“Sessiz ve Yorgunlar” Gideceği Mecrayı Arıyor

Eklenme Tarihi: 05.07.2020 10:18:31 - Güncellenme Tarihi: 15.08.2020 11:32:44

“Demokrasi, Adalet, Özgürlük, Huzur, Güven” arayışımızın üstünden henüz 19 yıl geçti.
Bundan 19 yıl önce yine toplum “yorgun, yılgın, sessizdi.”
Evet, insanlar yorgun, yılgın ve sessizdi.
90 yıllarda başlayan koalisyonlar bir türlü sessiz ve yorgun toplumun derdine derman olamıyordu.
Ödünç oy istenerek verilen demokrasi ve refah vaatlerinin ömrü uzun sürmedi.
1991 seçimlerinin galibi DYP-SHP’nin kurduğu 41.hükümet 16 Mayıs 1993 yılında Demirel’in Cumhurbaşkanlığına çıkmasıyla son buldu.
Ardından yine aynı partiler tarafından Erdal İnönü Başbakanlığında yeni hükümet kuruldu.
Ve 5 Ekim 1995 yılında Tansu Çiller’in kurduğu azınlık hükümetiyle son buldu.
1995 yılında yapılan genel seçimle iş başına gelen Refahyol koalisyonunun çalışmasına devlette yuvalanmış vesayet odakları 28. Şubat postmodern darbesiyle müsaade etmedi.
Bu süreçte halkın fakirliği artıyor, özgürlük alanları daraltılıyor, ülkenin kaynakları talan ediliyor, bankalar hortumlanıyordu...
Evet, o günlerde siyasi literatürümüze “Hortumlamak” diye bir tabir bile girmişti.
90’lı yıllarda faili meçhul cinayetler artıyor ve failleri bulunamıyordu..
Halk “yorgunluk ve yılgınlık” içinde sessizliğini muhafaza ediyordu.
Milletimiz, 3 Kasım 2001 yılında önüne gelen sandıkla dengeleri alt-üst etti ve yeni kurulan Ak Parti’yi tek başına iktidara taşıdı.
Eğrisiyle doğrusuyla, eksiğiyle fazlasıyla Ak Parti başarılarla dolu yıllar geçirdi.
Yasaklar bir bir kaldırılıyor, memleket bir baştan bir başa şantiyeye dönüyor.
Ülkenin her tarafında yollar, hastaneler. barajlar, okullar, adliye sarayları yapılıyordu.
Sadece bunlar mı?
Elbette hayır.
Devlet içine çöreklenmiş vesayet odakları da bertaraf ediliyor, yapılan seçimler ve referandumlarda iktidar gücüne güç katıyordu.
Gücün bozucu etkisinden söz edilir ya, işte bizim iktidarın başına bu hal geliyor.
Elde edilen gücün başında kavga başlıyor.
İktidarın görünmez ortağı “Cemaat” o zamanlar öyle deniyordu (elindeki güçle terör örgütü olduğu sonra ortaya çıktı) güçten pay istiyordu.
Pek tabiidir ki, seçilmiş iktidar gücüne ortak istemedi.
Ve seçilmiş iktidarla aralarında yaşanan iktidar mücadelesi ülkede korku ikliminin oluşmasına zemin hazırladı, oluşan korku ikliminden en çok kendileri etkilendi, ama toplumun hemen hemen her kesiminde de “sessizliğe” sebep oldu.
Ne yazık ki, bu mücadele sürerken 2001’de elde edilen özgürlükler ve refahtan toplumun aldığı pay giderek azaldı, otoriterlik yeniden devlete egemen oldu.
“Özgürlük, Adalet, Refah, Huzur, Güven” diyerek iktidar olanlar, otorite ellerine geçince pek sevdiler, güç sarhoşu oldular.
Ellerinde ki güçle toplumun her kesimine ayar vermeyi kendilerinde hak görmeye başladılar.
Evrensel haklar, uluslararası sözleşmeler, hatta iç hukukumuzun özgürlükçü tarafları bir bir rafa kaldırıldı.
İktidara yan gözle bakanlar anında terör örgütleriyle işbirliği yapmakla suçlanıp baskı altına alındı ve sindirilmek istendi.
Kurulduğu günden beri devleti yönetenlerin müracaat ettiği “İç ve dış düşmanla işbirlikçilik” suçlamaları devletin tozlu raflarından indirilerek yeniden sürüme sokuldu.
Yıl 2020, ülkemiz insanları yine “Yorgun ve Sessiz.”
Yorgunluğu ve sessizliği bozacak muhalefette yorgun, umut olacak ve heyecan uyandıracak söylemlerden bir hayli uzak.
Aslına bakarsanız muhalefetin en irisi olan CHP topluma güven vermiyor, söylediklerine kendi seçmeni dahi inanmıyor.
İktidar, CHP’nin bu halini her fırsatta kullanıyor, CHP üzerinde var olan güvensizlik ve şüpheyi büyütüyor, “Biz gidersek CHP gelir” diye toplumda ve özellikle muhafazakar kitlede korkuyu büyütüyor.
Bu durumda millet ise, çözümü yeni kurulan partilerden bekliyor.
Kamunun imkanlarının talan edilmeden yönetileceğine, özgürlük, adalet, huzur, refah ve güven tesis edileceğine dair topluma umut verecek partiyi arıyor.
Çözüm ise, toplumsal dinamiklerin temsilcilerinin ülke yönetimine ortak olmasındadır.
Ülkede var olan, etnik, dini, siyasi, mezhebi kesimlerin sorunların çözümünde herkesimden kişilerin sorunların çözümüne katkı sunmasına, birlikte müzakere etmesine, masada taraf olarak değil, ortak olarak bulunmasına yönelik yöntem geliştirmesindedir.
Aynı masada oturan ve çözüm arayanlar, çözüm ararken bir tarafı memnun ederken, diğer tarafı ikna edip rızasını arama gayretinde olmalıdır.
Bunun yolu, insanların kendi mahallesine sırt dönmeden, onların kaygılarını unutmadan, başka mahallede yaşayanların varlığını anlamak, kabullenmek, sorunların çözümünde “taraf” değil ortak olarak görmekten geçer.
Hep birlikte taraf değil, ortaklar olarak sorunlarımıza çözüm aramak demokrasinin garantisi olduğu gibi, iktidarların güç zehirlenmesini engelleyecek kıymetli bir “Eşiktir”
Bu birliktelik aynı zamanda vesayet odaklarından temizlenmiş devletin demokratik değerler dikkate alınarak yeniden  yapılandırılmasının imkanını siyaset kurumuna verecektir.
“Yorgun ve Sessiz insanların” umudu bütün toplumsal kesimlerle siyasetin açık olmasıdır.
Bunu becerebilen parti milletimizden teveccüh görecektir.
“Sessiz ve Yorgun topluma” yeni yol ve umut sunanlara selam olsun!
 

https://enpolitik.com/kose-yazisi/4165/sessiz-ve-yorgunlar-gidecegi-mecrayi-ariyor

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

m.levent poyraz
10.07.2020 10:37
Erdal İnönü ne zaman başbakan olduki ?

Diğer Yazılar