DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV

Eklenme Tarihi: 24.10.2016 07:13:57 - Güncellenme Tarihi: 12.08.2020 03:57:25

        Gelecekte Türk Birliği

       Tarihten bugüne Türklerin pek çok badireler atlattığı artık bir sır değil. Öyle ki; tarih boyunca kâh güldük, kâh üzüldük, kâh parçalandık, kâh birliktelikler kurduk derken bir dizi tüm sosyolojik vakıalar eşliğinde bugünlere geldik. Hatta kimi zaman da kendi öz yurtlarımızda üvey evlat olarak muamele gördük, halen görüyoruz da. Yine de pek çok badireler atlatmamıza rağmen hele şükür Avrasya kıtasında konuşlanmış olan on dört topluluk arasından yedi devlet çıkarabilmişiz. Zaten tarihe şöyle bir göz attığımızda Türklerin devlet kurmakta ki başarısı hiçbir devlette görülmeyen kendi nevi şahsına münhasır bir özelliktir.  Ki; tarihi süreç içerisinde on altı devlet kurma meziyetimiz söz konusudur. Düşünsenize her parçalanmışlık ve her bozulmanın ardından hemen toparlanıp devlet olabiliyorsak, bu çok mühim bir hadisedir. Bu arada şunu belirtmekte fayda var,  her ne kadar kurduğumuz Göktürkler, Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti birbirinden ayrı devletler gibi görünse de, aslında birbirinin değişik devamı devletlerdir. Bakın, Çinlilerde tarihte değişik isimler altında bugünlere gelebildiler, işte görüyorsunuz gelinen noktada Çin adıyla sanıyla yine Çin?dir ve ayaktalar hala. Aynen öyle de bizimde Göktürk, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyetimiz var. Bakmayın siz öyle bizim değişik isimler olarak anılmamıza,  sonuçta hepsi birbirinin devamı dilde, fikirde birliktemiz Türk devletleridir. Bu nedenle hiçbirini ayrı gayri görmeyiz,  bilakis her birini ışık kaynağımız ata yadigârı devletler olarak görürüz hep.

            Türk etnosu

            Türk dünyasında konuşlanmış her bir Türk topluğun varlığı, bize güç kazandırmanın ötesinde bize Türk etnosu birliği noktasında ümit kalelerimiz olur da. Ancak bu ümidimizin heba olmaması için dünyanın değişik yerlerine dağılmış Türk topluluklarıyla gerek ekonomik, gerek sosyal,  gerekse kültürel olsun fark etmez her alanda entegrasyona girmemiz şarttır. Tabii ki, Türk etnosu derken sakın ola ki bizi piyasaya çıkmış bir takım aklı evvel kafatasçı ve şoven duygularla hareket eden sözde Turancılarla aynı kategoride değerlendirilmesin. Hiç kuşkusuz bizim Türk etnomuz Moğol kasırgası barbarlarının tutumlarından farklıdır. Çünkü Türk etnosu İsmail Gaspıralı?nın ifadelerinde yer alan; ?Dilde, Fikirde, İşte Birlik? ülküsünden başkası değil elbet. İşte bu nedenledir ki birlikteliğe vurgu yapan her veciz sözü ülkü ediniriz biz. Besbelli ki Türk dünyasıyla entegrasyonu sağlayacak en güçlü bağ olacak unsurların başında dil ve fikir birlikteliği gelir.  Şimdi belki diyebilirsiniz,  bu bağın neresinde din var.  Bikere şunu iyi bilmemiz gerekir ki şu an dünyanın çeşitli yerlerini meskûn ve vatan edinmiş Türkler arasında en belirgin ortak payda  ?Türk etnosu? gözükmektedir. Çünkü Türkler arasında din farklılıkları söz konusudur. Dolayısıyla dini faktörü bir ülkü ya da bir ortak bağ gibi düşünmek pek gerçekçi olmaz.  Kaldı ki fikir birlikteliği farklı dini ictihad alanlarını da kapsar. Dolayısıyla bu anlamda Türkün Moğollaştırılmasına asla izin vermeyiz. İlla ki bu alanda birliktelik sağlamak gerekir deniliyorsa, bunun için Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi?nin nefesine ihtiyaç vardır. Zaten o nefes üflendiğinde biliniz ki tarihte nasıl ki Türk?ün alp?i o nefesle alperen olmuşsa bu günde yeni bir alperenlik ruhuyla bir bakmışsın din birliği de dirilişe geçip ortak bir bağımız olmuş, neden olmasın ki.

            Şimdilik öyle anlaşılıyor ki; müsbet manada Türk etnosunu hayata geçirebilirsek, dünya coğrafyasında büyük bir güç ve etkin blok olmak her an mümkün. Yeter ki, bu potansiyelimizi harekete geçirecek aklı izanı yerinde yöneticiler başımızdan eksik olmasın. Aksi takdirde bir kısım ard niyetli yöneticiler Batının kendi etnosunu harekete geçirip kendi entegrasyonunu sağladığında sus pus vaziyet alacakları, aynı entegrasyon bizim için söz konusu olduğunda hemen yalpa yapıp Panturanizm yaftasıyla barikat kurmaya çalışacaklardır. Allah korusun bu tip kafa yapısına sahip yönetircilerin ağzıyla hareket edersek ?Dilde, Fikirde, İşte Birlik? ülküsü bir hayalden öteye geçemez. O halde ne kadar çok yönlü birliktelik, o kadar güçtür bilincinde sürdürebilir bir yönetim anlayışı ortaya koymak gerekir, hatta bu manada Avrupa Birliğine girmekten tutunda diğer birliktelikleri de buna dâhil edebiliriz. Ki, Avrupa?da çok sayıda Türk vatandaşlarımız çalışmakta. Dolayısıyla hiç kimsenin dedikodusuna, kınamasına aldırmaksızın dil, kültür, tarihi ve ticari daire alanlarımızı alabildiğince genişletip 21.yüzyıla ?Büyük Türk Dünyası? olarak mührümüzü vurmak gerekir.  Düşünsenize rahmetli Turgut Özal?ın o müthiş vizyonuyla; ?21. yüzyıl Türk Asrı Olacaktır?  dediğinde ne kadarda heyecanlanmıştık. Hatta o müthiş söz bugünde etkisinden pek bir şey kaybetmiş sayılmaz, hala gönüllerde taptaze yankılanmakta. Madem öyle o daha ne duruyoruz, gün birlik olmak zamanı, iri olmak zamanı,  diri olmak zamanı ve hep birlikte Türk asrı olmak zamanıdır.  Hele bir Türk dünyası ayağa kalkmaya dursun, hiç kuşkunuz olmasın tüm âlem bizim mührümüzle nizam bulacaktır. Ve o gün geldiğinde bizim dirilişimiz insanlığın kurtuluşu olacaktır, buna inancımız tam da. 

Kültürel temel taşlar

    Kültür dairemize renk katan Fuzuli, Nevaî, Mevlâna gibi tefekkür ehlini, Türk Cumhuriyetlerine tanıtmalı ve her türlü iletişim ağlarımız vasıtasıyla kültürel birlikteliğin çimentonun harcını karmalı. Kültürel kaynaklarımızı sadece Üniversitelerle sınırlı tutmak yetmez,  Lise düzeyindeki genç dimağlara Mevlâna?dan Aybek?e, Fuzuli?den Cengiz Aytmatov?a, Mahtum Kulu?ndan Muhtar Avezov?a kadar olan kültür dehalarımızı da ders olarak iyice öğretmeli ve sevdirmeli ki kültürel canlılık doğabilsin.      Maalesef, bir yandan 1923 hilafetin ilgası ve Latin harflerinin kabulüyle kütüphanelerin sığlaştırılması,  diğer yandan Bolşevik ihtilaliyle birlikte komünist rejimin soydaşlarımızı Kiril-Rus alfabesine zorlaması gibi mezkûr sebepler dil birliğine gölge düşürmeye yetmiştir. Artık Latin harfine geçmişiz bikere, yapacak bir şey yok, her ne kadar kütüphaneler sağırlaşsa da olan olmuş geriye dönüş abesle iştigal olur elbet. Latin harflerine tereddütlüde olsa önce peki dedik, en nihayet bağrımıza basıp amenna dedik. İyi hoş ama birde baktık ki bir takım mahfiller kınında yine durmayıp bu kez 1932 senesinde Türkiye?de başlattıkları dilde arınma ve tasfiyecilikle sosyal dokumuzla oynamaya başladılar. Ne yani buna da mı peki demeliydik. Ya da amenna desek Türk dünyasındaki kardeşlerimiz arasında anlaşma köprü bağlarımızı koparacakları malum. Tâ ki bu dili tasfiye etme oynama süreç Sovyetler Birliği?nin dağılmasıyla birlikte Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını kazanana dek devam eder de. Neyse ki bilhassa Ecevit iktidarları döneminden kalan dilde tasfiyecilikve uydurmacılık akımı dönemleri son buldu da Türk dünyasıyla dil birlikteliğine yönelik girişimlere hele şükür şahit olabiliyoruz. Bilhassa geçmişin yaralarını sarmak adına bu noktada Türk Dünyası çerçevesinde kurultaylar düzenlenmesi, birlikte oturup ortak kararlar alabildikleri gördükçe ?Dilde, Fikirde, İşte birlik? ülküsü daha da bir anlam kazandı diyebiliriz Hatta gelecek için daha da bir ümit var olduk dersek yeridir.    

            Dil ve alfabe

            Nasıl olsa Latin harflere geçeli epey zaman geçti. O halde daha ne duruyoruz Türk dünyası arasında ortak bir alfabe birliğinin zorunluluk olduğunu görmemiz gerekir. Bakın,  Azerbaycan, Türkmenistan, Kırgızistan büyük ölçüde Latin alfabesine geçtiler, şayet diğer cumhuriyetlerde Latin alfabesine geçerse bu engeli büyük bir ölçüde aşmış olacağız. Bakın, dil ve alfabe birliği ihmale gelmez, birliktelik için olmazsa olmaz şarttır. Zira ortak konuşulan dillerin uyumluluğunun yanı sıra tarihi filolojik-linguistik zenginliği ve alfabe birliği önemli hususlardır. Madem öyle,  kardeş yurtlar arasında en çok konuşulan ortak kelimelerden işe başlamalı. Tabii bu da yetmez, bu arada ilim adamlarımız da taşın altına eline koyup Türk dünyasında ortak kullanılan kelimelerin adeta envanterini çıkarıp  ?Dilde, Fikirde, İşte birlik? için ter dökmeli.  İcabında bu da yetmez, ekonomik entegrasyona da gidilmeli. Madem bütün dünya bu devletlerin bağımsızlıklarını tanımış, bize düşen BDT (Birleşmiş Devletler Topluluğu) ve BM?e (Birleşmiş Milletlere) üye olan bu kardeş topluluklarla en tabii hakkımız olan siyasi, kültürel, ekonomik, coğrafi ve manevi işbirliğini geliştirmemiz boynumuzun borcu olmalıdır.

            Şahsiyetli politikalar

            Batı,  hem Orta Asya Türk Cumhuriyetleri?nin sahip olduğu hem doğal zenginliklerin, hem rezerv kapasitesi yüksek gaz ve petrol yataklarının farkındadır. Bilindiği üzere tarihi İpek yolu Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Türkmenistan?ın bulunduğu alan dediğimiz Maveraünnehir hattından geçmekte. Bu hat o kadar çok öneme haiz bir yerdir ki,  Sovyetlerin çökmesiyle birlikte Orta Asya Cumhuriyetleri bağımsızlıklarına kavuştuğunda, ilk etapta hemen ABD ve Çin pastadan pay almak adına yarışır pozisyon aldılar, ikinci etapta ise Rusya ve Avrupa Birliği ülkeler bu yarışa dâhil oldular. Hatta bu arada batının bu noktada oraya ulaşmada dilde, fikirde birlikte yakınlığı bulunan Türkiye?yi taşeron olarak kullanmak amacı güttüğü gözlerden kaçmaz da. Batının kendi pragmatist kafasınca Türkiye?ye biçtiği misyon işbirliğine dayalı bir diplomasi değil tam aksine Kafkaslara ve Orta Asya?ya giden yolda sadece köprü vazifesi görme sinsiliğidir. Maalesef o yıllarda Türkiye batının bu sinsiliğini fark etmemiş olsa gerek ki yakamızı Sam Amca?ya kaptırıp, Türk dünyasında olan biteni adeta balkondan seyretmişiz. Oysaki oralara onlardan önce alnımız ak göğsümüz dimdik bir şekilde kendi ağabey-kardeş ilişkimiz çerçevesinde uzanmalıydık. Bilhassa 2002 öncesi Türkiye?sinde bu avantajımızı değerlendiremediğimiz gibi, Dilde, fikirde hiçbir birlikteliği olmayan devletler bizden önce çoktan oralara varıp, ekonomik pastanın dilimlerini kapmışlar bile.  Neyse ki 2002 sonrası Türkiye?sinde geçte olsa elimizi artık oralara uzatmış durumdayız. Fakat bu eli uzatmışlık şimdilik sadece tekstil, süper market ve inşaat sektöründe aktif rol almakla sınırlı, oysa bundan ötesine taşmakta lazım gelir. Taşalım ki dünyada gerçek gücümüzü gösterecek mihenk taşımız olan Adriyatik?ten Çin Seddine yönelik büyük projelerle mührümüzü vurabilelim.  

          Velhasıl,  Her ne kadar bir zamanlar Kazakistan da tek adamcı Nazarbayev faktörü, Özbekistan da despot Kerimov?un birlikteliğimize gölge düşürecek ayak sürtmeleri ve daha sonrasında küresel baronların engelleme girişimleri gibi daha nice takozlarla yüzleşsek te gelecekten ümit varız hala. Hele ki 15 Temmuz Diriliş ruhunu gördükten sonra hiç kuşkunuz olmasın 21. yüzyılın Türk asrı olacağına inancımız solmayacaktır.   Bu böyle biline.         

      Vesselam.

https://enpolitik.com/kose-yazisi/503/dilde-fikirde-iste-birlik-iv

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM