NEVRUZ VE HIDRELLEZ

Eklenme Tarihi: 21.03.2017 10:20:07 - Güncellenme Tarihi: 06.08.2020 19:29:52

            Baharın müjdecisi diye yâd edilen Nevruz?un bir kültür kodu olduğunu bizatihi Asyatik kaynaklar doğrulamakta. Peki, baharın müjdecisi Nevruz olur da, yazın müjdecisi olmaz mı? Hiç kuşkusuz yazın müjdecisi de Hıdrellez?dir.

            Bakın, Evliyaullah ne diyor; ?Her geceyi Kadir bil, her kulu Hızır bil.?  Evet, bu anlam yüklü veciz söz meramımızı anlatmaya yeter da artar bile.  Nasıl yetmesin ki,  Hızır darda kalanların imdadına yetişen baş tacımızdır.  Bu yüzden Hızır?ı  ?Hızır Baba? olarak anarız hep. Hele Hıdrellez günleri geldiğinde izini süreriz de. Malumunuz karada darda kalan insanın en sıkıntılı anında yardımına koşup himaye etmeyi esirgemeyen Hızır (a.s.) ile denizlerde yardım eli uzatan İlyas (a.s.)?ın kucaklaşıp buluştuğu güne ?Hıdrellez? denmekte. İşte bu büyük buluşma ?yaz? mevsimi olarak anlam kazanır da. Nasıl ki, Nevruz baharın müjdeleyen bir muştusuysa Hıdrellez de yaz mevsiminin muştusudur. Dolayısıyla Türk dünyasında her iki muştuda geniş kabul görmüş kültür kodumuzdur. Nitekim Prof.Dr. Orhan Türkdoğan?ın Nevruz?u ?eski bir kültür kodu?  olarak tanımlaması yerinde bir tespittir.

            Gerçektende Nevruz ve Hıdrellez kültürümüzün en önemli Asyatik özelliğe sahip iki temel sacayağımızdır. Nevruz İslâm öncesi Türk kültüründe varlığını hissettirirken Hıdrellez de İslâm?la mecz olmuş Türklükte ağırlığını hissettirmiştir. Her iki kültür kodunun öncesi veya sonrası fark etmez sonuçta bu kültür kodlarının Türk kültürü kombinezonu içerisinde yer alması ve günümüze kadar varlıklarını sürdürebilir olması çok mühim hadisedir elbet. Hakeza Nevruz ve Hıdrellez sanki birbirinin ikiz kültür kodu gibi İslâm?la şereflenen kavimlerde değişik veçheye bürünüp yeni misyon yüklenmesi ise bir bambaşka önem arz eden husustur. Nasıl mı?  Bikere Nevruz, İslâm öncesi bir kısım kavimlerde  ?Yeni Gün?(YENİ KÜN) olarak kutsiyet kazanırken İslam dairesine giren bir kısım kavimlerde ise Hz. Ali?nin doğum günü olarak yâd edilir.  Her ne kadar Arap ülkelerinde Nevruz ve Hıdrellez kutlamalarına pek rastlanmasa da İran ve İslâm?la hemhal olmuş Türklükte Nevruz ve Hıdrellez bir başka anlam yüklenerek kutlanır. Dahası M.Ö.1500?2000 yıllarında Türk coğrafyalarında yılbaşı olarak kutlanan Nevruz, İslâm dairesinin etki alanına girdiğinde  ?Sultan? kimliği ile kendini hissettirecektir. Böylece Sultan Nevruz Hz. Ali?nin (k.v.)?in kutlu doğumunu hatırlatırcasına Türk?ün ruhuna kana kan, cana can katar da.  Nitekim bundan 30?40 sene öncesinde Malatya?da Sultan-Nevruz geleneğinin hayatiyet kazanması bunun en bariz göstergesidir.

          Elbette ki İslam öncesi manada Asyatik kökenli Nevruz?un uzaktan yakından dinimizle alakası yoktur, bu bir kültür kodudur sadece.  Ama Hıdrellez öyle değil, İslam?la alakalıdır. Hıdrellez şenlikleri Asyatik kaynaktan beslense de Hızır kavramı başlı başına kendi öz kodunda dini ritüel içermekte. Böylece Alevi-Bektaşi kültür sahasında tüm ağırlığıyla kendini hissettiren bir değer olarak karşımıza çıkar. Bu yüzden Hıdrellez?e sadece iklim değişikliği gözüyle bakamayız,  tıpkı Nevruz gibi ?Yeni Gün? meşalesine benzer bir yaklaşımla ?Yeniden Diriliş? meşalesi olarak da yad edilebiliriz pekala.  Zira ilkbaharın sonunda toprak, nebatat, hayvanat, insanat hep birlikte dirilişe geçerek yaz mevsimini muştular. Bu aynı zamanda nasıl ki yaratılış sırrı gereği ilkbahar yaza, yaz sonbahara, sonbahar kışa dönüşüyorsa, çocukluk gençliğe, gençlik ihtiyara, ihtiyarlıkta ölüme dönüşüp ahrette dirileceğimizin teyididir.

            Şu da var ki; Nevruz?un (Yeni Gün) sırf İran?a has bir kültür kodu olduğunu söylemek büyük yanılgı olur.  Öyle olsaydı 21 Mart günü geldiğinde Türk dünyasında Nevruz?un çeşitli etkinliklerle kutlandığına şahit olmazdık.  Kaşgarlı Mahmut?un ?Nevruz?a Divan-ı Lûgati?t Türk?te zikretmesi kuvvetle muhtemeldir ki,  İran Şehname?sini de etkilemiş olabileceğine işarettir. Aynı şeyi tersinden düşündüğümüzde Nevruz kavramının Fars kökenli bir kavram olması hasebiyle tarihte kültür yakınlaşmalarının getirdiği bir netice olarak bizim etkin sahamızı da girmiş olabilir. Ancak Fars kökenli diye Nevruza sahip çıkmamak da doğru bir yaklaşım olmaz,  İran?dan da etkilenmiş olsak kültür zenginliğimiz olarak bağrımıza basmamız gerekir. Sonuçta ortak kültür kodu olarak karşımıza çıkmaktadır.   Madem öyle Nevruz?u tek başına ne Şii bayramı,  ne tek başına İran Şahı Cemşid?in Azerbaycan?da taht kurduğu gün,  ne de tek başına Türklerin yılbaşı başlangıcı, yani on iki hayvanlı takvim ve Sultan Melikşah döneminin Celali takviminde yer alan 21 Martı yılbaşı olarak okuyabiliriz. Bunların tamamını kucaklayan bir kültür kodudur.  İşte bu yüzden Nevruza diğer kültür kodlarının bakış açılarına da müdahil olmaksızın ortak değer olarak bakmak en doğrusu.

            Öyle anlaşılıyor ki Nevruz hem bir kültür kodu, hem yeni bir güne başlangıç, hem de arınma sembolümüzdür.  Hele ki,  Ergenekon Destanî ve İran?ın Şehname?si arasında ki paralelliğe baktığımızda asyatik kaynaklı kültür alışverişlerindeki geçişlerin varlığını rahatlıkla görebiliriz. Nasıl mı? İşte Ergenekon?un esaretten hürriyete çıkış abidesinde geçen demir dövme figürü, Şehname?de zikredilen demirci Kawa?nın yaktığı Nevruz ateşinin özgürlük meşalesinde geçen temalarla örtüşebiliyor. Yani; Ergenekon?da hürriyet meşalesi rehberi Gökböri (Bozkurt) olurken, Şehname?de bir bakıyorsun özgürlük meşalesi demirci Kawa olmakta. İşte Ergenekon?da dört yüzyıl yaşayan Türk?ler söz konusu bu efsanevi rehber eşliğinde özgürlük uğruna demir dağları ateşleyip (eritip) öyle düzlüğe çıkmışlardır. Besbelli ki her iki destanda da ortak payda özgürlük ateşidir. Bu yüzden Ergenekon destanında geçen  ?Demirci? ile Şehname?deki ?Kawa? hürriyete giden yolun diriliş meşalesi rehberleri olarak karşımıza çıkmakta dersek yeridir. Besbelli ki özgürlük ateşi her iki kültür kodun da arınma manasına yeni bir güne geçişi muştular. Ama öyle günler gelmiş ki,  Bolşevik ihtilaliyle birlikte 70 yıl komünizmin esareti altında yaşayan Kazaklar, Kırgızlar, Azeriler, Özbekler, Tatarlar, Türkmenler vs. yeni gün muştumuz Nevruz?u doya doya kutlayamamışlardır, sadece bu süreçte gönül dünyalarında ukde olarak yaşamışlardır. Neyse ki komünizmin Sovyetler Birliğinde çökmesiyle birlikte Nevruz ateşi yeniden alev alıp Asyatik kültür olarak sahne alabilmiştir. İyi ki de almış, Kırgızlar için Manas artık bundan böyle bir destan olmanın ötesinde bambaşka duygu seli halini alan abide olur. İşte bu duygu seli dilden dile, gönülden gönüle yayıldıkça Hızır?ın (a.s.) bitkilere bereket verdiği düşüncesi zihinlere kazınır bile. Öyle ki, onun bastığı topraklarda baharla birlikte bereket geleceğine olan inanç daha da kavileşir.  Hakeza İlyas (a.s.) içinde aynı inanış hâkimdir. Yani, bu yüce Peygamberin bastığı her karış toprakta insanların etinden sütünden ve tiftiğinden yararlandığı hayvanların çoğalmasında bereket kaynağı olduğuna inanılır.  

          Peki ya Türkiye?  Malum Türkiye?de bir zamanlar  ?Nevruz? ne,  ne değildir pek bilinmediği içindir,   hain PKK terör örgütü boşluktan istifade her yıl Nevruz günü geldiğinde bu kültür kodumuzu kendi siyasi emellerine alet edecek noktaya getirebilmiştir.  Tabii genç nesillere bu kültür kodumuzu vakti zamanında bir eğitim program dâhilinde verilmezse olacağı buydu, bu yüzden bugün olmuş hala milletçe Nevruz?un keyfini çıkaramıyoruz. Boşa dememişler tabiat boşluğu sevmez diye, maalesef yıllarca ihmal ettiğimiz alanı birileri kendi siyasi emellerince kullanabilmiştir. Şimdi daha yeni yeni aklımızı başımıza aldıkta artık devlet millet dayanışmasıyla birlikte kutlanır hale gelebildik. Olsun geçte olsa kültür hazinelerimizin kıymetinin farkına varmamız önemli bir hadisedir. Bakın bir ünlü İranlı tarihçi ne diyor; ?Selçukluların bayrakları da sarı-yeşil ve kırmızı olmak üzere üç renkten ibaretti.? diyor. Evet,  buradan şu noktaya gelmek istiyoruz: Devletimiz geçmişte PKK?nın elinde koz olarak tuttuğu istismara yönelik propaganda malzemelerini akıl dolusu kültürel politikalarla elinden alması gerekirken seyirci kalıp Selçuklu kilimini kaptırmışız da.  Ne zaman ki kültür zenginliklerimizin bir başkalarınca bize koz olarak kullanıldığını fark ettik, işte o zaman devlet olarak harekete geçip daha yeni Nevruza sahip çıkar olduk.

              Türk dünyasında kutlanan sadece Nevruz mu? Hiç kuşkusuz Hıdrellez de Nevruz gibi baş tacı kültür kodumuzdur.  Hıdrellez?in daha çok Anadolu ve Balkan Türk coğrafyasında çok yaygın kutlanması bir yana İslam?ın Hızır (a.s.)?ın darda kalanların imdadına yetişen bir zat tanımlamasıyla birlikte Asyatik kültür kodunun şimdi bir başka mecrada önemini daha da artırmıştır. Üstelik Hızır (a.s.), Alevi-Bektaşi kültür cem halkasında da yer almaktadır. Söz konusu bu kültür kodunun daha da derinliklerine inildiğinde Hacegân Pir?lerinin Alevi-Bektaşi kültürüne ilham kaynağı olduğu görülür. Bu demektir ki; Hızır (a.s.) sadece sıkıntıya düşenlerin yardımına koşan remz olmanın ötesinde Hacegân silsilesinin şeceresinde yer alan pek çok Gönül Sultanlarının da nisbet kaynağıdır. Bu yüzden gerek Mevlevilik olsun gerek Bektaşilik olsun pek çok tarikatın nisbeti Yusuf-i Hemedânî?ye dayanmaktadır. Bakmayın siz öyle tarikatların isminin farklı olmasına, köklerine indiğimizde Mevleviliğin ve Bektaşiliğin bir nisbeti de Yusuf-i Hemedânî?ye uzanmakta.  Belli ki bu iş Hacegan mutfağında pişirilip nisbet öyle pay edilmiştir.  Kaynağın başında Hâce Yusuf-i Hemedânî (k.s) olunca ister istemez Nakşibendî tarikatının Asya?ya, Anadolu?ya ve Balkanlara nasıl dalga dalga yayıldığı şimdi daha iyi anlıyoruz. Çünkü halifelerinden biri Piri- Türkistan?dır.   Yani Hâce Yusuf-i Hemedânî  (k.s)?ın nisbetini Türk-i Cumhuriyetlere yayan kol başıdır. Bir diğer ismiyle Hoca Ahmed Yesevi?dir.  Bu yüzden o?nu anarken manevi Başbuğumuz. Piri Türkistan olarak yâd ederiz hep

            Evet,  Pir-i Türkistan-ı Ahmed Yesevi (k.s), Türk dünyasının manevi Başbuğ Velisidir Zaten Mevleviliğin ve Bektaşiliğin Yesevi pınarından beslenmesi, Hıdrellez kültür kodunun da buradan neşet bulduğunun delilidir.  Madem öyle bize düşen başta Hâce Yusuf-i Hemedânî Hz.leri olmak üzere o?nun yetiştirdiği talebelerinden Ahmed Yesevi ve Abdulhâlik-ı Gücdevânî?yi Hıdrellez bağlamında kutlanacak şenliklerde nefesini hissettirmektir.  İslâm öncesi ?Yeni Gün?(YENİ KÜN)  olarak yâd edilen Nevruz artık gelinen noktada hele şükür Hz. Ali?nin doğum günü olarak karşılık bulabiliyor. Keza Hıdrellez?de öyledir. Nasıl karşılık bulmasın ki, Hacegan silsilesinin kahır ekseriyeti Ehlibeyt neslinden gelen Gönül Sultanlarıyla donatılmış şeceredir. Düşünsenize Pir-i Türkistan-ı Ahmed Yesevi?nin feyiz aldığı kol?un Yusuf-i Hemedânî?den iki kola ayrılır. Birinci kolda günümüz Gönül Sultanlarından Gavs-ı Sani?ye uzanan halkada yer alan Abdûhâlik-ı Gücdûvanî (k.s)?ın nisbeti vardır. İkinci kolunda ise Bektaşi-Alevi kültür sahasının kaynağını teşkil eden Pir-i Türkistan Ahmed Yesevi?nin Orta Asya?ya, oradan Anadolu, Balkanlar ve tüm dünyaya dalga dalga yayılan feyiz ve bereket ışığı vardır. Mesela Birinci kolda ki nisbette  Abdülhâlik-ı Gücdevânî?nin hayatına baktığımızda hafi zikir talimatını bizatihi Hızır (a.s.)?dan aldığını görürüz..  İşte bu inceliği anlayabildiysek Hıdrellezi de anlamışız demektir.  O halde Hızır (a.s)?ın verdiği talimatın gereği adabı usulünce Hıdrellez şenliklerini kutlamak gerekir.  

             Hıdrellez kültür kodumuza tasavvufi bir bakış getirmemize katılırsınız ya da katılmazsınız ama şu da var ki yazın başlangıcı denilince ilk zihnimize takılan ismin ?Hızır Baba?  olduğu gerçeğini değiştiremeyecektir. Düşünsenize ismi bizi bu kadar heyecanlandırıyorsa hakikatine vakıf olsak kim bilir ne halde oluruz. Madem Hızır anılınca heyecan duyuyoruz, o halde daha ne duruyoruz gelin bu heyecanı ilkbahar muştusunu Sultan Nevruzca, yaz muştusunu da Hızır Babaca kutlayıp yâd edelim. Yâd edelim ki her iki kültür kodumuzda bereket ve diriliş kaynağımız olsun. Yeter ki niyet hayır akıbet hayrolsun,  inşallah her gördüğümüzü Hızır bilen, her geceyi de Kadir bilen bir anlayışla Hıdrellez günümüz mübarek olur.  O günde Hızır Baba?nın yakacağı aşk ateşiyle günahlardan tövbe edip (arınıp) sabaha uyandığımızda yeniden diriliş muştumuz olacağı muhakkak. Unutmayalım ki böylesi günlerde çıkaracağımız en büyük ders bu dünyaya gönül yıkmaya değil gönül yapmak için geldiğimiz idrak etmek olmalıdır. Gönülleri fethedelim ki madden ve manen arınmış olalım.  Ki; kültür kodlarımız topyekûn dirilişimiz için vardır.  İşte bu yüzdendir ki, böyle günleri vesile edinerek her bahar başlangıcı ve her yaz başlangıcı geldiğinde ruh dünyamızda bir takım dalgalanmalar eşliğinde coşkunluğumuzu bu şenliklerle taçlandırırız. Nasıl taçlandırmayalım ki,  bakın Hızır ve İlyas (a.s.)?ın buluştukları an bizi kendimizden alıp kendimize getirebiliyor. Botanikçilerimiz bitki âlemini, zoologlarımız hayvan âlemini analizini yapmaya çalışa dursun, biz bu arada sübjektif bir bakış açısıyla Hızır (a.s.)?ı bitkilerin fotosentez kaynağı, İlyas (a.s.)?ı da insanların beslediği hayvanatın bereket kaynağı olarak inansak ne kaybederiz ki. Bilakis çok şey kazanırız. İyi düşünelim ki iyi olalım.  Zira bizim kültür kodlarımız her şeyi güzel görmeyi düstur edinmiştir,  bize de böyle düşünmek yaraşır zaten. Sakın ola ki berekette nedir es geçmeyin,  bakın köpek nesli bir doğumda bir sürü enik doğurduğu halde koyunun bir doğuruşundaki bereketten mahrumdur. İşte bu duygular eşliğinde her yıl Anadolu?nun birçok yöresinde kutlanan Hıdrellez bu açıdan baktığımızda bereketlenmemize vesile gündür. İcabında bu da yetmez Hıdrellez günü geldiğinde kırlara çıkıp, şenlikler düzenleyerek kendi iç dünyamızda her dem yeniden canlanır canlar misali kendimizi diriliş gününe hazırlarız da. .

         Allah?a çok şükürler olsun ki yaşadığımız coğrafya bize İlyas (a.s) ve Hızır babamızı hatırlatacak kültür kodlarını sunmakta. İşte Allah?ın izniyle Hızır (a.s.)  bitkilere fotosentez kaynağı ab-ı hayat kaynağı olmak için,  İlyas (a.s.)?da hayvanların kuzulamasına bereket kaynağı olmak için vardır. Şimdi gel de Hıdrellez şenliklerde şenlenme, ne mümkün.  Şenlenelim ki, genç neslimiz Noel Baba masallarıyla oyalanmasın. Aksi halde yabancı kültürün esiri olmuş yitik nesli karşımızda buluruz. En iyisi mi haramiler genç kuşakları boyunduruk altına almadan her doğan çocuğu  en dar anımızda yardımımıza koşan Hızır Baba masallarıyla büyütelim. Buna mecburuz da.  

          Öyle ya, Hıristiyan Avrupa?nın Noel babası var, neden bizim bir ?Hızır Babamız? olmasın ki.  Ya da kendimiz olmak varken başkası olmak niye?  O halde Devlet toplum kaynaşmasıyla Hızır Baba?mızı Hıdrellez şenliklerinde hakkiyle genç nesillere tanıtmalı.           Tanıtalım ki yarınlarımız aydınlık olsun.

            Vesselam.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                    

                                                                    

https://enpolitik.com/kose-yazisi/984/nevruz-ve-hidrellez

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM