
Geçekten çok üzgünüm, ara-sıra telefonla sağlığı hakkında bilgi edinmek için görüşüyordum. Çok da rahatsız etmek istemediğimden epeyce bir zamandır görüşemedik.
Mekânın Cennet olsun Acar Ağabey…
Aileye, sevenlerine ve Türk milletine başsağlığı diliyorum.
Acar ağabey ile en son röportajı İstanbul’da Selçuk Özdağ ile birlikte yapmıştık. Acar ağabey; “o röportajı biraz daha düzenleyelim, daha faydalı olacak hale getirelim öyle yayınlayalım” demişti. Ancak Acar Ağabeyin rahatsızlıkları, ameliyatları buna izin vermedi. Belki ilk haliyle o röportajı Enpolitik’de yayınlayabiliriz, önemli tespitlerde bulunmuştu.
Acar Okan Ağabey gibi Türkçü, Alperen-Ülkücüleri tanıdıkça, Türk Milletinin her dönem gerçek kahraman çıkartma kabiliyeti olduğunu da görebiliyorsunuz. Bu hususu çok önemli buluyorum zira Türk genci Acar Okan gibi; Türkçü- Ülkücü, idealist kahramanları tanıdıkça özgüvenleri artacaktır, “ben de yapabilirim” diyebilecektir.
Atatürk diyor ki; "Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”
Acar Okan, Harp Okulundan mezun olunca 27 Mayıs, 22 Şubat ve 21 Mayıs darbelerinin içinde yer aldığı için genç yaşlarda emekli subay olmuştur. Bir yandan hayata atılıp çalışmaya başlarken, diğer yandan Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Matbaacılık, kitapçılık, gazetecilik, avukatlık, siyaset ve cemiyetçilik yapmış ve böylece olayları yakından takip etmiştir. Daha sonraları Baş Müfettişlik, Teftiş Kurulu Başkanlığı, Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı, Türk Dünyası Koordinatörü Başbakan Baş müşavirliği gibi uzun yıllar Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin en üst düzeylerinde önemli görevler almıştır.

Cemiyetçilik hayatında pek çok gencin yetişmesine katkı sağlamış, Türkiye’nin birçok ilinde konferanslar vermiştir. Çeşitli dergilerde makaleleri çıkmış ve bugüne kadar 5 kitabı yayımlanmıştır.
Son yazdığı; “İsmi Lazım Değil” kitabını her Türk gencinin okuması icap eder. Biliyorum okuma özürlüyüz ama Türk Milleti, devleti, bayrağı ve vatanı için Acar Okan gibi mefkûre adamı idealist Türkçüleri tanımak gerekir. Biraz fedakârlık yaparak okumalıyız tabi…
Elimizde; “İsmi Lazım Değil” kitabı olmasaydı, Acar Ağabeye çok daha fazla soru yöneltecektik ancak kitapta olanları sormak, onu yormak istemedik. Kitaptan kısa alıntılar yaparak kendisini tanıtmaya çalışacağız. En iyisi kitaplarını okuyarak Acar Okan’ı tanımaktır elbette.
Kitaptan alıntılar yapmadan önce satır başlarıyla özet şu bilgileri verebilirim:
Bir defa O’nu tanıyınca, Türkçülüğün tanımını hiçbir yerde aramayacaksınız, ‘Türkçülük’ Acar Okan gibi olmak diyeceksiniz.
Çünkü O, şöhret ve para sevdasına düşmedi. Türk Milletine hizmet etmenin dışında bir derdi olmadı, O’nun bir vatan kurtarma hikâyesi vardı. Türk Genci, medyanın lanse ettiği sahte kahramanlardan başkalarını tanımadı, buyurun size gerçek kahraman, benim gönlümde efsane bir şahsiyet…
27 Mayıs, 22 Şubat ve 21 Mayıs Darbelerinin tam göbeğinde bulunmuş, Diğer darbeleri de yaşamış...
Daha genç yaşında Genel Kurmay Başkanı olur gözüyle bakılırken, 21 Mayıs Darbe girişiminin tam karşısındayken, suçlama yokken emekli edilerek bir şekilde tasfiye edilmiştir.

Kara Harp Okulunu bitirdikten sonra, Ankara Hukuk Fakültesini de bitirmiş...
Genç yaşında Alparslan Türkeş'in MHP'sinde, Genel Sekreterlik görevini yürütmüş...
Alparslan Türkeş'e; "yerine birilerini hazırlıyor musun" diye sorulduğunda, "hazırlıyorum, hazırlıyorum" dediği adam...
O bir Kerkük'lü ve Türkiye'deki Kerkük'lü Türkmenlerin İhsan Doğramacı ile liderliğini yapanlardan...
Türk Cumhuriyetleri bağımsızlığını kazandığı yıllarda; Kültür Bakanlığı Müsteşarı ve Türk Dünyası Koordinatörü olarak, o dönemde tüm ilişkileri düzenleyen, yüzlerce ikili anlaşmaları hazırlayan bir ülkücü...
Sovyetler Birliğini dağılması ile birlikte, Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlığını kazandığı yıllarda; Namık Kemal Zeybek, Rahmetli Ayvaz Gökdemir’in bakan, Acar Okan’ın da Türk Dünyası Koordinatörü olarak görev yapıyor olmalarını Allah’ın bir lütfu olarak görüyorum. Allah muhafaza o yıllarda AKP iktidarda olsaydı neler olurdu?
Vatan kurtarma hikâyeleri olan Türk Milliyetçilerinin pek çoğunu bilemezsiniz. Nereden bileceksiniz ki, onlar tevazudan kendilerinden pek bahsedilmesini sevmezler. Hatta yaptıklarını anlatırken dahi yüzlerinde masum bir utangaçlık vardır. Birçok defa bunlara şahit olmuş biri olarak söylüyorum.
Evet, nereden bileceksiniz; Yücel Hacaloğlu’nu, Şerafettin Yılmaz’ı, Nuri Gürgür’ü, Acar Okan’ı, Cezmi Bayram’ı, Durmuş Hocaoğlu’nu, Orhan Arslan’ı ve ismini sayamadığımız diğer, kendini milletine adamışları…
ŞİMDİ BİRAZ ACAR OKAN’I TANITALIM
Acar Okan, 20 Mart 1941 yılında Bilecik ilinin Bozüyük kazasında dünyaya gelmiştir. Ancak babası Mehmet Okan, Irak(Kerkük) Türkmenlerinden olup, 1910 yılında Kerkük’te doğmuştur. Baba sülalesi gerçek ‘beğ’lerden oluşuyor. Annesi Fevziye Okan 1914 Karacabey doğumlu. Anne ve baba her ikisi de öğretmen ve Acar Okan’ın öğretmenliğini de yapıyorlar. Ayrıca baba Mehmet Okan 5 yıl, bir ara G. Kurmay Başkanlığı yapan Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun da öğretmenliğini yapmıştır.
Tahsil hayatının tamamında; sınıf geçme ve okul bitirme dereceleri birincilik ya da ikincilikle olmuştur.
İsmi Lâzım Değil kitabından; 1- Kendimi bildim bileli milliyetçiyim. Hep aynı milliyetçi ve ülkücü câmianın içinde oldum. Aynı tarihi birlikte yaşadığım dostlarım ve arkadaşlarım oldu. 2- Şimdi, hâtıra yazacağım diye; (Allah korusun) kör nefsime uyup kendimi methetmek için, onu-bunu karalamaya, dedikodu yapmaya kalkamam. Siyasetin alabildiğine çirkinleştiği bir ortamda, bu sofraya bitişik masadan gönderdiler diyerek bir meze tabağı da ben gönderemem. Yetmiş dört yaşımdayım; Türkiye ölüm ortalama yaşını aştım, inkitâları oynuyorum; üstelik siyaseten bir beklentim de yok (hiç olmadı ya!), kendimi elâleme rezil etmeye hiç niyetim yok. 3- Üstelik devletimi, milletimi, yüce dinimi, Türk dünyasını, tarihimi kendi elimle küçük düşüremem. Devlet sırlarını açıklayamam. Siyasetin saklı kalması gereken, dostlukların unutulması gereken hikâyelerini anlatamam. Kendime olan saygımı, devlet adamlığı itinamı kaybedemem. ANCAK; Şahsıma ve yakın dostlarıma bir iftira atılmışsa, (savunma sadedinde) ölçüler içinde kalarak, bâzı noktaları açıklayabilirim. Bir de gelecek nesillerin muhakkak öğrenmesi gereken bâzı tarihi gerçekleri ve ibretleri (yine ölçüler içinde kalarak) anlatabilirim. Bunlar ise hâtıralarımın ancak beşte biridir. Geri kalanı maalesef sır olarak kalacak. Onun için ben, şöyle bir yol tutmaya karar verdim: a) Adlı adınca ve tamamiyle anlatılmasında sakınca olmayanları aynen; b) Şahısları rencide etmemek için bir kısmını (ismi lâzım değil) başlığı altında, üstü kapalı; c) Sır olan konu ise, sanki başka bir ülkede geçiyorcasına Bunlar tamamen hayal mahsulüdür, ben aynada öyle gördüm diyerek; anlatmaya çalışacağım. Dostlarımdan bâzıları; Yazamam dediklerini ayrı bir metin olarak kaleme al, hemen neşretme, bir yere emanet et, “hatırladıklarım 50 yıl sonra neşredilsin” diye tavsiyede bulundular. Ama bu yolu da seçmeyeceğim. Zira, hem şahsım olarak o kadar önemli biri değilim, hem hatıralarımın sırlı kısımları 50 yıl sonra pek bir şey ifade etmeyecek, hem de hedef kitlem olan genç nesiller ancak 10 yıl geriye gidebiliyorlar, yakın tarihimizi hiç bilmiyorlar, yazdıklarımdan bir şey anlamayacaklar. Gençler; CHP iktidarlarını, İsmet Paşa yı, DP iktidarını, Menderes i ve Celal Bayar ı, Türkiye nin yaşadığı ihtilâl ve bir o kadar da darbe teşebbüsünü doğru dürüst bilmiyorlar; hattâ 12 Eylül ü bile hatırlamıyorlar; çünkü o tarihlerde doğmamışlardı; sonradan da okuyup öğrenmediler. Okuma özürlü bir toplum haline geldik. İçinde bulunduğumuz siyasî buhranın, yakın tarihimizi hiç bilmemekten kaynaklandığı gün gibi ortada. Bâzı devlet adamlarımızın ve siyasîlerimizin bile tarihimizi bilmedikleri görünüyor. Son imparatorluğumuzun nasıl parçalandığını unutmuşlar. Pek çok konferansımda şahit oldum; anlattıklarımı masal dinler gibi dinliyorlardı. Onun için anlatacaklarım hakkındaki çizdiğim kısıtlı metodun şimdilik yeteceği kanaatindeyim. Yetmezse de kabahat bendedir, metotta değil. Hem sonra hâtıra yazma fikrim hiç olmadığı için; zamanında, yer, şahıs ve tarih olarak not tutmadım, sâdece aklımda kalanları yazıyorum. Tabii bu da çok noksan. Yanlışlarım için, bilgisizliklerim için, hâfıza zayıflığım için şimdiden özür diliyorum. Sürçü-lisan edersem affola... Bundan sonraki satırlarımı sabırla okumak isteyenlere Hayırlı yolculuklar dilerim. Okumak istemeyenlere tarihsizlik açısından kızarım ama şahsım adına gücenmem. Ben besmeleyi çekerek başlıyorum, gerisi Allah kerim... Bakalım ne olacak? Acar Okan 2014-Küçükyalı