Vahy'in Soluğu

Eklenme Tarihi: 09.07.2020 05:16:50 - Güncellenme Tarihi: 15.08.2020 10:11:29

       Vahiy kalbe doğrudan nüzul olacağı gibi perde arkasından ya da elçi vasıtasıyla da nüzul olur.  Allah Teâlâ dilediğinde her kavme gönderdiği peygamberlerle doğrudan elçisiz olarak da kelam eyler. Nasıl mı? İşte Hz. Musa (a.s) ile Tur-i Sina’da kelam eylemesi bunun en bariz delili zaten.  Kaldı ki Yüce Allah doğrudan kelam eylemenin ötesinde kimi peygambere sahife, kimi peygambere kitap ve hikmette vererekten de kelam eyler. Nitekim Hz. Ebû Bekir-i Sıddîk (r.a) bu hususu Allah Resulünün dilinden şöyle açıklık getirir;

       -Allah Teâlâ ne kadar kitap indirdi diye Allah Resulüne sorduğunda,  Allah Resulü cevaben:

       -Allah Âdem’e 100 sahife, Şit’e 50 sahife, İdris’e 30 sahife, İbrahim’e 10 sahife indirdi. Kitap olarak da Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’an’ı indirdi. (Razi, Tefsir-i Kebir)

         Tabii tüm bunlar Allah Resulüne bildirilenler, birde Kuran’da bildirilen 25 peygamber ismi ve kıssaları da söz konusudur. Bildirilmeyen Peygamberlerin tam sayısı ise bilgimiz dışındadır. Zaten Adem (a.s)’dan en son Peygamberimize kadar  gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin  tam sayısını bilmemizde gerekmez, zira bize düşen sayısını araştırmak değil var olduklarına iman etmek düşer. Madem öyle, Kur’an nüzul olmadan önce ki üç büyük kitaba şöyle göz atmakta fayda var:

       Tevrat; Kelime olarak İbranicede kanun, şeriat, öğreti ve hüküm demek olup bilhassa İsrail oğullarına yönelik hidayet rehberi bir kitaptır. Tevrat için eski zamandan kalma hükümleri kapsayan kitap anlamında ‘Ahd-i atik’ dendiği gibi Yahudiler tarafından Yahudi kutsal kitabının tümüne Tanah’da denmekte. Ancak Tevrat hangi isimle zikredilirse zikredilsin hiç fark etmez artık hükmü kalmamıştır.  Nitekim Kur’an’da Tevrat’a ilk fitne tohumu eken şahsın Samiri adında bir Yahudi olduğu bildirilmekte.  Üstelik bu şahıs Hz. Musa hayatta iken ilk fitne tohumu atmış biridir.

       Zebur; yazılı kitap anlam içermesine rağmen yazılı olmaktan çıkıp Tevrat’ta olduğu gibi Zebur’da tahrif edilmiştir.  Yetmedi Atik’in sonuna ilave ederekten güya işi kotaracaklarını sanmışlardır.

       İncil; müjdeleyen manasına bir kitap olmasına rağmen gel gör ki Hıristiyan âlemi için diriliş muştusu addedilen bu mukaddes kitap adına ister piskopos, ister konsil,  ister papaz densin her bir irili ufaklı din adamı tarafından tahrif edilerekten adına Ahd-i Cedid denmiştir. Öyle ki Bizans Kralı Konstantin miladi 325 yılında İznik konsülünde verilen bir kararla yüzlerce İncil içerisinden dört tanesi esas alınmış ve bunlar Yuhanna, Matta, Luka ve Markos isimleriyle takdim edilmiştir. Tek isimlendirme ya da dört isimlendirme de olsa hiç fark etmez sonuçta Hz. İsa’yı Allah’ın oğlu ilan ettikten sonra ne işe yarar ki.  Öyle anlaşılıyor ki, dördünün de ortak özelliği teslis inancında hem fikir olmalarıdır. Malum olduğu üzere Hıristiyanlığa ilk teslis inanç  (üçlü inanç: Baba, oğul ve Kutsal Ruh) fitnesini sokan Saint Paul ismiyle bilinen bir Yahudi’dir. Bu kişinin asıl adı Saul’du,  ancak Hıristiyan camiasında kendisi Aziz olarak takdim edilir. Hele bir insan Aziz ilan edilmeye görsün hızını alamayıp güya Hz. İsa (a.s) ile konuştuklarında kendisine teslisin var olduğunu söyleyecek kadar haddini hududunu aşar hale gelir bile. Derken bu tür zırva teviller eşliğinde Hıristiyan misyoner Pavlus’un mektupları sanki vahiymişçesine İncil’lerde yer almaya başlayıp Hıristiyanlık çok büyük bir yara almıştır.

          Ne ilginçtir ki bu dört İncilin haricinde Barnabas ismiyle bir İncil daha var ki;  hakkında pek söz edilmez. Değim yerindeyse bu kitap bir sır gibi saklanılmaya çalışılmakta. Onlar bir sır gibi gözlerden uzak saklamaya çalışa dursunlar, bu kitabın içerisinde Ahmed adında bir peygamberin geleceği bildirilen satırların varlığı artık sır olmaktan çıkıp çoktan dilden dile dolaşır hale geldi bile.  Üstelik sözü edilen Barnabas İncilinde Hz. İsa (a.s)  diğer İncillerde olduğu şekliyle ilah diye sunulmaz da,  bilakis peygamber olduğu belirtilir. Bitmedi tabi,  dahası var:  Hz. İsa’nın çarmıha gerilmediği, göğe kaldırıldığı da haber verilir. İşte Hz. İsa (a.s)’ın peygamber olarak zikredilmesi, akabinde Hz. Muhammed (s.a.v)’in peygamber olarak geleceğinin müjdelenmesi gibi bu tür bilgiler Aziz Başpiskoposu fena halde canını sıkmış olsa gerek ki en nihayetinde kilise tarafından İncil listesine alınmamasına yetmiştir.

          Onlar listeye almaya dursunlar,   Kur’an-ı Mu’ciz-ü’l Beyan’ın nüzul olmasıyla birlikte ‘Ahmed’ ismi tüm gönüllerde çoktan yankı buldu da.  Öyle ki insanlığın en son görüp göreceği Kelam-ı kadim kitab Kur’an-ı Kerim Arapça olarak nüzul olup yirmi üç senede tamamlanmıştır.  Ve nüzul olan bu ayetler Rasulullah (s.a.v)’in kontrolünde ağaç, kemik, deri türü şeyler üzerine geçilerek kayıt edilmiştir.  Allah Resulünün dar-ı bekaya intikal etmenin akabinde ise malumunuz Hz. Ömer (r.a)’ın teklifiyle Kur’an ayetleri ilk halife Hz. Ebû Bekir-i Sıddîk (r.anh) tarafından kitap haline getirilmiş,  adına da Mushaf denmiştir. Üstelik Mushaf Ashab arasında iyi yetişmiş hafızların gözetimi altında ve yine Sahabe-i Kiramın şahitliği ile gerçekleşmiştir. Geldiğimiz noktada tüm Ümmet-i Muhammed’in okuduğu Kur’an, Hz. Osman (r.a)’dan bize ulaşan Kur’an’ın tıpa tıp aynısıdır. Bu gerçeğe rağmen bir başka iddiada Kur’an’da zikrolunan ayetler aslında mevcut ayetlerden fazlaymış da, Hz. Osman (r.a) zamanında bazı ayetler çıkarılıp şimdiki hale dönüştürülmüş güya. Onlar öyle iddia ede dursunlar, illa bir farktan söz edilecekse şu an okuduğumuz Mushaf’ın Hz. Ebû Bekir-i Sıddık (r.a) döneminden tek farkı tertip üzerine yazılmış olmasıdır, bunun dışında ne bir kelam eksiklik, ne de bir fazlalık söz konusudur. Kur’an Hz. Ebû Bekir-i Sıddık (r.a) döneminde Mushaf haline getirilmekle kalmamış bunun yanı sıra her türlü ihtilaflara meydan vermemek içinde Mushaf heyeti oluşturmak suretiyle o güne kadar değişik lehçelerde yazılı olan Kur’an nüshaları ashabın şahitliğinde yakılmış bile. Derken kaynağına uygun sadece Hz. Hafsa (r.a)’ın evin duvarında asılı duran Kur’an’dan altı adet İslam merkezlerine gönderilmek suretiyle çoğaltılıp günümüze kadar tahrif edilmeden gelen tek kutsal kitapla müşerref olmuş olduk.  İyi ki de Kur’an ayetleri ashab-ı kiramın şahitliğinde aslına uygun bir şekilde tedvin edilerek Mushaf halde elimize ulaştırıldı da dünden bugüne bugünden yarına nesiller boyu Kur’an’ı gönül rahatlığıyla soluklayabiliyoruz. Kur’an-ı Kerimi solumaktan mahrum kalsaydık kim bilir halimiz nice olurdu. Bikere neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırd etmekten aciz kalacağımız muhakkak. Derken ara ara zihnimize takılan nerden geldik, nereye gidiyoruz sorusunun cevabını bulamayacaktık.

            Evet, Kur’an’ın muhatabı tüm insanlıktır. Hiç kuşkusuz Kur’an’ın muhatabı olmak bile çok büyük nimettir. Bu öyle bir nimettir ki, dünü bugünü ve yarını kuşatan bir nimettir. Öyle ki,  Kur’an bizi geçmişimizle yüzleştirdiği gibi gelecekten bahisle de ötelere kanatlandıran bir kitaptır. Yeter ki, Kuran’a sımsıkı sarılalım onun soluğu bizi ötelere kanatlandırır da.

            Peki, Kuran’a inanmayanların hali nicedir acaba? Malumunuz Kur’an inananlara fayda verir, inanmayana fayda vermez. Bu yüzden Resulullah (s.a.v) “Dikkat edin önünüze birçok fitneler çıkacaktır, onlardan kurtulmak için tek çare Kuran’dır. Kur’an bir oyun ve eğlence değil, O Allah’ın kopmayan sağlam ipidir. O en güzel zikir ve öğüt kitabıdır, Onunla hüküm veren adil olur..” (Tirmizi) diye beyan buyurmuştur. Madem öyle, hemen her gün Kur’an’dan bir ayette olsa okumak gerekir.  Neydik edip mutlaka Kur’an okumaya vakit ayırmalı ki kalbimizi zifiri karanlığa mahkûm etmemiş olalım. Zira Resul-i Ekrem (s.a.v) “Kim bir gecede on ayet okursa gafil kimselerden yazılmaz”(Buhari) buyuruyor. Bir başka hadis-i şerifte ise; “Sizden biriniz bir gecede Kuran’ın üçte birini okumaktan aciz midir” sorunca dediler ki:

-Ya Resulallah! Buna hangimizin gücü yeter ki?

Efendimiz (s.a.v) bunun üzerine;

      -İhlâs-ı Şerife Kuran’ın üçte birine denktir (Buhari) diye buyurdular. Hiç kuşkusuz bu hadis-i şeriften maksat üç ihlâsı şerifle birlikte bir Fatiha-i şerife okumanın Kuran’ı Kerimi hatmetmek gibi olduğu manasına bir hadistir.

       Kuran’ı mealinden okumak caizdir, ancak Kur’an okumak yerine geçmez. Çünkü meal ve tefsir Kuran’ı anlama çabası bir tercüme faaliyetidir. Bu yüzden mealle amel etmek son derece sakıncalıdır.  Hele hele dini yeni öğrenen bir kimseye mealle amel etmesi tavsiye edilmez. Bikere amel edilmesi için kaynağın orjinal olması lazım gelir. Dolayısıyla hiçbir meal, hiçbir tefsir orijinalini karşılamaz. Kaldı ki âlimler Kuran’ı anlamca bilmenin farz-ı kifaye olduğunu belirtmekteler.

      Peygamberimizin Kuran’da geçen surelerle ilgili hadislere baktığımızda:

   -Kim geceleyin Bakara suresinin son iki ayetini (Amenerrasulü) okursa bu ona yeter (Buhari), Allah bu iki ayeti buna Arş’ın altındaki hazineden vermiştir. Onları öğrenin, kadınlarınıza ve çocuklarınıza da öğretip ezberletin. Çünkü bunlar hem salâttır, hem duadır, hem Kuran’dır. (Müsned)

             Nasıl ki motoru olmayan bir araba çalışmazsa aynen kalp olmadan insan bedeninin de çalışmayacağı muhakkak.  Ki,  Kur’an’ın kalbide Yasin suresidir. Her kim Yasin-i Şerifi Allah rızası ve ahretini kazanmak için isteyerek okursa muhakkak ki Yüce Allah günahlarını affedecektir.

            Özellikle daha başka surelerin okunmasında çok fayda olduğu belirtilen hadisler de var elbet.  Allah Resulü bu hususlarda şöyle buyurur da;

            “Her Mümin kalbinde ‘tebarekellezi biyedihil mülk’ suresinin bulunmasını ne kadar arzu ediyorum.” (Hâkim, Müstedrek1, 565)

             “Mülk suresi kabir azabına manidir. Onu her gece okuyan kabir azabından kurtarır” (Hakim, Müsterek).

           Bu arada unutmayalım ki, bilhassa insan ve cin şeytanların şerrinden korunmak için İhlâs, Felak ve Nas surelerini sabah akşam üçer defa okumakta da çok büyük fayda vardır. Faydası olduğu şundan belli Nakşibendî tarikatında ikindi ve yatsı sonrası kurulan Hatme-i Hâcegân halkasında bulunanlara belli sayılarda taşlar dağıtılaraktan toplamda bin İhlâs-ı şerif okunmaktadır. Öyle ya, bir insan Kur’an’ın tamamını okuyamasa da Peygamber kavlince üç İhlâs-ı Şerife,  bir Fatiha-ı Şerife okumak bir hatim yapma sevabı kazanmak olduğuna göre aynen Hatme-i Hâcegân halkasında okunan 1000 ihlâs şerifleri 3’e böldüğümüzde 333 hatim sevabına denk gelen bir sevaba nail olunmakta.

            Yine unutmayalım ki,   tüm insanlığa nüzul olan Kur’an-ı Muciz’ül Beyan, asla duvara asmak için nüzul olmuş değildir, bilakis çağlar boyu kıyamete dek okunmak için nüzul olmuştur. Amma ne var ki geldiğimiz noktada mukaddes kitabımızı duvara asılı tutmakla kendimizi okumaktan mahrum etmiş durumdayız.  Aslında böyle yapmakla Kur’an’ın feyzi bereketinden uzak duraraktan kendi kendimizi karanlığa mahkûm etmiş oluyoruz. Bakınız Hz. Osman (r.a) bu hususta ne diyor: Benim için en uğursuz gün, içinde Kur’an-ı Kerime bakmadığım gündür.

       Hele bir insan düşünün ki,  Kur’an-ı Kerimi okuyup anlamadan vahy olunan ayetleri inkâr ediyorsa vay o adamın haline, küfre gireceği muhakkak.  Hatta Kur’an’da bildirilen kutsal kitapları inkâr etmekte öyledir. Sadece inkâr etmek mi, bunun yanı sıra kendince ayetlerde hata var diyerekten alay eden ve sövende buna dâhildir.  Şayet her kim Kur’an-ı alay maksatlı ayağının altına alaraktan bu mahlûktur diyorsa biliniz ki o kişi kâfir olur. Hakeza Kur’an ayetlerini kendi sözüymüş gibi kullanan ve takdim edende öyledir. Hatta Kur’an ayetleri okunurken slogan atmak, alkışlamak,  çalgı aletlerini çalaraktan okumaya kalkışmakta insanı küfre götürür.

        Evet, bütün tahrif olmamış ilahi kitaplar Allah’ın kelamı olması hasebiyle mahlûk değillerdir. Ayetlerde geçen kıssalarda öyledir, asla yaratılmış değildir. Her ne kadar en son Kur’an’ın nüzulüyle birlikte önceki kutsal kitapların hükmü kalksa da bunun böyle bilinmesinde fayda var elbet.

         Velhasıl-ı kelam,  arz, arş, sema ve dahası tüm kâinat Kuran’ın feyzi bereketiyle hayat bulmakta. O halde daha ne duruyoruz, vakit Kur’an’ın feyzi bereketiyle soluklanıp Kur’an ahlakiyle hayat bulma vaktidir.

         Vesselam.

https://enpolitik.com/kose-yazisi/4170/vahyin-solugu

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

13.08.2020 Gül’e Hasretiz
06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM