Savaşın da bir hukuku var.Cenevre Sözleşmesi ve ek protokollerine göre,siviller başlığı altında; kadınlar, çocuklar,yaşlılar,savaşmayan erkekler,gazeteciler, din görevlileri,savaş esirleri ve sağlık görevlileri gibi kişiler öldürülmez.
Yine aynı sözleşmeye göre mabetler,hastaneler,sağlık tesisleri,tarihi ve kültürel yapılar,sivil yapılar vurulmaz.
1949 tarihli Cenevre sözleşmesine dünyadaki bütün devletlerin neredeyse tamamı taraftır.
Bu sözleşmeye rağmen ABD ve İsrail'in İran'a saldırısında ilkin bir ilkokul vuruldu ve 168 masum çocuk baharı görmeden hayata veda etti. O çocuklar yan yana kazılan mezarlara birlikte gömüldüler.Sebebi olmadıkları bir savaşın kurbanı oldular.
Bu sehven yapılmış bir saldırı veya hedeften bir sapma değildi, çünkü savaş teknolojisi o kadar ilerledi ki , istenmeyen bir yerin vurulması mümkün değil. ABD ve İsrail bunu bilerek ve isteyerek yaptılar. Amaç İran toplumuna "bizim hiç bir sınırımız yok, bizim için herkes hedeftir" mesajını vermek,korku salarak muhtemel dirençleri kırmaktı.
Bunda muvaffak oldular m? bunu zaman içinde göreceğiz. Ama ABD ile İsrail işte budur ve hiç bir insani, hukuki ve ahlaki sınıra sahip değildirler.
Saldırının nedenleri ile ilgili konunun uzmanları gerekli açıklamaları yapıyorlar.Birinci hedef Çin'i besleyen enerji kanallarını kesmek, ikinci hedef, İsrail'in etrafında onu yutabilecek güçte bir devlet bırakmamak.
Çin, son çeyrek asırda en büyük ekonomik sıçramayı yapan ülke. Bazı teknolojilerde ABD'yi çok geride bıraktı. Bu yükseliş trendinin devam etmesi, birkaç yıl içinde ABD'nin dünya liderliğini kaybetmesi anlamına gelir. Bu korku, ABD'yi bir taraftan Ortadoğu'da İsrail'i tanzim edici bir güç haline getirmeye,diğer taraftan da Çin'in hayat damarlarını kurutmaya itiyor. Askeri uzmanların analizleri bize bunları söylüyor.
İşin bir de insani ve bize bakan boyutu var.Toplumlarla devletleri her zaman aynı noktada olmazlar. insanlar duyguları ve inançları ile hareket eder. Devlet yönetiminde duyguya yer yoktur.Milletin sorumluluğunu üzerine alanların hislerini bir tarafa bırakmaları, daha dikkat ve temkinli hareket etmeleri gerekir.Fertlerin hataları sadece kendilerini bağlar, ülkeyi yönetenlerin hataları bütün toplumu bağlar. Devletler bazen halkları gibi düşünür ama halklarının beklediği gibi hareket etmezler. Bunun sebebi kayıtsızlık değil, daha büyük bir felaketin kapısını açmamak içindir.Makul olan halkın hissiyatını anlamak, ama bu saldırının ne genişlemesine vesile olacak tarzda davranmak, ne de akan kanın vebaline ortak olmaktır. Yani yangını söndürecek bir pozisyonda durmaktır.
Savaşın ne kadar süreceği, nasıl sonuçlanacağına dair tahminler yapmak mümkün. Ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İran, bir Suriye değil, İran halkı da Suriye Arapları gibi bir halk değil. Fars milleti dünyanın en kadim milletlerinden biri, iyi kötü bir millet şuuru da var. İran Anayasasının 115. maddesine göre Cumhurbaşkanı olmak için sadece İran vatandaşı olmak yetmiyor aynı zamanda İran asıllı ve Şii-Caferi mezhebine mensup olmak da gerekiyor. İran'ın karşısındaki asimetrik güce karşı en büyük gücü budur, zaafı ise çevresinin ABD-İsrail işbirlikçisi devletlerle sarılı olması ve zora dayalı bir yönetim anlayışının halkının büyük kısmını muhalif hale getirmesidir.İran ne kadar dayanırsa, ne kadar başarılı olursa ABD-İsrail saldırganlığını o kadar frenlemiş olur. Saldırganlığı durdurmanın yolu saldıranlara yenilginin acısını tattırmaktır.Bu savaşın ABD ve İsrail'e maliyeti ne kadar yüksek olursa dünya o kadar rahat eder. İran halkının yanındayız.Saldırıya uğradıkları ve haklı konumda oldukları için!