Aliya İzzetbegoviç, modern İslam düşüncesi ile demokratik siyaset arasında köprü kurabilmiş ender şahsiyetlerden biridir. Onu sadece Bosna’nın ilk cumhurbaşkanı olarak değil, ahlâkı merkeze alan bir düşünür ve ağır bedel ödemiş bir münevver olarak görmek gerekir.
Düşünür kimliği: “İslam Deklarasyonu” ve “Doğu ile Batı Arasında İslam”
Aliya’nın asıl gücü, İslam’ı ne donmuş bir gelenek ne de Batı’ya eklemlenmiş bir ideoloji olarak görmemesidir.
İslam’ı iktidar aracı yapanlara da, onu hayattan koparanlara da karşıdır.
Aliya’ya göre:
“İslam, camide ibadet, devlette adalet, sokakta ahlâktır.”
Din–siyaset ilişkisi: Ne İran modeli ne laikçilik
Aliya’yı özel yapan nokta tam burası.
Onun çizgisi şudur:
Bu yüzden şunu çok net söyler:
“İslam bir devlet biçimi değil, bir ahlâk ve hayat görüşüdür.”
Bugün “İslam devleti” diye bağıran yapılarla Aliya arasında dağlar kadar fark vardır.
Bedel ödemiş bir Müslüman
Aliya’yı teorisyen yapan çok kişi var ama Aliya yaşadığıyla konuşmuştur.
Bosna Savaşı sırasında bile:
“Biz Sırplara karşı değiliz, zulme karşıyız.”
Bu cümle, bugünkü mezhepçi, intikamcı, düşmanlaştırıcı dindarlığın tam karşısında durur.
Ahlâk vurgusu: En sert olduğu yer
Aliya’nın en rahatsız olduğu şey şudur:
Şu sözü çok çarpıcıdır:
“Ahlâk yoksa, din sadece folklordur.”
Bu cümle, tarikat-siyaset ilişkilerinin, kutsallaştırılmış liderlerin, yalanla yürüyen dindarlığın tam kalbine saplanır.
Çünkü Aliya: