürmetine haddini hududunu bilip Allah’ın kullar üzerindeki hakkını gözeterek hareket edecektir.

        -El-Rezzak isminin mana ve ruhuna sadık kalaraktan halis niyetle zikrettiğinde sadece bu ismin hürmetine madden ve manen rızık endişesine kapılmayacaktır.

         -El-Settar isminin mana ve ruhuna sadık kalaraktan halis niyetle zikrettiğinde bu ismin hürmetine kendi dışında mümin kardeşlerinin kusurlarını görmez olacaktır.      

        İşte tüm bu örneklerden anlaşılan o ki; Allah’ın isimlerini hakkıyla yâd ettiğimizde her an Kur’an ahlakıyla boyanacağız demektir.  Aksi halde Allah’ı zikretmeksizin bizden güzel ahlak çıkmayacaktır. Ama şu da bir gerçek, Allah adını sıkça anmadığımız halde bir bakıyorsun Yüce Allah (c.c) Er Rahim isminin hürmetine mümin kullarını affedebiliyor. Bu yüzden ne kadar şükretsek azdır. Hatta kâfirler bile Yüce Allah’ın Er- Rahman ve Er-Rahim isminin tecellisinden istifade edip dünya nimetlerinden faydalanabiliyorlar. Sadece nimetlerden istifade eden tüm insanlık mı,  tüm biyolojik âlem ve tüm kâinatta buna dâhildir.  Düşünsenize tüm kâinat ve tüm biyolojik âlem  (canlı âlem) Allah’ın 99 güzel isimlerinin yüzü suyu hürmetine deveran olmakta.  Öyle ki içinde konuk olduğumuz dünyada gezegenlerle birlikte güneş etrafında halka olup Hayy’dan gelip Hu'ya gidercesine kıyamet saatini bekleyerekten seyr-i âlem eylemekte.  Keza jeologlar taş yığınlarının içerisinde tılsımı çözmeye çalışa dursun, dünyayı oluşturan cansız sandığımız maddi elementler bile kendi hal lisanınca zikrederek hayat bulmakta. Ta ki, bu seyir haline ol emriyle dur denilir, işte o zaman her nefis ölümü tattığı gibi tüm mevcudatta er geç enerjisi tükenip yok olmaya mahkûmdur.  Ki, vakti saati geldiğinde tüm mahlûkat kendi yokluğunu gördüğünde yegâne ebedi kudret sahibinin sadece Allah olduğunu ‘Ya baki entel baki’ zikriyle tasdik edecektir.

          Evet, bir zamanlar gâh ana rahmine düşüp anne karnında dokuz aylık embriyolojik hayat yaşadık, gâh dünyada gözümüzü açıp kundakta bebek olduk, gâh emekleyerek buluğa erip genç olduk, gâh çoluk çocuğa karışıp ihtiyar olduk, en nihayetinde gâh ölümü tadaraktan yeniden toprak oluverdik. Üstelik tüm bu oldubitti gâhlar irademizin dışında gerçekleşmekte. Derken ecel kapıya dayandığında hiç kaçışı yok dünya ile olan ilişkimiz bir anda kesilip bu kez bizi kıyamet sonrası bir başka hayat biçimi karşılayacaktır. Öyle ya, nasıl ki kendi irademiz dışında dünyaya gelip hayat bulduysak aynen öyle de kıyamet koptuğunda da yine kendi irademiz dışında ahrette dirilip ya müsbet manada cennette hayat bulacağız ya da menfi manada cehennem azabına duçar olarak hayat bulacağız.  Ancak  cehennem hayatı yaşayan mümin kullar  tüm günahların cezasını çektikten sonra dönüşü  hiç kuşkusuz cennet vatan  hayat olacaktır, cehennemden ebedi olarak hiç çıkmayacak olan  sadece   kafirler  olacaktır.

        Evet, her dem yeniden canlar canlanır. Seyri âlem eylediğimiz dünyanın bir yüzü adeta Napolyon’un ifadesiyle para para diye inlemekte. Öteki yüzü ise ahirete yönelik olarak adeta Yunusçasına vahdet diye inlemekte. Tabii bizim tercihimiz paradan yana değil ebediyetten yana olmalı.  Zira vahdet sırrı tek kurtuluşumuz vahdet sırrında gizli.  Öyle ki bu sır Allah’ın 99 isminin tecellisiyle hayatın her safhasında varlığını hissettiriyor da.  Yeter ki, Yüce Allah’ın isimlerinin ilahi tecellilerine sırtımızı dönmeyip yüzümüzü çevirelim, bak o zaman iki cihanda saadete ermek her an mümkün. Zira Esma-ül Hüsna ebedi saadete açılan tek kapıdır.  O’ndan geldik hiç kuşkusuz dönüş yine O’nadır. Baksanıza dünyaya gelişimiz bile Yüce Allah’ın isimlerinin yüzü suyu hürmetinedir. Belli ki konuk olduğumuz dünya ötelere akmak için vardır.  Konukları içinse ne ekersen onu biçmek için vardır. Bu yüzden dünya için ahretin tarlası dersek yeridir O halde daha ne duruyoruz şimdi Allah adını anmayacağız da peki ya ne zaman anacağız. Ecel kapımıza dayanmadan bir an evvel Yüce Allah’ı sıkça analım ki bu sayede Esma-ül Hüsna’yı da zikretmiş olalım. Nitekim yukarıda da belirttik ya, Lafza-i Celal adı bütün isimleri kendinde cem eden bir zikirdir. Şayet tembellik edip Yüce Allah’ı zikretmekten geri kalıyorsak, hiç olmazsa bari Allah adı geçen bir yerde bulunduğumuzda, ya da işttiğimizde ‘Celle Celalühu', ya da ‘Teâlâ’ demekten geri kalmamış olalım, icabında bu bile bize kurtuluşumuza vesile olan bir ilaç olabilir.

       Esma-ül Hüsna’yı vird edinmek isteyen bir talipli ise ehline danışıp ona göre zikretmelidir.  Allah’ın sıfatları insana atfen kullanıldığında ilahi tecelli olarak düşünmeli. Bize bahşedilen sıfatlar izafidir ve sınırlıdır. Allah’ın kendi zati sıfatları ne sonradan ne de ezelde yaratılmış değildir, an be an hazır ve nazırdır. Allah’ın görmesi vasıtasız olup, asla O’nun göze ihtiyacı yoktur. O’nun görmesi bizim görmemiz gibi değil, eşi ve benzeri olmayan görmektir. Hakeza işitmek gibi diğer sıfatlarda öyledir. Rabbul Âlemin bu hususta; “O’nun benzeri hiç bir varlık yoktur. O her şeyi işiten ve görendir” (Şura,11) diye beyan buyurmakta. Dahası yaratılan her ne varsa Rabbul Âleminin isminin tecellilerin ötesinde bir şey değildir. Allah’ın hayat sıfatı zaman ve mekândan münezzehtir çünkü. O’nun misli düşünülemez,  zaten misli olamazda. O zatıyla vardır.  Allah ol (kün) deyince o oluverir, tüm tasarrufat O’na ait melekedir. Her kimde ne varsa, bilsin ki edindiği mülk sadece emanettir.  Nasıl emanet olmasın ki,  bikere yoktan var eden Rabbul Âlemindir.  Her şeyi yoktan var eden Allah,  aynı zamanda her şeye de gücü yetendir, ancak onun güç sıfatı bizim gücümüz gibi değildir. Aksi halde her kim ki gücü kendinden bilirse Allah’la yarışmak gibi olur ki her an bu tutum o insanı küfre götürür de.

        Allah ile kul arasında var olan yetmiş bin perde ifadesi Allah’ın Esma'sı ve sıfatlarının tecelli daireleri manasınadır. Nasıl ki;  İsm-i Azam duası esmai ilahiyeyi kapsıyorsa,  insanda tüm Esma-i ilahiyenin tecellilerinin alanı içerisinde rol oynar. Azamet ancak O’na mahsus olup “En güzel isimler Allah’ındır” (Araf/179).

        Her şey zıddıyla kaimdir. Mesela çirkinlik sıfatı halk edilmese güzellik bilinemezdi. Bu yüzden Allah (c.c) tezat kanunu halk etmiştir. O dilemeyince hiç bir kul hidayete eremez. O’nun iradesiyle bilinir her şey.       

         Allah’ın konuşması ezelidir,  tabiî ki, konuşması bizim ki gibi değildir. Dil sadece O’nun tercümanı niteliğinde tezahürdür.  Dahası iİlahi hitaplar ezeli kelamın tecelli daireleri hükmünde mealidir. Belki de Rabbimizin Tur-i Sina’da Hz. Musa ile kelam etmesi peygamberin nezdinde bezm-i elestte ki ruhlara hitap ettiği manayı hatırlayalım diyedir. Ki; Yüce Rabbimiz bilinmesini murad ediyor, herkese kendi diliyle emir yüklüyor, hitabını bildirip yürürlüğe koyuyor. Derken ezeli ilminden takdir ettiği hükmü vakit gelince var edip devam ettiriyor,  ya da yok ediyor.

          İnsanoğlu Allah’ın yaratmış olduğu kanunları araştırıp açığa çıkarmakla hayatı keşfeder sadece. Ne var ki insan bir buluşu icat etmiş olmakla yaratmış olmuyor, tam aksine kanun koyucunun varlığını seziyor. Kaldı ki bütün kanunlar kâinatta mevcut, insana sadece bu kanunları bulmak düşer. Üstelik insan akıllı bir varlık olmasına rağmen arının kovanında yaptığı harika sanatı yapmaktan aciz de. İnsan sadece Esma-ül Hüsna’nın tecellisiyle eşyanın tabiatında ne çıkarabildiyse onunla yetinmekte.

           Evet,  her bir eşya anlam yüklüdür, her birinin kendine özgü hakikati vardır. Bazen duyularımızla, bazen Kur’an ve sünnetten gelen haberlerle, bazense akıl yürütmeyle eşyanın dilini çözmeye çalışırız. Peki ya hayvanat âlemi? Malum, hayvanattan koyuna baktığımızda kırda bayırda bunca dolaşmasına rağmen eşyanın dilinden ve antik eserlerden anlamaz, anlayacağı şey otlamaktır. Belli ki; yaratılan her şey insan için yaratılmış. Biz ise tefekkür edip kulluk yapalım diye yaratılmışız. Tefekkür dağarcığmız olmazsa bizimde koyundan hiç farkımız kalmazdı. Hiç kuşkusuz insan bu noktada en mükemmel şah eserdir, yani Eşrefi Mahlûkattır. Madem öyle,  “Kendini bilen Rabbini bilir” ilahi kelama kulak verirsek yaratılış gayesini bilen kul oluruz da. Buna mecburuz da. Zira insanın dışında tüm mahlûkatın bilme yükümlülüğü yoktur. Baksanıza güneş aydınlatıyor aydınlatmasına ama ne için aydınlattığını bilmekten aciz, hatta kendisinin güneş olduğunu bilmez. İşte bu noktada insanı tüm yaratılmış mahlûkattan ayıran en can alıcı nokta kendini bilmesidir. Bu yüzden insan için âlimlerin bir kısmı küçük âlem derken, bir kısmı da büyük âlem olarak ilan etmiştir.

        Âlem, Allah’tan gayri bütün varlıklara verilen bir isimdir. Cisimler, cevherler, madde, hava, hareket her ne akla gelirse bu kapsama girer. Fakat Allah’a âlem diyemeyiz, ancak şey diyebiliriz. Zira şey varlıktır, var olandır, yani cisimsiz cevhersiz bir şey anlamında zat mana kastedilir.

        Bakınız, merak bu ya Ariflerden bir zata şöyle sual tevdi etmişler;

-Rabbinizi nasıl bildiniz?

        O zat cevaben şöyle der;

         -Rabbimi Rabbimle bildim.

         Evet, ne müthiş sözdür bu. Hakeza Rabbimizi yine Rabbimizle bilmek manasına bir başka güzel söz bir yaşlı ihtiyarın yaşadığı bir hadise üzerine söylediği şu müthiş deyişinde de görebiliyoruz pekâlâ. Öyle ki;   bir gün etrafında pür dikkat kesilen kalabalık eşliğinde ünlü bir âlim yolda geçerken, insanların etrafında dört döndüğünü gören ihtiyar kadın merak edip;

-Bu kalabalık neyin nesi diye sormuş.

         Derler ki:

         -O; Allah’ın birliğine 1001 delil olan meşhur âlimimizdir.

            Tabii yaşlı kadın:

        - Demek ki onun Allah’ın birliğine 1001 tane şüphesi var ki ortaya delil (ispat) koymuş, bense Allah’a delilsiz inanıyorum diye söylenince, bu söz âlimin hoşuna gitmiş, ellerini açıp:

        -Allah’ım senden şu ihtiyar kadının imanı gibi saf duru bir iman ve kalp istiyorum diye dua eder.  Ve etrafındakilere dönüp:

- Gelin hepimiz bu yaşlı anne gibi iman yürekli olalım temennisinde bulunur.

          Velhasıl; her şey O’nun Esma’ül Hüsna’sıyla güzeldir.

          Vesselam.

https://enpolitik.com/kose-yazisi/4154/esma-ul-husna

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

13.08.2020 Gül’e Hasretiz
06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM