Menü En Politik
İrfan Sönmez

İrfan Sönmez

Tarih: 27.03.2026 00:33

BİR YİĞİT ÖLDÜ DİYENLER...

Facebook Twitter Linked-in

Önceki gün Muhsin Yazıcıoğlu'nun 17. ölüm yıldönümünde, onu bir defa daha anmak için Anadolu Düşünce ve Strateji Merkezi'nin düzenlediği panele katıldık.

Müzeye çevrilen Ulucanlar cezaevi bir defa daha onun dostları ve arkadaşları ile doldu.

Birçoğu bu hapishanede gün saymış, çile doldurmuş insanlardı. Bu defa bir gönül dostu için oradaydılar.Destanlara sığmayan hatıralar, mücadeleler bir defa daha yad edildi.Dünün ölümle eğlenen gençleri artık birer aksakallı olmuşlardı.

Kimler yoktu ki, Yılma Durak'lar, Selçuk Özdağ'lar, Remzi Çayır'lar, Kadirhan Sunguroğlu'lar, Muammer Cındıllı'lar, Esat Bütün'ler, Lütfü Şehsuvaroğlu'lar, Haşim Yanar'lar,Hakkı Öznur'lar,Selami Ekici'ler,Battal Arvas'lar,Metin Köse'ler,Necmi Rıza Akdinç'ler, Mustafa Elmas'lar,Tevfik Akın'lar, Veysi Erken'ler,Murat Sancak'lar Mehmet Güneş'ler,Mehmet Doğan'lar, Mustafa Onbaşı'lar,Ömer Anaç'lar,İlhami Yaşa'lar,Hüsnü Kiraz'lar ve ismini hatırlayamadığım Bingöl'den, Manisa'dan,Espiye'den Samsun ve Sivas'tan, hemen her parti ve görüşten ve her siyasetten daha niceleri... Bu kadar farklı insanı bir araya getirmek ancak bir ideolojiye sığmayacak bir kişilik ve kucaklayıcılık sergilemekle mümkündür.

Rahmetli Yazıcıoğlu, böyle biriydi,Türk insanına ideolojisiz, partisiz bakar,insanı ideoloji veya parti değeri ile ölçmez,ona insan olarak değer verirdi. Baktığı zaman solu- sağı değil insanı görürdü. Onun için her insan aziz ve muhteremdi.Etrafına faklı düşünenlerin aşamayacağı veya geçemeyeceği duvarlar örmemişti.Belki de bunun için bu kadar seviliyordu.

Konuşmacılar, misafirler onunla ilgili hatıralarını naklettiler.Herkese nasıl dokunduğunu anlatılar.

Konuşmacıları dinlerken iyi insan olmanın kalplerde bıraktığı derin izleri görebilirdiniz. O her evin adamı, her evin Muhsin başkanıydı.Mütebessim çehresi baktığı her yere sevgi dağıtıyordu."Güleryüz de bir sadakadır" diyen ulu ses sanki bu sözü ona söylemişti.Seven, kucaklayan bakışları ile bu hadisin cisimleşmiş bir hali gibiydi.

O niye bu kadar sevildi?

Sevildi, çünkü düşman üreten sert, agresif bir dili yoktu. Lafın kulaklara değil gönüllere söylerdi. Onu hiç gırtlağını patlatırken görmedim, sözü hep itidal üzere idi. Söz ve duruşunda rahatlatan, güven veren bir sükunet vardı. Onun için tenkit ve eleştirilerinden kimse alınmaz, dersler çıkarmaya çalışırdı.Özellikle genç siyasetçilerin boks ringinde adam döver gibi konuşmanın doğru olmadığını,sertliğin sertlik doğurduğunu bilerek, bu itidal üslubundan dersler çıkarmaları gerekir.

Rahmetli Yazıcıoğlu, iyi bir milliyetçi, ihlaslı bir mümindi. Teşhirci bir dindar değildi, ibadetlerini halka değil,Hak'ka arz ederdi. Milliyetçiliğini Müslümanlığı ile meczetmişti.Onun milliyetçiliği halkın en az yüzde doksanının birleştiği değerlerin bir terkibi gibiydi. Herkes onda kendine ait bir şey bulabilirdi. Irkçılı, etnikçilik, bölgecilik onun semtine uğramamıştı.Onun için herkesle konuşabiliyor, herkesle kucaklaşabiliyordu. Günümüzde milliyetçilik yapıp, onun manevi tarafını boşaltmak isteyenlerin nasıl bir milliyetçilik sorusuna cevap ararken onun milliyetçiliğine iyi bakmaları gerekir.Dinsiz millet olamayacağı gibi dinsiz milliyetçilik de olmaz.Türk Milleti inancından,ahlakından emin olmadığı siyasetçiye kolay kolay oy vermez.Manevi ayağı eksik olan bir milliyetçiliğin bu coğrafyada toplumu kuşatma şansı yoktur. Bugün milliyetçi partilerin oy oranlarının belli sınırlarda takılıp kalmasının nedenlerinden biri budur.

Yazıcıoğlu'nu kim öldürdü, sorusu çok soruldu, failler ortaya çıkıncaya kadar da sorulacaktır.Zaman zaman ortaya sürülen, şüpheliler listesinde gösterilenlerden hiç birinin kesin olarak suçluluğu ispat edilemedi.Bu listenin gerçek suçluları saklamak için servis edilebileceği ihtimalini hiç bir zaman gözden ırak tutmamak gerekir. O niye öldürüldü? sorusunun cevabı o neye engel oluyordu, veya hangi planı bozuyordu sorusunun cevabında gizlidir. O aldığı yüzde bir oydan ibaret değildi, siyasal ağırlığı sayısal ağırlığının kat kat üstündeydi.Onu şahadete götüren de reyinin çok ötesine taşan ağırlığıydı.Son günlerini etrafını, gelmekte olan sürecin yıkıcılığına, kardeşi kardeşten koparacak yanına işaret ederek geçirdi. O sıralar Oslo'da tıpkı şimdi olduğu gibi terör örgütü ile görüşmeler yapılıyor, 'ağama ne vereyim' pazarlıkları yapılıyordu. O yaşasaydı, muhtemelen kimse bugün Öcalan'ı barış havarisi yapamaz, omuzlarını öldürttüğü insanların sayısınca rütbelerle doldurmaya kalkamazdı. Apo'yu yaşatmak, mahpushaneden kurtarmak için bazı devlet kurumlarının yaptığı faaliyetin yüzde biri onun katillerini bulmak için yapılmadı.İyileri cezalandıran bu sistem bir gün mutlaka miadını dolduracaktır. O gün Türk milleti Onun katillerini er geç bulacak ve sanık sandalyesine çıkaracaktır. Bu vesileyle, O ve beraberinde şahadet şerbeti içen arkadaşlarına rahmetle anıyor,siyasetimizde onu gibi ahlaklı siyasetin temsilcisi olacak yeni isimlerin çıkmasını can-ı gönülden temenni ediyorum.


 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —