Ülkeyi etnik kompartımanlara ayırmak isteyen çevreler, uzun süre hedeflerine YPG'nin gücünü şişirerek varmak istediler.
Öyle bir tablo çizdiler ki,karşımızda modern silahlarla donatılmış birkaç yüz bin kişilik bir ordu vardı.
Biz de iki milyonluk bir kitlenin o büyüklükte bir silahlı güç çıkaramayacağını yazdık. YPG, toplumu ve ülkeyi yönetenleri ikna etmek için bilinçli olarak abartılmış bir balondu. Ama kötü örnek olmasın diye önünün de alınması gerekiyordu.
ABD desteğini çekince efelenmelerinin yerini büyük bir hayal kırıklığı aldı, hep birlikte ağlamaya başladılar.
Şimdi aynı çevreler amaçlarına ulaşmak için, "-sürecin önündeki engel YPG idi, o çekildi sorun kalmadı-" artık memleketi baklava dilimi gibi bölebiliriz demeye başladılar. Bazılarının süngüsü düştü ama onlar adına konuşan bazılarının gardı hala düşmedi.
Israrla söyledim söylemeye de devam edeceğim, hiç bir terör örgütü bu ülkeyi bölemez.
Ülkeler yönetenlerin,siyasetçilerin gaflet,dalalet veya ihanetleri ile bölünür. PKK ve uzantılarının devletleşmeye alan açmak için yaptıkları taleplere yol vermek böyle bir şeydir. Yönetenler istemedikçe kimse devletin duvarında bir tuğla bile sökemez. Ne yazık ki, oy ve ikbal hırsı birçoğuna bu hassasiyeti unutturuyor. Bir makama gelmek veya bir makamda kalmak uğruna yapılan etnik vaatler umudunu kaybetmiş olanları yeniden ayağa kaldırıyor.
Oysa siyasette esas fazilet ve demokratlık zamanı gelince gitmeyi bilmek,ülke çıkarlarını kişisel çıkarlardan üstün tutmaktır. Bizde bu şuur hiç bir zaman olmadı. İslam tarihine bakın bugünkü toplumsal çatlakların bile arkasında yüz yıllar öncesi idarecilerin siyasi hırsları vardır.
Bir Sunni, Şii, Harici ayrışması Muaviye'nin hakkı olmayan halifeliği ele geçirmek için yaptığı siyasi entrikaların bir sonucu değil midir?
Hz.Peygamber'in sevgili torunları aynı hırs uğruna şehit edilmediler mi? Kerbela'da Hz.Hüseyin'i şehit edenler arasında büyük sahabelerden Sad İbn Ebi Vakkas'ın oğlu Ömer İbn Sad' da vardı. Önce tereddüt etmiş sonra bir komutanlık uğruna bu büyük cürüme iştirak etmekten imtina etmemişti.
Muaviye ile Amr İbn As, hakem olayında Hz.Ali'ye oyun oynamamışlar mıydı? Hz.Ali meşru zeminde kalırken onlar hedefe varmak için her yol mübah diyerek hareket etmişler, tarihteki en büyük kırılmanın,ayrışmanın faili olmuşlardı. Hz.Hüseyin'in Kerbela'da katli tam bir faciadır. Hz.Hüseyin dönmek istemiş, Yezit'in ordusu izin vermemiştir. Suya ulaşması engellenmiştir. Defalarca karşı tarafa uyarıda bulunmuş ama sözünü dinletememiştir.J.Wellhausen "İslam'ın İlk devrinde Dini-Siyasi Muhalefet Partileri" isimli kitabında Onun o iç yakıcı şahadetini şöyle anlatır:" Şemir saldırının komutanıydı.Hüseyin'i içinde kadın ve çocukların bulunduğu,dokunulmaz addolunan çadırdan ayırmaya muvaffak oldu.Bunun üzerine birçok kişi Hüseyin'e saldırarak onu 33 hançer yarası ve 34 darbe ile yere yıktı...Ölü çıplak soyuldu,birisi külotunu,bir diğeri gömleğini,ipek burnusunu,ayakkabılarını ve kılıcını kaptı...Çadırdaki kadınların da giysileri rivayete göre üzerlerinden sökülüp alınmıştır."
Şu aç gözlülüğü, acımasızlığı,çapul zihniyetini görüyor musunuz? Onu şehit edenler O namaza durduğunda aynı zamanda arkasında namaza duranlardır.Siyasi hırs, dini inanca baskın gelmiştir.
Bugün de değişen çok fazla bir şey yok, insan aynı insan, hırs aynı hırs. Konumunu korumak için şeytanla iş birliği yapabilecek kadar gözü dönmüş insanlar var.Yasalarla bu hırslara pranga vurulmamışsa devlet de din de bu ihtirasın önünde oyuncak olur. Bizi korkutan şu veya bu örgütün gücü değildir. Bizi korkutan veya korkutması gereken işte bu dizginsiz hırstır.DEMP'in desteğini almak için verilecek her taviz PKK'nın yapamadığını yapar ve ülkeyi sonu belirsiz maceralara sürükler.Bu ülkede Kürt sorunu yoktur, çünkü Kürle Türk en az bin yıllık kader arkadaşıdır. Bu ülkede böyle bir sorun icat edip menfur emellerine muhteris siyasetçilerin zaaflarını da kullanarak ulaşmak isteyen millet haini çevreler vardır. Asıl tehlike de budur!