Haccın Mânâsı, Derûnumuza ve Dünyamıza Bakan Yönleri – I

Eklenme Tarihi: 30.07.2020 09:05:41 - Güncellenme Tarihi: 14.08.2020 10:59:52

  Dr. Mehmet Güneş’in kaleminden


İslâm inancına göre; İlâhî ikrâmın sağanak sağanak yağdığı, feyz ummânının dalga dalga coştuğu, rahmet deryâsının sel olup taştığı, Hz. Âdem(a.s)’den başlayan nübüvvet nûrununFahr-i Kâinât Efendimiz(s.a.v.)’e ulaştığı, yeryüzünün en mübârek beldesi “Mekke-i Mükerreme”dir.
Kalpleri Allah (c.c.) ve Resûlullah (s.a.v.) aşkı ile yanan, gönlü ve aklı îmanşuûru ile mücellâ olan her Müslümanın, fânî dünyadan bâkî âleme göçmeden evvel en çok gitmek istediği yer, hiç şüphesiz Haccın edâ edildiği, Kur’ân’ın“ümmü’l-kurâ” *diye vasfettiği, “..bivâdin gayri zî zer..” denilen “ekin bitmeyen vâdi”deKâbe’nin inşâ edildiği belde, Mekke-i Mükerreme’dir.
Zamanın ve mekânın bir başka boyutta göründüğü; maddenin mânâlaştığı, mânânın da madde plânında ete kemiğe büründüğü; gönüllerin kelimelere sığmayan metafizik ürpertilerle coştuğu, duyguların târifsiz güzelliklerle buluştuğu, “kāl”in sustuğu, “hâl”in konuştuğu, Cenâb-ı Hakk’ın “..Şüphesiz âlemler için, bereket ve hidâyet kaynağı olarak kurulan ilk ev elbette ki Mekke’de olandır..” buyurduğu bu kutlu diyar, Kur’ân’da“beledü’l-emîn” *diye vasfedilen,“haramenâminen” *diye anlatılanve “Harem” kılınan mübeccel bir şehirdir.
“‘Kâinâtın Kalbi’ hükmündeki  “Allah’ın Beyti” olan Kâbe-i Muazzama’nın bulunduğu bu kutlu diyar; adı bile yüreklerimizde tatlı bir heyecan esintisinin uyanmasına, gözlerimizin bulutlanmasına ve iç âlemimizde uhrevî bir ateşin tutuşarak yanardağ hâline gelmesine vesîle olan,  hayatta bir defa dünya gözüyle görebilmek, Habîb-i Kibriyâ’nın“İzinin tozuna” yüz sürebilmek, Beytullah’ın çevresinde pervâne gibi dönebilmek, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’daki rahmet ve mağfiret yağmurlarından nasipdâr olabilmek için yıllar yılı büyük bir özlemle gözyaşları dökülen ve vuslat için tekrar tekrar duâ edilen muazzez bir mekândır.
On dört asırdan beri “Hac ayları” denilen; “Şevvâl, Zilkâde ve Zilhicce’nin ilk on günü”  geldiğinde; “Yolculuğa gücü yetenlerin Beytullah’ı haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır.” emr-i İlâhîsi mûcibince Hac farîzasınıedâ etmek, “Kâbe yollarında kumlara batmak”, “Duyûfu’r-Rahmân” sıfatına ermek ve Sevgili Peygamberimiz(s.a.v.)’in yolunda yürümeksevdâsıylayanıp tutuşan Müslüman yürekler, bu kutsal diyarları ziyâret etmek için devamlı hasret çekmişler ve bir ömür bu “Mukaddes Yolculuk”un aşkı ve iştiyâkıyla yaşamışlardır. 
Çünkü bu “Mukaddes Yolculuk”; insanlık tarihinin ilk durağına, Kâbe’nin nûruyla aşka gelen îman çağına, gönülleri tek “Bir”de birleştiren en mübârektevhid otağına ve çağlar ötesinden Hz. İbrâhim(a.s.)’in  “..İnsanlar arasında haccı îlan et..” emr-i İlâhisini yerine getirmek için cümle Âdemoğlunu dâvet etmesiyle başlayan, bu dünyada Mahşeri yaşatan, Beytullah’a vuslat için yapılan, hesâba gelmez faydalar sağlayan sır yüklü bir ziyâretçok feyizli ve bereketli bir ibâdettir. 

İşte Hicret’in 9. yılında nâzil olan; “..Yoluna gitmeye gücü yeten herkesin o Ev’e (Kâbe’ye) gidip haccetmesi insanlar üzerinde     Allah’ın hakkıdır..” Âyet-i Celîlesiyle Ümmet-i Muhammed’e farz kılınan Hac; Hz. İbrahim(a.s.)’in dâvetine icâbet eden ve ihrâma girdikten sonra kulluk şuuruyla; “Lebbeyk Allâhümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, inne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk, lâ şerîkelek.” diyetelbiye getiren hüccâcın“yeryüzün merkezi” yaptığı “Bir mübâreksefer”dir. 
Çünkü bu “Mukaddes Yolculuk”; Kur’ân-ı Kerîm’de; “..Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihrâmını giyerse), artık hac sırasında; kadına yaklaşmak ve şehevî söz söylemek (rafes), çirkin davranış ve günah işlemek (füsûk),    insanları incitmek ve kavga etmek (cidâl) yasaktır.” ; “..İhrâmlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı.” diye buyurulan “gücü yeten”mü’minler için farz olan bir mükellefiyet ve kelimelerin tarifine sığmayan, ancak yaşanarak anlaşılan çok boyutlu müstesn bir hicrettir. Bu îtibarlaCenâb-ı Allah“gerekli şartları taşıyan”kullarının;“..kendilerine âit bir takım yararları yakînen..” görmeleri; “kirlerini gidermeleri, adaklarını yerine getirmeleri ve Beyt-i Atik’i(Kâbe’yi)tavaf etmeleri”  için mü’minleri;“gerek yaya olarak, gerek uzak yoldan binek üzerinde” “..insanlara toplantı ve güven yeri” kılınan Mekke’yı / Kâbe’yi ziyâret etmelerini emir buyurmuştur.
Hac; -hakkıyla yapıldığında ve Allah (c.c.) korusun “el gördülük bir gösterişe” veya “turistik bir seyâhate” dönüş/türül/mediğinde- mü’minleri“anasından yeni doğmuş gibi günahlarından arındıran” ;  hidâyet, rahmet, bereket, fazîlet ve mağfiret ummânını kendi içinde taşıyan, “En kısa sürede ziyâret etmeyi bizlere yeniden nasîp eyle YâRabbî!”duâsınıvird-i zeban edip, ‘Gül Yüzlü Yâr’dan mülhem “Senden ayrılmak mecbûriyetinde kalmasaydım…” diye başlayan cümleler kurulan ve gönlümüzü o Kutsal Topraklarda bırakılarak yapılan Mâverâ menzilli muhteşem bir ibâdettir. 
İslâm Güneşinin doğduğu, vahyin sağanak sağanak yağdığı, İlâhî Nûr’un yeryüzüne yayıldığı, SaâdetAsrı’nın mayalandığı ve vahyin beşiği olan “Allah’ın Beyti”nin bulunduğu ‘Yürek Devletimizin Başkenti’ndedînin kemâle ermesi ve teslîmiyetin tamamlanması için “Eyyâm-ı mâ’dûde”  denilen “Sayılı günler”de;  edâ edilen, Hac; Kâbe’den başlayıp “Mina, Arafat, Müzdelife, Mina ve Kâbe” ekseninde devam eden meşakkatli, telaşlı, yorucu ve bir o kadarda bereketli bir ibâdettir.
Hâsılı “Haremeyn”evâsıl olmak için çıkılan bu “Mukaddes Yolculuk”; hem İlâhî dâvete icâbet, hem “gücü yetene” farz olan bir mükellefiyet, hem anayurdumuza hicret, hem de rahmet ve mağfiret deryâsınaazîmettir. Bu îtibarla, Âdemoğlunun ruh ve mâneviyat örgülerinin dokunduğu Kutsal Topraklara yapılan bu “Mukaddes Yolculuk”; dünya hayatında kaybettiğimiz insanlığımızı yeniden bulma, yeniden kendimize gelme, “istikâmet üzre” yaşama şuuruna yeniden sahip olma ve düşünce dünyamızda yeni bir inkılâp oluşturma maksadına mâtuf bir niyet, bir ikrâr ve hayatımıza bembeyaz bir sayfa açmaya yönelik bir kavl ü karardır… 
           * * * 
“Tek kelimeyle muhteşem bir ibâdet” olan ve İslâm’ın beş temel şartından birisini oluşturan Haccı edâ etmek için çıkılan “Mukaddes Yolculuk”; bu yıl olduğu gibi birkaç istisnâ dışında,savaşlar, salgın hastalıklar, yol güvenliğini ortadan kaldıran saldırılar,iç karışıklıklar ve bâzı elim hâdiseler dolayısıyla bâzı yıllar inkıtaa uğrayarak îfâ edilemese de, on dört asırdan beri Müslümanlar tarafından Hac farîzasıyerine getirilmiştir. 
Haccın edâ edilmemesine sebep olan tarihî hâdiselerin başında Şii Karmati Devleti’nin H. 317  / M. 930 öncesinde Mekke çevresine ve Hac yollarına sürekli saldırılar düzenlemesi gelmektedir. İslâm âlimleri H. 317 / M. 930’da hüccâcın can ve mal güvenliğinin tehlikeye düşmesi üzerine Mekke dışından gelenlerin (Âfâkilerin)  Hacca gitmesinin câiz olmadığına dâirfetvâ vermiştir. Bunun üzerine Karmatîmülhidlerinin başı olanEbû Tahir el- Cennâbî H. 317 / M. 930 Hac döneminde Mekke’ye baskın düzenlemiş ve Mekke’de yaptığı kıt’âl sırasında Mescid-i Harâm’da bulunan ve ekserisiihrâmlı olan 30.000’in üzerindeki Müslümanı kılıçtan geçirmiştir. Karmatîeşkiyâsı, bu kıt’al sırasında Mekke’de altı gün kalmış ve o yıl hiç kimse hac yapamamıştır. Bu esnada Karmatîlerin başı Ebû Tâhir el-Cennâbî mukaddes şehrin birçok binâsını yakmış, yıkmış, tahrîp etmiş ve hatta yağma sırasında Hacerü’l-Esved’i ve Kâbe’nin som altından yapılı kapısını da yerinden sökmüş, doğum yeri olan Hicr nahiyesine (Arabistan’ın doğusundaki şimdiki Bahreyn’in El-Kadif kentine) götürmüştür. Bu konuda Eyüp Sabri Paşa şunları nakletmektedir: “Ebû Tâhir’in, Hacerü’lEsved’i Kâbe’nin köşesinden söküp Hicr’e(Bahreyn’e) götürmekten maksadı, Kâbetullah’akesad vermek, yâni o feyizli hac yolunu Hicr nahiyesine sarf ve tahvîl etmek idi. Hatta Hicr’de bir şikâyet evi binâ ederek ismine ‘Dâru’l-Hicre’ demiş ve Hacerü’l-Esved’i yirmi sene kadar ‘Dâru’l-Hicre’ de bulundurmuştur.” Bu hâdiseden sonra Hac ibadetinin o yıl -Bâzırivâyetlerde on yıl- yapılamamıştır. Hacerü’l-Esved, H. 317-339 / M. 930-951 tarihleri arasında yirmiiki yıl boyunca Karmatîlerin elinde kalmıştır. Bu süre içinde Kâbe, bu Mes’udTaş’tanmahrûm olmuş ve hacılar Hacerü’l-Esved’i değil, onun bulunduğu yeri istilâm ederek tavaf etmişlerdir. AbbâsîHalîfesiMûtî’-Lillah, taşı çalan Karmatîlere 30.000 dinar fidye ödeyerek Hacerü’l-Esved’i Mekke’ye getirtmiş, yerine yerleştirmiş ve gümüş muhâfazasını da yenilemiştir. 
Hicaz bölgesinde 1814’te vebâ salgının yayılması ve yaklaşık sekiz bin kişinin hayatını kaybetmesi üzerine o yıl da Hac yapılamamıştır. 1 Muharrem H. 1400 / 20 Kasım M. 1979 tarihindeki Hac sonrası bir sabah namazının ardından Cuheyman el-Uteybî liderliğindeki Yeni İhvân adında organize olan 400 kişilik silahlı bir grubun başlattığı Kâbe baskını sırasında da 20 Kasım ile 4 Aralık 1979 tarihleri arsındaki on beş gün Kâbe kapalı kalmıştır. 
Ve nihâyet son olarak 2020 yılında Suudî yetkililer;  “Corona virüsü (Covid - 19) sebebiyle bu yıl Hac ibadetinin sâdece ülkede yaşayanlarla sınırlı tutulacağını, yurt dışından hacı adayı kabul edilmeyeceğini ve Hac ibadetinin ‘sembolik’ seviyede edâ edileceğini” duyurmuşlardır.

           * * * 
“Eyyâm-ı hac” (Hac günleri), haccın; Kâbe, Arafat, Müzdelife ve Mina’da edâ edildiği “Eyyâm-ı mâ’dûde”  denilen Terviye, Arafe ve Kurban bayramı günleri Zilhicce Ayı’nın içindeki bu “sayılı günler”dir. Zihicce’nin 9 ile 13. günleri arasındaki beş vakit namazın farzlarından sonra Teşrik Tekbirleri’nin getirildiği; Arefe Günü’nün sabahından Kurban Bayramı’nın dördüncü günü akşamına kadar olan 5 günlük süreye “Eyyâm-ı mâdudât” (Sayılı günler) ya da “Eyyâm-ı teşrîk” (Teşrik Tekbirleri’nin alındığı günler) de denilir. 
Hicrî 1441 yılının Zilhicce ayındayız, ancak bu sene Mekke-i Mükerreme’den“Lebbeyek, Allâhümme lebbeyk…” sesleri bu yıl, her sene olduğu gibi çok  gür gelmiyor. Hacerü’l-Esved’de duymaya alıştığımız “BismillâhuAllâhu Ekber”  nidâları Metaf’ı dolduran hüccâcınduâlarına karışıp Arş’a eskisi gibi yükselmiyor… “Siz de Makâm-ı İbrâhim’i namazgâh edinin” emr-i İlâhîsi mucibince, bu yıl Suudî Arabistan dışındaki Müslümanlar Makâm-ı İbrâhim’in ardında tavaf namazı kıl/a/mıyor… Bu yıl, “Âfâkîlerin” âminleri   Mescid-i Haram’dan yedi kat semâya yayıl/a/mıyor… Bu yıl, “eşhûrihac”da  dağı taşı inleten Tekbir sesleri her Hac döneminde olduğu gibi güçlü duyul/a/muyor… “Allah’ın âyetleri”  olan farklı lisanlardaki duâ dilekçeleri Yüce Rabbimizeeskisi gibi rengârenk bir şekilde sunul/a/mıyor… Kur’ân-ı Kerîm’de;  “Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın (dîninin)nişânelerindendir.”  ve “..Her kim Allah’ın nişânelerinetâzim gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvâsındandır.”  diye buyurulan; îman, tevekkül ve teslimiyetin simgesi olan  ve“Lütf-i İlâhî’ye karşı bir hâtırâ-i şükran” diye vasfolunanSa’y’da, “havf ve recâ” *  arsında coşkun sular gibi çağlayan o tekbirler, tesbihler, tehliller, salâvât-ı şerifeler ve duâlar bu yıl kesâfetkesbetmiyor… 
“Hac Günleri”nde“ümmü’l-kurâ” ıssız, Kâbe sessiz, Mina garip, Müzdelife, muzdarip, Cebel-i Rahme suskun, Arafat mahzun…  ÂrifNihad’ın dediği gibi; “Kâbe’ne siyahlar yakışmamıştı yâ Muhammed, bugünkü kadar.”   Ve bu yıl gönüllerde târifsiz bir hüzün var…
Büyük bir aşkla Haremeyn’e vuslat için hazırlanan, ancak “âfakî” oldukları, yâni “Mîkat sınırları dışında bulundukları” için Covid 19 sebebiyle bu yıl Kutsal Topraklara gidemeyen mü’minlerin gönlünü hicran ateşi dağlıyor… Yüreklerde mesken tutan ve kelimelerin târifine sığmayan İlâhî bir aşka  giriftâr olanların ruhu, Mukaddes Yolculuk’a gidememenin ıstırabıyla karalar bağlıyor… Bu yıl,  Haremeyn’e  gelemeyenmü’minlerin ıstırabıyla tavaf eden melekler ve “Hû Hû” diye zikreden güvercinler sanki kendi lisanlarınca ağlıyor…
İşte 2020 yılında, bir ömür hasretle beklediği Hac yolculuğuna -mücbir sebepler dolayısıyla- çıkamadığı için; aşkın, hicranın ve  hüznün her rengine düçâr olanlar ile  “Bir mübârek sefer olsa da gitsem”   diye tahassürle yananları tefekkür ikliminde  buluşturmak düşüncesiyle ve Haccın derûnîmânâsını“Zilhicce’nin ilk on günü”nün kutsiyet,  rahmet ve bereketinden de feyz alarak  küçük de olsa bir kapı aralamak sa’y ü gayretiyle, Haccın mânâsını, derûnumuza ve dünyamıza bakan yönlerini  -âczimize de müdrik olarak- ifâde etmeye çalışalım:                        
Haccın lügat mânâsı; “kasdetmek, ferâgat etmek, varıp gelmek, ziyâret etmek;büyük bir işe, muazzam bir davranışa teveccüh etmek” , yâni çok önemli bir hamleye ve kutsî bir rûh inkılâbına yönelmektir. 
Dînî bir terim olarak ise hac; “gücü yeten” her Müslümana Cenâb-ı Allah’ın emri ve dâvetiyle farz kılınan, ihrâma girilerek yapılan, Zilhicce ayının belirli günlerinde Mekke-i Mükerreme’deki belirli mekânlarında -Kâbe-i Şerîf’te, Arafat’ta, Müzdelife’de ve Mina’da- usûlüne uygun merâsim ve menâsiklerleedâ edilen, bir semboller silsilesi içinde dünyaya ve ukbâya bakan pek çok hikmetler, sırlar ve mesajlar taşıyan, İslâm’ın beş şartından birisidir.
Hac; gelişigüzel bir yere sefer yapmak veyâ sıradan bir işe kalkışmak değil; Allah(c.c.)’ın emrine uymak için tâzim edilmesi gereken “emîn bir belde”yiziyâret, kâinâtın kalbine doğru bir azîmet, Allah’ın Beyti’nden yapılan ulvî dâvete icâbet ve dünya gurbetindeki yegâne sılaya, nûrun merkezine avdet etmektir. 
Hac; genel anlamı, özel sembolleri, mücerret ifâdesi ve derûnunda sakladığı mânâiklîmiyle hem maddî bir yolculuk, hem mânevî bir seyr ü sülûk, hem hesâba gelmez bir feyz ü bereket, hem de İlâhî dâvete muhâtap olmak gibi büyük bir mazhariyettir. 
Hac, en son farz kılınan ibâdettir. Vahyolunan âyetlerinnüzûl sırasına göre ümmet-i Muhammed’e ilk önce namaz, sonra oruç, daha sonra zekât ve en son olarak da hac emredilmiştir. Bu da ibâdete namaz kılmak sûretiyle başlayan mü’minlerin hac ile kemâle ereceğine çok açık bir işârettir. 
Hac; “ben”den“biz”e varmak, “biz”den“O”na gitmek ve “Din / Hüküm Gününün Sâhibi / Hâkimi” olan O’nun rahmet kanatları altında gölgelenmek; bize sağlayacağı uhrevîvedünyevî       “çeşitli faydaları” görmek,Rızâ-i Bârî’ye ve“ümmet şuuru”na ermek, gönül dünyamızı îmar ve inşâ etmek için Allah’ın Evi’ni ve husûsiyle de Beyt’inSâhibi’niziyârettir.
Hac; her bir rüknünde binlerce hâtırânın canlanıp, sonsuz rahmet ummânının dalgalandığı; pek meşakkatli, çok kazançlı, her adımında sayısız mânâ ve hikmet saklı ve her bakımdan zengin bir ibâdettirve; “Hakkıyla yapıldığı takdirde karşılığı Cennettir; umre ise -kul hakkı hâriç- bütün günâhlarakefârettir.” müjdesine mazhar olabilmek için Hakk’a küllî bir teslîmiyettir.
Hac; sembollerle şekillenmiş ve her sembolün içine sayısız hikmetler gizlenmiş olan; hem namaz ve oruç gibi bedenî, hem zekât gibi mâlî, hem de cuma ve cihad gibi içtimâî, siyâsî, iktisâdî pek çok vecheleri bulunan ve madde ötesi mânâlarısînesinde saklayan çok yönlü ve muazzam bir ibâdettir. 
Hac; ihrâm denilen dünyevî kefenin canlıyken giyilmesiyle başlayan; “ölmeden önce ölümü” yaşatan; ömrünün muhasebesini, yeniden dirilişi ve bundan sonraki hayatının yeni baştan tanzîmini yaptıran bir ruh inkılâbınaazîmettir.
Hac; farz, vâcip ve sünnetlerinin ikmâl edilmesinin ardından da “Yıllıkİslâm Şûrâsı” fonksiyonunu deruhte eden / etmesi gereken;    daha sayamadığımız, anlamadığımız, anlayamaya-cağımız ve anlatamayacağımız nice ünsiyet, ülfet, bereket ve fazîlete, bilemediğimiz sayısız husûsiyetlere sâhip, sınırsız bir ummân, sır dolu hikmet haznesi ve İlâhî dâvete icâbettir. 
Hac; ‘Kavuşmak için terk etmektir...’Bâkî olanı kazanmak için fânî olanı, âhireti elde etmek için dünyayı, mânâyıihyâ için maddeyi, rûhuyaşatmak için nefsi, âlî olmak için ednâyı terk etmeyi mü’minleretedrîs ettiren; ayrılmadan kavuşulamayacağını, mahrûm kalmadan nâil olunamayacağını öğreten bir mektep ve şeytana savaş açıp, Nebîlerin ve Nebîler Nebîsi’nin yolundan gitmeyi kuvveden fiile geçirten bir irâde ve bir istikamettir. 
Hac; kalplere inşirah veren, menâsikinin ve sembollerinin içinde çok derin mânâlarihtivâ eden, bu Mukaddes Yolculuk’ta yaşanan mânevî iklim kelimelerle tam mânâsıyla anlatılamadığı için ne kadar anlatılırsa anlatılsın hep bir yanı eksik kalan, ancak yaşanarak anlaşılan ve çok sık tekrâr edilen; “Hac anlatılmaz, yaşanır!” sözlerinde gerçek ifâdesini bulan çok yönlü bir ubûdiyettir.
Hac; Cenab-ı Hakk’ın “..Haccı ve umreyi Allah için tamamlayınız..” emrini yerine getirmek gâyesiylehüccâcın; “Lebbeyk! Allâhümme lebbeyk!..” diye cevap vermesi, Bezm-i Elest’tekiahd ü peymânımızı yenilemesi, çağlar ötesinden beri tekrâr edilen “Emrine âmâdeyimYâRabbî!”bîatını Arş-ı Âlâ’ya göndermesidir. 
Hac; Kâbe merkezli çok özel bir biribâdet olup, bu ibâdet“bilinen aylarda” ,“husûsî mekânlarda”,“belirli usüllerle” yapılan ve hayata hayâtiyet kazandıran bir hayat iksiridir. 
Hac; “..Allah’ın koyduğu dînîişâret ve nişanlar..” olaraktavsîf edilen Kâ’be, Safâ, Merve, Arafat, Müzdelife, Cemerât gibi mukaddes mekânlarda bir dizi semboller ihtivâ eden ve belirli günlerde niyet edip “ihrâm”a girmekle başlayan ve “VedâTavafı”yla son bulan bir ibâdettir. 
Hac; rûhunaSidre-i Müntehâ’dan kokular almış, taşında toprağında İbrâhimAleyhisselâm’dan izler kalmış, her yanı Kâinâtın Solmayan Gülü’nün gül-efşân güzellikleriyle donatılmış olan ve ‘Senden gidiyorum Sana gelirken’ mısraını kâl olmaktan çıkartıp hâle dönüştüren rûhî ve bedenî bir seyr ü sülûktur. 
Hac; yürek devletimizi fethetmek adına çıkılan bir âhiret yolculuğu olup; aklımıza, kalbimize ve düşüncelerimize hükümrân olan bütün putları kırıp yok etmemize, ruh haritamızı yeniden tanzîm edip Allah (c.c.) ve Resûlullah (s.a.v.) aşkıyla ma’mûr hâle getirmemize ve “Kâbe” gibi “Nazargâh-ı İlâhî” olan “gönlümüzü” yeni baştan inşâ etmemize zemin hazırlayan ve mâverâ ufkuna şehbâl açmamıza vesîle olan /olması gereken “Bir mübâreksefer”dir. 
Hac; Kâbe’deki İlâhî rahmet ve çekim gücü sebebiyle, Âdemoğlunun rûhunu kendine cezbetmesi netîcesi; insanın kendi benliğinden tecerrüt etmesi ve bedenden önce gönüllerin kalp ayağıyla Allah(c.c.)’a doğru bir yönelmesidir. 
Hac; Allah (c.c.) için yola çıkmak, O’nun koyduğu sınırlara hakkıyla uymak, “refes, füsûk ve cidali terk etmek”  ve “emrolunduğumuz gibi dosdoğru ol” mak için, O’nun aşkıyla yol almak ve Muhabbetullah’a giden yolda kutsî bir yolculukla menzîl-i maksûda ulaşmaktır. 
Hac; “Geldiğim gibi dönmeyeceğim, hayâtımda yeni ve bembeyaz bir sayfa açmaya karar vereceğim!” diyenlerin sırf bedenlerine değil, yürek, niyet ve zihniyetleriyle de hacı olmak için çıkılan; dış dünyada yaptığımız kilometrelerden çok daha fazla, kendi iç dünyamız istikametinde çok uzun bir yol kat edilerek yapılan / yapılması gereken çok feyzli ve bereketli bir yolculuktur…          
Hac; “sırât-ı mustakim” üzre olan bütün yolların Mekke-i Mükerreme’ye çıktığının, bütün yönlerin Kâbe’de birleştiğinin ve şâirin“bütün yolların birleştiği kök”  dediği menzilin Hz. Âdem(a.s.)’den bu yana Allah’ın Beyti’nde buluştuğunun ve Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm ile kemâl noktasına ulaşan bu yolun aslında umûmî ismi “İslâm” olan “Tek yol” olduğunun delîlidir.                                
Hac; 21. yüzyıldan sıyrılıp 15 asır öncesine giderek “Asr-ı Saâdet”ten sâdır olan “Gül” kokularının teneffüs edilmek hasretiyle;
“Ezel Bezmi’nde bir dinmez figândımYâRasûllalâh
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım YâRasûllalâh…” 
mısralarında dile gelen hâlet-i rûhiye içinde gönül penceresinden “Gül Devri”ne avdettir.
Hac; Âdemî bir şuur ve ubûdiyet, İbrâhimî bir inanç ve mazhariyet, Hâcervâri bir tevekkül ve teslîmiyet, İsmâilî bir irâde ve kurbiyet ve Muhammedî bir îman ve muhabbettir. Hac; Allah(c.c.)’ın emriyle, Allah (c.c.) için Allah(c.c.)’a hicrettir.
        (Devam edeceğiz…)
 

https://enpolitik.com/kose-yazisi/4210/haccin-manasi-derunumuza-ve-dunyamiza-bakan-yonleri-i

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

10.08.2020 “Şehîd-i Âlâ ve Gâzî-i Nâmdar” Enver Paşa
06.08.2020 Bence de Meral Akşener ve Arkadaşları Evine Dönmeli…
04.08.2020 Başarı Belediye Başkanlarına, Başarısızlık B. Meclisine Yazar…
02.08.2020 Hacc’ın Mânâsı, Derûnumuza ve Dünyamıza Bakan Yönleri-II
31.07.2020 Bayramlar Kaf Dağının Ardında Kaldı!...
30.07.2020 Haccın Mânâsı, Derûnumuza ve Dünyamıza Bakan Yönleri – I
28.07.2020 Bakalım Ayasofya Devasa Sorunlara Çözüm Olacak mı?
24.07.2020 Türkülerimiz;Vatanlarının Bir Türküsü için Canlarını Feda Eden İnsanlar Vardı…
17.07.2020 Çok Şükür Zincirler Kırıldı ve Ayasofya İbâdete Açıldı
03.07.2020 Dr. Mehmet Güneş’in kaleminden; “Gül’e Arz-ı Hâl” (1)
29.06.2020 Hamza Yerlikaya’ya Açık Mektup
17.06.2020 “Velî” Bir Türk Milliyetçisi: Dündar Taşer
15.06.2020 Güzel İcraatları Alkışlamak Vicdani Sorumluluğumuzdur, Kartal-Pençe Opr. Hayırlı Olsun
13.06.2020 Seçimle gelenlerin vatanı satma hakları mı var?
08.06.2020 Türk Şiiri'nin ve İdeâlizmin Son Efsânesi, 'Abdurrahim Karakoç'
06.06.2020 Lambadaki Alevi Üşüten Adam, Ruhun Şad Olsun
26.05.2020 20. Asrın “Çile” Harmanı Necip Fazıl’ı Anıyoruz
25.05.2020 Dr. Mehmet Güneş'in kaleminden 'Bayram Duası'
24.05.2020 Akit TV’den Ahmet Davutoğlu’na Salvolar…
15.05.2020 'En iyi' hatta 'İyi' olmanıza hiç gerek yoktur!...
14.05.2020 Türk Dil Bayramı ve Hançerlenen Türkçemiz
10.05.2020 Anneler Gününde Bir Kadının Hezeyanları!
10.05.2020 Dr. Mehmet Güneş’in Kaleminden: Annelerimiz
06.05.2020 Bu Günlerde Türkiye Nasıl Bir Sınav Veriyor?
03.05.2020 Dr. Mehmet Güneş'in kaleminden; 3 Mayıs 1944 Türkçülük Günü
30.04.2020 Kûtü'l- Amâre Zaferimizin 104. Yıldönümü Kutlu Olsun...
29.04.2020 Bu virüs, Korona’dan daha tehlikeli!
28.04.2020 Dr. Mehmet Güneş ve Makalesi; “Türk Kimdir, Türk Olmak Nedir?”
25.04.2020 Bir Büyük Âlim, Gerçek Bir Mütefekkir ve “Altın Beyinli” Bir Millî Mürşid
18.04.2020 Yaşat Ermeni’yi, Öldürsün Türk’ü
03.04.2020 “Biz bize yeteriz” mi, “Biz size yeteriz” mi olmalıydı?
25.03.2020 Şehadetinin 11'inci yılında, arkadaş seçtiklerini görsen ağlardın!...
19.03.2020 Yârdan geçilir, serden geçilir ancak Çanakkale’den geçilmez!
16.03.2020 “Ülkü Denen Nazlı Gelin”e Sevdâlı Bir Güzel İnsan: Hüseyin Aras
14.03.2020 Rütbesiz Bir Mareşal: Gâlip Erdem
13.03.2020 Bir efsaneyi anarken… O, başka korona virüslerle mücadele etti
23.02.2020 Ülkücü katili Büyükelçi atandı, ağlamak istiyorum!...
21.02.2020 Havada savaş kokusu var…
10.02.2020 Sen Kimsin ya… Derhal istifa et; Rumların, Amerika’nın yetiştirmesi…
31.01.2020 Gelecek Partisinin geleceği!...
31.12.2019 Muhsin Yazıcıoğlu’nun doğum günü birkaç güzel anı, birkaç satır yılbaşı…
30.11.2019 Bir Ülkü Çınarını daha yolcu ederken?
21.11.2019 Muhteşem iki Röportaj?
10.11.2019 81?nci Yılında Atatürk?ü Anarken Saldırılar?
13.10.2019 Aykırı seslerin değil, Dua ve Birliğin zamanı
19.09.2019 Diyarbakır?da Tiyatro?
12.09.2019 Kanla olgunlaştırılan Darbe: 12 Eylül
06.08.2019 Köprüler, otoyollar millete zulüm!...
17.07.2019 Ankara?nın gündemi: Yeni partiler ve erken seçim
14.07.2019 15 Temmuz, Öncesi ve Sonrası
09.07.2019 'İnsanı Düzeltmeden Yargıyı Düzeltemezmişiz' Gaflet?
01.07.2019 AKP ve ?Tek Adam Rejiminin? Sonu mu?
19.06.2019 Savaş Kapımızda, Orduyu Terhis mi Ediyorsunuz?
03.06.2019 Bayramlar Anlamını Yitirdi?
28.05.2019 Tayyip Erdoğan?ın Ülkesinde?
15.05.2019 Benim Tarafım Belli, Ya Siz Kimden Yanasınız?
07.05.2019 YSK ve Akıl Tutulması?
23.04.2019 Yeni Parti-Partiler yolda, AKP yolun sonu mu?
21.04.2019 Mansur Yavaş?a Açık Mektup?
07.04.2019 Zenginleşen belediye başkanı istemiyoruz!...
02.04.2019 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerini kim kazandı?
26.03.2019 Muhsin Başkan?la ilgili çok ilginç bir anı
18.03.2019 Türkiye?de yeni bir partiye ihtiyaç var mıdır?
10.03.2019 'Varlık-yokluk kuyruğu? tartışmaları ve asıl sorun?'
04.03.2019 Ankara?nın kurtuluşu Mansur Yavaş
25.02.2019 Bu konuda Erdoğan haklı, ancak?
21.02.2019 Yurdun ozanı susturulursa, ezanı da susturulur?
15.02.2019 Kendini unutan adam Ozan Arif?
05.02.2019 "Evet, Türkiye?nin bir ?Beka Sorunu? var!...