Mustafa Toygar

Tarih: 30.08.2025 13:33

NİYAZİ YILDIRIM GENÇOSMANOĞLU - VI

Facebook Twitter Linked-in

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu; başı dik, alnı ak ve dâvâsı Hakk olan, “Kevser akan ‘Gül’ kokan[1]; Anadolu’nun alın teri, “Bu Ülke”nin[2] yerlileri, Türk’ün yürek sesi, Türk Dünyası’nın beşik kertmesi ve ideâlizmin son efsânesi diye vasfettiğimiz,Vatanımın he ekmeğini yemişim, ha uğrunda kurşun[3]  diyerek1980 öncesi aziz Türkiye’mizin komünist işgale uğramaması için ölümüne mücâdele verip son vatan müdafaasında “Toprağa Can Eken[4], fakirin de “Onlar[5] dediği, baharlarına kan damlayan, ama bu aziz vatana kızıl postalları bastırmayan, “Âsım’ın nesli”nin[6] 1980 öncesindeki temsilcileri olan ülkücü şehitlere de hüzün dolu destanlar yazmış ve günümüz Alperenlerini şu beyitlerle anlatmıştır:

            Fedâ ettik en sevgili, al kınalı koçları
            Güneşin tez doğmasını istemekti suçları.

            Bıyıkları terlememiş genç irisi şehitler
            Neslimizin yedi gökte parıldayan burçları.

            Mayaları Oğuz Atam, Dedem Korkut mayası,
            Karılmıştır Son Peygamber duâsıyla harçları.

                                          . . . 

            Yeşil ekin, körpe filiz, al tomurcuk güllerle
            Yedi rengin koyusundan bezeliydi taçları.

            Cepleri boş, hep yarı aç, giysileri yalın kat...
            Süleyman’ca duygularla dopdoluydu içleri.

            Gelişleri akıl almaz efsâneler gibiydi,
            Destanları kıskandırdı bu dünyadan göçleri

            Ruhlarını ihlâs ile devrettiler Allah’a
            Kapanırken bizde kaldı gözlerinin uçları.
                                              . . . 

Koç yiğitler, cins atlara bütün binip gittiler.
Heves dolu, ümit dolu, ülkü dolu hurçları.”[7]

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu; “Kumaşları bayrakların kumaşıyla birlikte dokunan, hamurları Allah’a adanan kurbanlık koçların hamuruyla yoğrulan, sütleri haysiyet ve ferâgatin imbiğinden geçirilmiş” olan, “bir ekmeği bölüşmüş, bir battaniyeyi, bir endişeyi, bir ümidi paylaşmış, ölümle hayat arasındaki ince çizgide hayatla veya ölümle kucaklaşan[8] ve “gök ekinken biçilen” Ülkücü Şehitler için “Oğullar” şiirinde, “Onlar”ın destanlarını mübârek analarımızın dilinden şu mısrâlarla kaleme almıştır:

Vatan oğul…Bayrak oğul! Devlet oğul… Can oğul…

Sevmek nedir?.. Bunu bilen aşıklara Bismillah…

 

Bu oğullar Sümeyye can analardan doğdular 

Rabbi yesir’ dileklerden, beşiklere Bismillah… 

                                                . . . 

Ad verirken, ilk ezandan, ilk duyduğun kelâmda 

Göz ve gönül aydınlatan ışıklara Bismillah…

 

Emeklerken diz vurduğun, iz vurduğun her yere, 

Ayaklanıp atladığın eşiklere Bismillah!

 

Ak höllükler eleyip de belediğim can oğul…

Ninnilere, destanlara, koşuklara Bismillah…

Hem doğurdum hem büyüttüm, ısmarladım ve dedim;

Vatan için bütün yavan yaşıklara Bismillah…

 

Gazi oğul, şehit oğul, îman oğul, din oğul, 

Ak döşünden kan fışkıran deşiklere Bismillah…

 

Düşte gördüm: Kanlı başın, Peygamber'in dizinde… 

Ocaklara, eşiklere, beşiklere… Bismillah…[9]

Allah, vatan, bayrak, din, devlet ve millet yolunda hayatını vakfetmeyi cana minnet bilen, bu uğurda çileyle, işkenceyle, sürgünle, zindanla, îdamla imtihan edilen, “Kanımız aksa da zafer İslâm’ın” diyerek “Bir Hilâl uğruna” gurûb eden, “Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz”[10] düşüncesi ve “Hubb-ül vatan minel îman[11]* inancıyla “Bir gül bahçesine girercesine[12] şehâdete yürüyen Süphan Göğüslü Yiğitler”in[13]; gözlerimizi yaşartan ve yüreklerimizi yakan destanlarını da Gençosmanoğlu unutulmaz sagularla dile getirmiştir. 

İşte bu ağıtlardan birisi de; Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencisi olan, Marksist militanlar tarafından, Ankara Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nda 72 saat boyunca kuşatma altında tutulan ülkücü arkadaşlarına ekmek ve yiyecek götürmek için yola çıkan, inandığı dâvânın çilesini seve seve çeken, ölümü göze alarak  şühedâ yurdu bu azîz vatana sâhip çıkan ve komünist anarşistler tarafından açılan ateş sonucu 18 Mart 1970’te şehit edilen, Büyük Turan Ülkücüsü Süleyman Özmen”e,ithaf ettiği ve sık sık marş olarak da söylediğimiz şu hüzünlü destandır:

Öz menem!.. 
Öz menem!.. 
Onlar kabuk… Öz menem! 
Sen yelde savrulan kül… 
Yüreklerde köz menem!.. 


Ülkü uğruna şehit 
Men Süleyman Özmen’ em!.. 

                               . . . 

Dinmez gönül sancımız, 
Derinleşir acımız… 
Alınmazsa öcümüz 
Dövülecek diz menem!.. 

Ok bir kez çıktı yaydan… 
Geçtik düğünden, toydan... 
Şimdi hep meydan meydan 
Söylenecek söz menem!..

Bitsin bu kızıl oyun... 
Açılsın bahtı ay’ ın... 
Altay’ da kurultayın 
Toplandığı güz menem!..[14]

Gençosmanoğlu; Allah (c.c.) hatırından daha üstün bir hatır, vatan ve millet menfaatinden daha yüksek bir menfaat tanımayan, dünyayı doğru algılayıp düşüncelerini tarih şuuruna yaslayan, hayallerini umutlarla besleyen, mukaddes ülkülerini Tûranî sevdalarla süsleyen ve Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nda eğitim görürken komünistlerin işgali altındaki okulunda Marksist-Leninist anarşistler tarafından işkence edilen, bisiklet pompasıyla akciğerlerine hava basılıp ciğerleri patlatıldıktan sonra 23 Kasım 1970 günü, okulunun üçüncü katından aşağıya atılarak şehâdet şerbetini içen Ülkücü Ertuğrul Dursun Önkuzu için de yıllar yılı dilimizden düşmeyen şu  marşı yazmıştır.:

Önkuzu hey!.. Önkuzu!..
Önde gider Önkuzu...
Anası ‘Dursun’ demiş...
Durmaz... Gider Önkuzu.

Kuzu yürür… Kuzu yürür…

Önde Önkuzu yürür…

Kuzular meledikçe

Gönlüme sızı yürür!..

Önkuzu hey!.. Önkuzu!..
Önde gider Önkuzu...
Bu bayrak düşmez yere
Ölmedikçe son kuzu!..


Dursun adı... Dursun adı...
O gitti, dursun adı.
Dillerde türkü olsun,
Yürekte vursun adı!..


Kuzular koç olacak,
Toy, düğün, göç... olacak
Bu yılki kuzuların
Adları 'öç' olacak!..[15]

Destan şâirimiz; Ankara İktisat Fakültesi son sınıf öğrencisi olan; emdiği sütün, içtiği suyun, yediği ekmeğin, bastığı toprağın, astığı bayrağın hakkını veren Malatya Ülkü Ocakları eski başkanlarından, 19 Eylül 1979'da şehit edilen ve

Baba övüncüm oğul,

Ana sevincim oğul…

Vatan uğrunda gittin

Budur avuncum oğul…

diye hitap ettiği Mürsel Karataş hakkında da her okuduğumuzda yüreklerimizi kavuran şu mersiyeyi kaleme almıştır:   

Karamürsel... Kara üzüm gözlü Mürsel... Soy oğul.

Gündüzbey`ce namlı yiğit… Beydağı`nca bey oğul...

Gazi Battal Ülkesinin kara yağız balası…

Devlet oğul, mürvet oğul, fidan oğul, toy oğul...

 

‘Oku’ dedim, ‘Oku!’ diyen Yüce Rabbimin hakkına...

Seni yüksek mekteplere çok gördüler hey oğul...

 

Hâin eller, ak göğsüne kızıl kurşun sıktılar...

Evvel giden şol gencecik şehitlere tay oğul.

 

Anam dedin... Babam dedin... Atam dedin bayrağa

Hem al bayrak oldun işte hem bayrakta ay oğul…

 

Bağrındaki kurşunlarla çık Peygamber katına

Ol mübârek avuç içre birer birer say oğul…

Bed yüzlüler, kem gözlüler hor bakarmış vatana

Biz tükenip, yok olmadan olmaz böyle şey oğul…

 

Denilmiştir; ‘Can sağ iken, yurt vermeyiz düşmana...’

Hem rûhumdan hem kanımdan bu sendeki huy oğul...

 

Ne vermişsem; ekmeğimden, emeğimden, sütümden...

Helâl ettim... Helâl ettim... Helâl ettim...Duy oğul...[16]

Son olarak şunu da ifâde etmemiz gerekir ki, Dede Korkut hikâyelerini nazma çeken, Uluğ Türkistan ve Anadolu Türklüğünün târihî hâdiselerini ve destan kahramanlarını Türkçenin en güzel ifâdeleriyle dile getiren, millî marş gibi okunacak şiirleriyle bizleri alıp Türk tarihinin zafer çağlarına götüren ve destanlarımızın zirve burcu olan Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun ne kadar büyük bir şâir olduğunu ne yazık ki milletimize lâyıkıyla anlatabilmiş değiliz.  Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu; şâyet  milliyetçi câmianın değil de tenekeyi altın diye sunan gayrı millî kesimin alelâde bir şâiri olsaydı, ismi unutulmazlar listesinin baş kısmına eklenir, adı kültür merkezlerine, tarih kurumlarına, edebiyat fakültelerine verilir, hakkında binlerce akademik tez yapılır, “Dede Korkut”, “Kürşad İhtilâli”, Salur Kazan”, “Malazgirt”, “Gençosman”… destanları mükerreren beyazperdeye aktarılır, eserleri baş tâcı edilerek  çok büyük ödüllere lâyık görülür, destanları klasikler arasında ve şiir antolojilerinin en başında yer alır ve pek çok şiiri okullarda marş olarak ezberletilirdi…

Bidâyette de ifâde ettiğimiz üzere, Türk Edebiyatı’nın en büyük destan şâiri Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu takdîr-i İlâhî takdir neticesi 1992 yılının 21 Ağustos Cuma günü sabaha karşı 63 yaşında -haddi aşmadan- Malazgirt Marşı’nda “Aylardan Ağustos günlerden Cuma” dediği gibi dünya zahmetinden Yüce Rabbimizin rahmetine vuslat için bu zaferler ayında ve mübârek bir günde Âlem-i Cemâl’e hicret etmiştir.  Yüce Rabbimiz rahmet ve mağfiretiyle, Efendimiz Aleyhisselâtü Vesselâm’da şefkat ve şefâatiyle sarıp sarmalasın. Kabri Cennet bahçelerinden bir bahçe, rûhu şad, mekânı Cennet ve makâmı âli olsun İnşaAllah… 

Ve sözün bittiği yerde İlâhî Kelâm başlar:

Küllü nefsin zâigatül mevt [17] 

İnnâ lillâhi ve-innâ ileyhi râci’ûn[18]  

 Hüve’l-Bâkî[19]

 Son büyük destan şâirimizin azîz rûhu için; 

 El Fâtiha...

                                                                        Dr. Mehmet GÜNEŞ'in kaleminden


 

[1] Nurullah Genç, Rüveyda, Rüveyda, 65

[2] Cemil Meriç, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1984.

[3] Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nde 3 Kasım 1975 günü şehit edilen Ülkücü Alpaslan Gümüş’e âit bir sözdür.  Bu söz, şehidimizin Afyon Bolvadin’deki    mezar taşına da hakkedilmiştir. 

[4] S. Burhanettin Kapusuzoğlu; Toprağa Can Ekenler, Sorgun Belediyesi Yayınları, 2011.

[5] Dr. Mehmet Güneş, Onlar, İz Bırakan Yazılar, 177

[6] Mehmet Âkif Ersoy, Çanakkale Şehitleri, Safahat, 425-427

[7] Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, “On sekiz On Dokuz”, Destanlar Burcu, 101-102

[8] Ahmet Turan Alkan; Yatağına Kırgın Irmaklar, Yatağına Kırgın Irmaklar, 104, 105

[9] Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, “Oğullar”, Destanlar Burcu, 106

[10] Nihal Atsız, Yolların Sonu, Dâvetiye, 11

[11] *“Vatan sevgisi imandandır.”; Aliyyu’l-Kârî; el-Esrâru’l-Merfûa, 189-191, Hadis Nu:164; Keşfu’l-Hafâ, I, 345; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 155. Mektup; 

[12] Orhan Şaik Gökyay, Bu Vatan Kimin

[13] Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, “Sübhan Göğüslü Yiğitler”, Destanlar Burcu, 105

[14] Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, “Büyük Turan Ülkücüsü Süleyman Özmen’in ruhuna”, Destanlar Burcu, 114-115

[15] Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, “Ülkü Şehidi Dursun Önkuzu’ya”, Destanlar Burcu, 113

[16] Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, “Kara Mürsel”, Destanlar Burcu, 107

[17]Her nefis ölümü tadacaktır” (Enbiyâ, 21/35; Ankebût, 29/57)

[18]Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” (Bakara, 2/156)  

[19] Ölümsüz ve Ebedî olan yalnız Allah’tır. 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —