ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK

Eklenme Tarihi: 21.01.2017 06:34:36 - Güncellenme Tarihi: 06.08.2020 18:18:19

Timur Semerkand?ın Kes (Şehr-i Sebz) şehrinde doğdu. Delikanlılık çağında kabına sığmazlığıyla o kadar kendine zarar verir ki aldığı yaralarla sağ ayağı topal, sol kolu çolak kalıp ?Aksak Timur? lakabıyla anılır hep. Ancak şu da var ki, bu kabına sığmazlığı o?nun ilerisinde Şark?ın Türk Hakanı olacağının işareti sayılır.

Evlenme vakti geldiğinde Cengiz Han hanedanından bir prensesle izdivacı gerçekleşir. Şarkın Türk Emir?i olduğunda ise doğup büyüdüğü Semerkand?ı başkent yapacaktır. İyi ki de başkent yapmış, bu sayede Semerkant bir anda yeşil bahçelerle donatılmış ve eşsiz güzelliğe sahip Maveraünnehir?in (Türkistan?ın) gözde Medine?si olur elbet. Nasıl gözde Medine?si olmasın ki, her şeyden önce Babası Muhammed Taragay, Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi Hz.lerinin temellerini attığı Yesevi ocağının kollarından birine intisaplıdır. Zaten Timur?da babasının yolunu yol bilip Yesevi ocağı ve bu ocaktan yetişmiş alperenlere hürmeten Pir-i Türkistan?ın mezarının yapımını üstlenip ziyaretgâh haline getirmeyi ihmal etmez de. Timurlenk?e de o yakışırdı zaten.

Moğolların hezimete uğradığı yıllara baktığımızda,  buralarda ayakta kalmayı başarmış devletler olarak ilk etapta Türk, İran ve Mısır göze çarpar. Ancak Moğollar hezimete uğrayıp Orta Asya?da güç kaybına uğramış olsa da Timur?un tarih sahnesine çıkmasıyla birlikte işin rengi değişecektir. Bir kere Timur?un devreye girdiği noktada sadece Moğollar yaralarını sarmayacak, Türkistan da (Maveraünnehir) yeniden hayat bulacaktır. Artık Timur?u durdurmak ne mümkün, öyle ki Harizm?i ve Altınordu devletlerin üzerine giderek saltanatlarına son vermekle kalmamış ordan İran?a dalmış, sonrasında ise Memluk Sultanını kendisine biat ettirecek derecede Irak ve Suriye?yi kuşatacaktır.

Peki, o sadece kuşattığı topraklarla mı Şarkın Emir Türk Hakanı olarak adını duyurur? Hiç kuşkusuz tüm bunların ötesinde bir dizi reformlara mührünü vurmakla da dikkat çeker. Şayet onda illa bir kusur aranacaksa, belki Osmanlıya karşı kıyasıya bir dizi açtığı savaşlar dile getirilebilir. Nitekim Yıldırım Bayezid?le 1402 yılında yaptığı Ankara Savaşı bunun en tipik yıpratıcı örneğini teşkil eder. Maalesef Türk?ün Türk?le imtihanı diyebileceğimiz tarihin bu iki ümit devleri güçlerini birleşecekleri yerde birbirlerini hırpalamayı yeğlemişlerdir. İlginçtir Timur savaş açtığı devletlere son derece gözü kara tutum sergilerken,  içe karşı ise tam aksine mütevazı tutum sergiler. Yani o kendi coğrafi sınırlarını aşan alanlarda asla uzlaşılmayacak, çetin ve zor bir savaşçı bir lider profili çizerken, kendi tebaasına karşı da son derece merhamet abidesidir.

Bakın meşhur tarihçi İbn-i Haldun baş başa otağına konuk olduğunda karşılıklı hasbıhal ettiklerinde yufka yürekliliğini anlamak mümkün. Nitekim o bilge insan bir takım kaynaklara dayanarak Timur?un otağında yüzüne karşı gurur okşayıcı övgüler yağdırdığında, suretinde zerre miskal böbürlenme emareleri görülmeksizin şöyle der: ?Ben sadece Moğol Hanların vekiliyim.? İşte bu müthiş mütevazı cevapla ne kadar yufka yürekli bir lider olduğunu belli eder. Bu arada şunu belirtmekte fayda var; Çağatay Emiri Timur?un soyu Türk Moğol boylarından Barlaslara dayanmaktadır. Kendisi Moğol veya Türk, bizim açımızdan soyu üzerinde tartışmak yerine bizim açımızdan O?nun ailesiyle birlikte hem Türk hem İslam?la mecz olmuşluğu çok önem arz etmektedir. Nasıl önem arz etmesin, bakın Timur her sefere çıkışında davasına meşruiyet kazandırmak için ulemanın fetvasını almayı da ihmal etmeyecek kadar uhrevi sorumluluğun bilincinde bir lider. Tabii bitmedi, dahası var; O aynı zamanda sivil toplum önderidir. Nasıl mı? Bikere; idare ettiği toplumu on iki sütun üzere teşkilatlandırmasıyla elbet. Sanmayın ki, toplum yapılanma modeli bugüne has bir kavram, Timur?un uygulamalarına baktığımızda sivil toplum modelinin izlerini pekâlâ net bir şekilde görmek mümkün. Nitekim söz konusu toplumsal örgütlenmenin birinci basamağında,  seyyid yapılanmasının varlığını görürüz. Bu O?nun Ehli beyt?e olan sevgisini gösterir. Timur bunla da kalmamış seyyidler arasında liyakatli olanları devlet sadaretine ve pek çok vakfın mütevelli heyetlerine atayarak görev almalarını sağlamıştır. Örgütlenmenin ikinci basamağında bilge kişiler, üçüncü basamağında abdallar (ibadet edenler), dördüncü basamağında askeri kademeler de yer alan üst rütbeli komutanlar, beşinci basamağında sipahi ve reaya (halk), altıncı basamağında günlük meselelere vakıf akıllı dirayetli insanlar, yedinci basamağında devlet organının tepesini oluşturan vezirler, başkâtipler ve kalem erbabı, sekizinci basamağında Tıp camiası (hekimler), mühendisler, müneccimler vs., dokuzuncu basamağında tefsir ve hadis âlimleri, onuncu basamağında el becerisi mükemmel olan sanat erbabı, on birinci basamağında Piri fani zatlar (meşayih) ve gazi dervişler taifesi, on ikinci basamağında ise seyyahlar ve tacirler vardır. Ne diyelim işte görüyorsunuz toplumsal örgütlenme buna derler. Hatta Timur?un bu teşkilat şeması ağının bugünün sivil toplum örgütlenme anlayışının çok üstünde bir teşkilat ağı olduğunu dediğimizde pekte maksadımızı aşmış sayılmayız.

Hele ki birde gözlerden kaçmayacak bir başka husus var ki, on iki sütun üzere inşa ettiği örgütlenme modelinde on iki rakamının rast gele seçilmiş rakam olmadığıdır. Belli ki bu on iki rakam muhabbet duyduğu Pir-i Türkistan Ahmed Yesevi?nin mensup olduğu silsile ağacında yer alan Abdûlhâlik-ı Gücdûvani (k.s)?in on iki usulünden ilham alınmış bir rakamdır.

Hiç kuşkusuz medeniyetler manevi sütunlar üzerine kurulur, aynen öyle de Timur da oluşturduğu toplumcu teşkilatlanma yapının temellerini İslam mayasıyla yoğurarak on iki sütunlu yöntem olarak ortaya koymuştur. Ve o maya tutar da. Derken on iki sütunlu inşa faaliyetleriyle başta Türkistan olmak üzere diğer hâkimiyeti altına aldığı tüm toprakları hem madden hem de manen ihya etmiş olur. Şayet bu mayadan yoksun bir yol takip etseydi, kendisinin ifadesiyle; devlet bir ev gibidir ki, onun üstü açık kapısı perdesi olmayacağından haramilerin hışmına uğrayıp paspas olacaktı.

İşte devletini paspas olmaktan kurtaracak maddi ve manevi inşa faaliyetleriyle birinci önceliğini Rabbani âlimlere kıymet vererek işe soyunmuş, hatta Rabbani âlimlerin bu dünyadan göç ettiklerinde kurduğu vakıf müesseseleri vasıtasıyla merkatlarını korumaya almış da. Nasıl korumaya almasın ki, baksanıza kıymet verdiği Meşayıh-ı Kiram ve âlimlerin desteği sayesinde fethettiği topraklar bir anda medreselerle ihya olup, ilim fen ve sanatta büyük atılımlar gerçekleştirmiştir. Düşünsenize bugüne geldiğimizde yetmiş yıllık komünizmle idare edilen Rusya?nın çökmesinin ardından o Evliya-i izamın merkatları hala ziyaret edilir durumda ise biliniz ki bunda Timur?un yüzyıllar öncesinde başlattığı inşa girişimlerinin çok büyük katkı payı vardır.

Özetleyecek olursak, Timur?un hayatında bariz net iki dönem görülür. Birincisinde Şark?ın Türk Hakanı olarak Orta Asya?da Moğolların başına geçtikten sonra sırasıyla Maveraünnehir, Harizm, İran, Altın Ordu Devleti, Hindistan, Suriye ve Osmanlı?ya karşı üst üste kazandığı zaferlerle adını duyurduğu dönem vardır. İkincisinde ise imparatorluk dönem söz konusudur. Tabii bu iki dönemin nihayetinde yükselişinin en zirvesine eriştiğinde bile bu kadarı da yeter demeyip gözünü Çin?e dikecektir. Ama ne var ki ansızın gelen ölüm bu hedefinden alıkoyacaktır. Dahası kelebek misali ebedi âleme göç eyleyip imparatorluk mirasına göçebe Özbek topluluğundan Şeybaniler konacaktır. Her ne kadar o mirasın hakkı verilmese de yine de o büyük mirasın etkisiyle Timur oğulları saltanatı ilim kültür ve medeniyet olarak tarihin hemen her kesitinde bir şekilde meyvesini toplayacaktır. Nasıl mı? İşte Hindistan?da kurulan o meşhur Babür devletinin medeniyete katkıları bunun tipik misali. Ki, Babürlerin Avrupa Rönesans?ın doğuşunda katkısı inkâr edilemez. Malum olduğu üzere vahşi batı, doğuda yükselen İslam Işığı?ndan aldığı aşılarla uykusundan uyanabilmiştir. Yani, bugünkü medeniyetini doğuya borçludurlar. Cemil Meriç bu yüzden ?Bir dünyanın eşiğinde? adlı eserinde Hint?e apayrı bir önem atfetmiştir.

Gerçekten de Timur?un 15. yüzyılda Türkistan civarında başlattığı Rönesans alevini devr alan torunlarından Babür Şah, bu meşaleyi Hint?in alt kıtasına taşımıştır. Böylece Akdeniz?den Çin?e, Rusya?dan Hindistan?a uzanan imparatorluk doğa gelmiştir. İşte böyle bir doğuş karşısında Cemil Meriç ?Babür biz, Babür Şah da biziz? demekten kendini alamaz. Ne diyelim böylesi müthiş sözlerden anlaşılan o ki; Babür Şah?ı farklı kılan sadece hükümdar olması değil asıl O?nu farklı kılan nesiller boyu başucu kaynak olabilecek ?Babürnâme? adlı eser ortaya koymasıdır. Hiç şüphe yok ki o?nun eser verecek konuma gelmesinde beslendiği kaynak çok önem arz etmekte. O söz konusu kaynak adından çok övgüyle bahsettiği, hatta rüyada O?ndan manevi işaretler aldığından söz ettiği Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s)?dan başkası değil elbet. Gerçektende Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s)?ın himmet ve bereketiyle Hint?e yeni bir veçhe kazandırır da. Derken bu engin kaynak sayesinde oralara İslami medeniyeti bir güneş gibi doğar. Öyle ki o meşhur ?Babürnâme? eseriyle tarihin yönünü bir anda değiştirip hem bugünkü Pakistan?ın temelleri atılmış, hem de batı medeniyetine ışık olunmuştur. Otuz altı yıllık saltanatının ardından Cihangir Şah ve Ekber Şah gibi iki önemli ismi bırakıp Hakka yürüyecektir. Nasıl ki Babur Şah?a Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s) ilham kaynağı olmuşsa, Cihangir Şâh dönemine de  İmam-ı Rabbani Müceddid-i Elfi Sani ışık kaynağı olacaktır. Ne mutlu Hind coğrafyasına ki böyle ilham kaynaklarına ev sahipliği yapmış..

Vesselam.

https://enpolitik.com/kose-yazisi/773/sarkin-turk-hakani-timurlenk

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM