Menü En Politik
Mustafa Toygar

Mustafa Toygar

Tarih: 17.03.2026 13:33

Bilim adamlığından Halk kahramanlığına evirilen bilge

Facebook Twitter Linked-in

Türk Milletinin yaşayan; en bilge, en entelektüel ve en elit bilim insanını kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Allah gani gani rahmet eylesin, mekânı cennet olsun, Türk Milletinin başı sağ olsun.

İlber Ortaylı’yı Türk Ocakları Genel Merkezi, Hars Heyetinde görev aldığı yıllarda tanıma şerefine nail olmuştum. “Bizim milliyetçiler ve İslamcılar imkânları olduğunda çocuklarını eğitim için Amerika’ya gönderirler solcular bu konuda daha milliyetçidir” sözlerini hatırlıyorum.

İlber Ortaylı, Hocası "Tarihçilerin Kutbu” Halil İnalcık’ın yerini dolduran hatta fazladan Türk gençliğine tarihi anlatan ve sevdiren ikinci bir “Tarihçilerin Kutbu” olmayı fazlasıyla hak etti. Tarih biliminde zirve isimlerden birisi olması onun birçok özelliklerinden sadece birisidir. Maalesef yakın bir zamanda yerinin doldurulabilme ihtimali de gözükmüyor. Umarın arkasından gelen bilim adamlarına örnek teşkil eder.

İlber Ortaylı her şeyden önce Türk gençliği için her şeyi bilen müthiş bir rehber ve referans noktasıydı. Türk Milletini seven her siyasi görüşten insanlarımız onu çok sevdiler.

Onu sevmeyenler genellikle Atatürk’ü de sevmeyenlerdir, Türk denilince ağızlarından nefret salyaları akanlardır.

Türkiye’de Tarih denildiğinde akla gelen ilk birkaç isimden biri olan İlber Ortaylı, hem akademik çalışmaları hem de geniş kitlelere hitap eden anlatımıyla modern Türk Tarihçiliğinin en önemli temsilcilerinden de biridir. Osmanlı tarihi başta olmak üzere dünya tarihi, kültür tarihi ve diplomasi tarihi üzerine yaptığı çalışmalar, onu yalnızca akademik çevrelerde değil, toplumun geniş kesimlerinde de saygın bir konuma taşımıştır.

Ortaylı, Türkiye’nin yanı sıra Avrupa ve Amerika’daki çeşitli üniversitelerde dersler vermiştir. Akademik kariyerinin önemli bir dönemi ise dünyanın en önemli müzelerinden biri olan Topkapı Sarayı Müzesi’nde müze müdürlüğü yaptığı yıllardır. Bu görev sırasında Osmanlı kültür mirasının korunması ve tanıtılması konusunda önemli katkılar sağlamıştır. Ancak onun tarihçiliği pek çok özelliğinden sadece biridir.

Ayrıca İlber Ortaylı, tarih bilgisinin yalnızca akademisyenler için değil, toplumun tamamı için gerekli olduğunu savunur. Üniversitelerde verdiği derslerin yanı sıra televizyon programları, konferanslar ve yazıları aracılığıyla tarih konularını geniş kitlelere anlatmıştır.

Akademik dünyada birçok bilim insanı çalışmalarını dar bir çevreyle sınırlı tutarken İlber Ortaylı, tarih bilgisini toplumun geniş kesimlerine ulaştırmayı amaçlayan bir yaklaşım benimsemiştir.

İlber Ortaylı’nın konuşmalarında ve yazılarında en sık vurguladığı konulardan biri cehaletle mücadeledir. Ona göre bir toplumun en büyük sorunlarından biri, bilgi eksikliği ve eleştirel düşüncenin zayıflığıdır. Bu nedenle Ortaylı, özellikle genç nesillere kitap okumayı, farklı kültürleri tanımayı ve tarihsel perspektifle düşünmeyi tavsiye etmektedir. Cahilden ziyade yarı cahillerin daha tehlikeli olduğundan bahsederdi.

Ortaylı’nın cehalet eleştirisi yalnızca bireylere yönelik değildir; aynı zamanda toplumda bilgiye yeterince değer verilmemesine de dikkat çeker. Ona göre bir ülkenin gelişmesi için eğitim kurumlarının güçlü olması, bilimsel düşüncenin desteklenmesi ve kültürel mirasın doğru şekilde öğretilmesi gerekir.

İlber Hoca, tarih bilgisinin kültürle iç içe olduğunu savunan bir tarihçidir. Ona göre bir toplumun kimliği, geçmişte oluşturduğu kültürel mirasla şekillenir. Bu nedenle geçmişin doğru anlaşılması, toplumsal kimliğin sağlıklı biçimde oluşması açısından büyük önem taşır.

Bu yaklaşım doğrultusunda, Osmanlı ve Türk tarihinin yalnızca siyasi olaylardan ibaret olmadığını; mimari, dil, sanat ve kültür gibi unsurlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunur. Bu görüş, tarih eğitimine daha geniş ve çok yönlü bir bakış açısı kazandırmıştır.

Bir toplumun ilerlemesinin önündeki en büyük engellerden biri cehalettir. Bilgiye dayanmayan toplumlar gelişmekte zorlanır, yanlış yönlendirmelere açık hale gelir ve tarihsel gerçekleri sağlıklı biçimde değerlendiremez. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, daha Kurtuluş Savaşı yıllarından itibaren cehaletle mücadeleyi ulusun en önemli görevlerinden biri olarak görmüştür. Cumhuriyet döneminde yapılan eğitim ve kültür reformları bu anlayışın somut göstergeleridir. Günümüzde ise bazı aydınlar ve bilim insanları, Atatürk’ün bu düşünsel mirasını yaşatmaya çalışmaktadır. Bu isimlerin en başında da İlber Ortaylı gelmektedir.

Atatürk’e göre bir milletin gerçek bağımsızlığı yalnızca askeri zaferlerle değil, aynı zamanda bilgi ve eğitim yoluyla sağlanır. Bu nedenle Cumhuriyet’in ilk yıllarında eğitim alanında köklü reformlar yapılmıştır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında gerçekleştirilen birçok reform doğrudan cehaletle mücadeleye yöneliktir. Eğitim sisteminin modernleştirilmesi, okuma yazma oranının artırılması ve bilimsel düşüncenin yaygınlaştırılması bu reformların temel amacını oluşturmuştur.

Harf Devrimi, üniversite reformu, köy okullarının açılması ve kültürel kurumların kurulması, toplumun bilgi düzeyini yükseltmeyi hedefleyen önemli adımlar olmuştur. Bu reformlar sayesinde Türkiye’de modern eğitim sisteminin temelleri atılmıştır.

Atatürk’ün ortaya koyduğu “aydın toplum” hedefi, yalnızca devlet politikalarıyla değil, aynı zamanda bilim insanlarının ve aydınların çabalarıyla da sürdürülebilir. İlber Ortaylı’nın çalışmaları bu sorumluluğun modern dönemdeki örneklerinden biri olarak görülebilir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün cehaletle mücadeleye verdiği önem, Cumhuriyet’in temel düşünsel miraslarından biridir. Bilime, eğitime ve eleştirel düşünceye dayanan bu yaklaşım, Türkiye’nin modernleşme sürecinin temelini oluşturmuştur.

Bu açıdan bakıldığında Atatürk’ün bilgiye dayalı toplum hedefi ile Ortaylı’nın toplumu bilinçlendirme çabaları arasında güçlü bir düşünsel bağ olduğu söylenebilir.

Bu anlayışın merkezinde ise aydın sorumluluğu yer alır. Aydın, yalnızca bilgi sahibi kişi değildir; aynı zamanda bilgisini toplumla paylaşan, toplumu yanlışlardan koruyan ve doğruyu savunan kişidir.

İlber Ortaylı, tarih bilgisini yalnızca akademik bir disiplin olarak değil, toplumsal bilinç oluşturmanın bir aracı olarak görmektedir.

Ortaylı’nın özellikle gençlere yönelik mesajları dikkat çekicidir. Sürekli olarak okumanın, yabancı dil öğrenmenin, kültürel birikim edinmenin ve tarihsel perspektifle düşünmenin, seyahat etmenin, coğrafya bilmenin önemini vurgular. Bu yönüyle onun çalışmaları, Atatürk’ün “fikri hür, vicdanı hür nesiller” idealine hizmet eden bir entelektüel çaba olarak değerlendirilebilir.

Atatürk ile İlber Ortaylı arasında dikkat çekici bir düşünsel paralellik vardır.

Her iki isim de şu temel noktalarda birleşir:

1. Bilginin Toplumsal Gücü
Atatürk için bilim ve eğitim ulusun ilerlemesinin temelidir. Ortaylı ise tarih bilgisinin toplumun kendini tanıması açısından hayati olduğunu savunur.

2. Cehaletin Tehlikesi
Atatürk cehaleti ulusal gelişmenin en büyük engellerinden biri olarak görmüştür. Ortaylı da cehaletin toplumları kolay yönlendirilebilir hale getirdiğini sık sık dile getirir.

3. Kültür ve Tarih Bilincinin Önemi
Atatürk, tarih bilincinin ulusal kimliğin oluşmasında önemli rol oynadığını düşünmüştür. Bu nedenle Türk Tarih Kurumu gibi kurumlar kurulmuştur. Ortaylı ise Osmanlı ve Türk tarihinin doğru anlaşılmasının modern Türkiye’yi anlamak için gerekli olduğunu vurgular.

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, bilime dayalı bir toplum hedefi ortaya koymuştur. Bu hedefin sürdürülebilmesi için akademisyenlerin, öğretmenlerin, yazarların ve düşünürlerin topluma rehberlik etmesi gerekir.

İlber Ortaylı’nın çalışmaları bu sorumluluğun günümüzdeki muhteşem örneklerinden biridir. Tarihi popülerleştirmeden ama anlaşılır kılarak anlatması, gençleri okumaya teşvik etmesi ve kültürel miras konusunda farkındalık oluşturması bu çabanın önemli parçalarıdır.

İlber Ortaylı kendini Türkçü olarak tanımlar ancak Türkçülük meselesine ideolojik sloganlardan çok tarihsel ve kültürel bir perspektifle yaklaşan bir entelektüeldir. Onun Türkçülük anlayışı; tarih bilgisine, kültürel mirasa ve çok yönlü bir medeniyet birikimine dayanmaktadır.

İlber Ortaylı’ya göre Türk kimliğini anlamanın yolu, Türk tarihini geniş bir coğrafya ve zaman dilimi içinde değerlendirmekten geçer. Türklerin yalnızca Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan göç hikâyesiyle değil, aynı zamanda kurdukları devletler, oluşturdukları kültür ve farklı toplumlarla kurdukları ilişkilerle birlikte incelenmesi gerektiğini vurgular.

Ortaylı’nın yaklaşımında Türkçülük, dar ve dışlayıcı bir milliyetçilikten ziyade tarihsel bir kimlik bilinci anlamına gelir. Bu anlayışta Türk kimliği, tarih boyunca farklı kültürlerle etkileşim içinde gelişmiş dinamik bir yapıdır.

Ortaylı’nın Türk kimliği konusundaki düşüncelerinde dil ve kültür önemli bir yer tutar. Ona göre bir milletin kimliğini belirleyen en temel unsurlardan biri dildir. Türkçenin korunması ve doğru kullanılması, kültürel sürekliliğin sağlanması açısından büyük önem taşır.

Bu nedenle Ortaylı, özellikle genç nesillerin dil bilinci kazanmasını, klasik Türk edebiyatını ve tarihini tanımasını gerekli görür. Ona göre tarihini ve dilini bilmeyen bir toplumun güçlü bir kültürel kimlik oluşturması mümkün değildir.

İlber Hoca’nın Türkçülük anlayışında Osmanlı tarihi özel bir yere sahiptir. Ona göre Osmanlı İmparatorluğu yalnızca bir devlet değil, aynı zamanda çok kültürlü bir medeniyet sistemidir. Türk kimliğini anlamak için bu tarihsel mirasın doğru şekilde değerlendirilmesi gerekir.

Bu yaklaşım, Türkçülüğün yalnızca etnik bir kimlik değil aynı zamanda medeniyet birikimi olduğunu ortaya koymaktadır. Osmanlı’nın idari tecrübesi, kültürel zenginliği ve dünya siyaseti içindeki rolü, Türk tarihinin önemli bir parçasıdır.

İlber Ortaylı’nın konuşmaları ve yazıları incelendiğinde milliyetçilik konusunda oldukça net bir yaklaşım sergilediği görülür. Ona göre milliyetçilik yalnızca duygusal bir bağlılık değil, aynı zamanda bilgi ve kültürle desteklenmesi gereken bir bilinçtir.

Ortaylı’nın bu konudaki düşüncelerini yansıtan bazı önemli ifadeleri şunlardır:

“Milliyetçilik, slogan atmak değil, kendi tarihini ve kültürünü bilmektir.”

“Bir milletin gerçek gücü, diline, kültürüne ve eğitimine verdiği değerle ölçülür.”

“Türk tarihini bilmeden milliyetçilik yapmak mümkün değildir.”

“Kültürsüz milliyetçilik hamasetten ibarettir.”

Bu sözler, Ortaylı’nın milliyetçilik anlayışının duygusal retorikten çok entelektüel temellere dayandığını göstermektedir. Ona göre gerçek milliyetçilik, ülkenin tarihini öğrenmek, kültürünü korumak ve toplumsal gelişime katkıda bulunmakla mümkündür.

Türk milliyetçiliğinin teorik temellerini oluşturan en önemli isimlerden biri Ziya Gökalp’tir. Gökalp, Türkçülüğü sistematik bir ideoloji haline getirmiş ve Türk kimliğini kültür temelli bir milliyetçilik anlayışıyla tanımlamıştır.

Gökalp’e göre millet; dil, kültür ve ortak değerler etrafında oluşan bir topluluktur. Onun ünlü formülünde yer alan “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” düşüncesi, Türk toplumunun modernleşme sürecini kültürel kimliğini koruyarak gerçekleştirmesi gerektiğini ifade eder.

İlber Ortaylı ise Gökalp’in fikirlerinden tamamen farklı bir çizgide değildir; ancak onun yaklaşımı daha çok tarihsel ve akademik bir analiz niteliği taşır. Ortaylı, milliyetçilik teorileri üretmekten ziyade Türk tarihinin gerçeklerini ortaya koymaya çalışır.

Ayrıca, metaforik olarak İlber Ortaylı, Türk toplumunun yaşam koçu diyebileceğimiz bir figürdür. Neden böyle bir tanımlama yapabiliyoruz? İlber Hoca’da görülen:

Bilgi ve tecrübeyi paylaşma

Topluma yol gösterme

Kültürel farkındalık ve bilinç geliştirme

Pratik ve uygulanabilir öğütler

Türk tarihinin ve kültürünün derinliklerine nüfuz eden, bilgisini toplumla paylaşmayı bir görev bilen az sayıda entelektüel vardır. İlber Ortaylı, sadece bir tarihçi değil; tarih bilgisini ve kültürel birikimini, toplumun yaşamına rehberlik edecek şekilde aktaran bir yol göstericidir. Bu açıdan onun rolünü mecazi olarak “Türk toplumunun yaşam koçu” olarak tanımlamak mümkündür. Peki, bu tanım neden doğru bir benzetmedir?

Ortaylı’nın en belirgin özelliği, akademik bilgi ile halkı buluşturabilmesidir. Tarih kitapları ve akademik makalelerle yetinmez; televizyon programlarında, söyleşilerde ve konferanslarda halkın anlayabileceği dilde bilgi aktarır. Bu yönüyle, tıpkı bir yaşam koçunun tecrübelerini danışanına aktarışı gibi, Ortaylı da geçmiş deneyimlerden alınacak dersleri günümüz insanına aktarır.

Örneğin Osmanlı ve Türk tarihi üzerinden verdiği örneklerle, sadece tarih bilgisi değil, hayata dair düşünme biçimi ve karar alma perspektifi de sunar. Geçmişten öğrenmek, geleceği doğru kurmak için bir yol haritası sunar; bu, yaşam koçlarının temel işlevi ile paraleldir.

Ortaylı’nın rehberliğinde tarih, yalnızca geçmişin kronolojisi değil, toplumun bugünkü davranışlarını, kültürel değerlerini ve toplumsal bilinç düzeyini şekillendiren bir araçtır.

İlberHoca’nın verdiği öğütler yalnızca geçmişi hatırlatmaz; toplumun kendi kültürel kodlarını anlamasına ve onlardan güç almasına da hizmet eder. Dil, edebiyat, sanat ve tarih üzerinden yaptığı rehberlik, bireyleri kültürel olarak güçlendirir.

Tıpkı yaşam koçlarının danışanlarına içsel farkındalık kazandırması gibi, Ortaylı da toplumun kendini tanımasına, köklerini bilmesine ve kimliğini bilinçle inşa etmesine yardımcı olur. Siyasi görüşü, yaşı, cinsiyeti veya sosyal konumu ne olursa olsun, herkes Ortaylı’yı dinler ve fikirlerine değer verir. Bu yönüyle Ortaylı, sadece akademik bir figür değil, toplumun ortak yaşam koçu niteliğindedir.

İlber Ortaylı’ya duyulan güven ve onun toplumun her kesiminde referans kabul edilmesini sağlayan temel etkenler birkaç başlık altında toplanabilir:

1. Bilgi Derinliği ve Uzmanlık

2. Tarafsız ve Açık Fikirli Yaklaşım

3. Akademik Disiplin ve Titizlik

4. Topluma Yakınlık ve Anlaşılır Dil

5. Tutarlılık ve Karakter

Sonuç

İlber Ortaylı’ya duyulan güven, yalnızca akademik başarısından değil; bilgiyi tarafsız, anlaşılır ve uygulanabilir şekilde sunmasından kaynaklanır.

Mekanı Cennet olsun inşallah.

MUSTAFA TOYGAR


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —