Bugün Türkiye’de:
Her kriz anında aynı refleks: “Devlet tehdit altında.” Denildiğinde
Bugün:
Din:
Bu, dindarlığın siyasallaşması değil; dindarlığın araçsallaştırılmasıdır.
Devlet güçlü olduğu için değil,
itiraz olmadığı için ayakta gibi göründüğüne şahitlik ediyorum.
Bugün gençlerin önemli bir kısmı: Dinden değil, Dindar iktidarın pratiğinden uzaklaşıyor.
Çünkü gördükleri şey şu:
Ama sürekli:
Din adalet üretmeyince, sembole dönüşür. Sembol çoğalınca, inanç boşalır.
Beka söylemiyle ahlakı askıya alan iktidarlar, devleti değil kendilerini korur; dini değil iktidarlarını savunur.
Ve tarih şunu yazar: Dine yaslanarak yapılan her zulüm, ilk darbeyi dine vurur.
Bir iktidar “beka” diyerek her şeyi meşrulaştırıyorsa, ilk sorulacak yer saray değil, Kur’an’dır.
Çünkü İslam’da: Devlet korunur ama adalet feda edilemez.
Siyasal dil şunu söyler: “Şartlar olağanüstü, bazı şeyler görmezden gelinebilir.”
Kur’an ise sınırı çizer: “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.
Adil olun; bu takvaya daha yakındır.” (Maide 8)
Yani:
adalet askıya alınamaz.
İslam’da “beka” diye bir hüküm yoktur. Adalet vardır.
Siyasal dindarlık der ki:
“Devlet için bazen doğruyu söylemeyebiliriz.”
Kur’an açık konuşur: “Allah’ın laneti yalancılaradır.” (Âl-i İmrân 61)
Peygamber ise meseleyi kapatır:
“Mümin her günahı işleyebilir ama asla yalan söylemez.”
Devlet için yalan söyleyen dindarlık, İslamî değil, pragmatiktir.
İktidar dili sık sık şunu üretir:
“Her şeyi bilmiyorsunuz, bunda bir hikmet var.”
Kur’an buna izin vermez:
“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur.” (Hûd 113)
Zulüm: Kimin yaptığına bakılmaksızın zulümdür. Ayetle süslenince ibadet olmaz. İslam’da zulmün dindarı olmaz.
Siyasal din anlayışı: “Güçlü olan meşrudur.”
Kur’an tam tersini söyler:
“Emanetleri ehline verin ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmedin.”
(Nisâ 58)
Hadis daha nettir:
“Zalim idareci karşısında hakkı söylemek en büyük cihaddır.”
Yani:
Kur’an’ın özeti şudur:
“Biz peygamberleri apaçık delillerle gönderdik ve
insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye kitabı indirdik.”
(Hadîd 25)
Dikkat:
Din:
Beka adına adaleti askıya alan her iktidar,
Kur’an’a değil korkuya dayanır.
Adalet üretmeyen dindarlık,
Allah’a değil iktidara çalışır.
Bu çağın en büyük kırılması şudur: Dindarlık artarken, doğruluk azaldı. Ve bu bir tesadüf değil, siyasal bir tercihtir.
Bugün siyasal dindarlık şunu söylüyor: “Devlet için söylenen yalan, yalan değildir.”
Oysa İslam bu kapıyı en baştan kapatır.
Peygamber açık konuşur:
“Mümin her hatayı işleyebilir;
fakat yalan söylemez.”
Bu sözün arkasındaki ilke nettir:
Kur’an ise meseleyi daha sert koyar:
“Allah’ın laneti yalancıların üzerinedir.” (Âl-i İmrân 61)
Burada “küçük yalan–büyük yalan” ayrımı yoktur.
“Maslahat”, “strateji”, “devlet aklı” istisnası da yoktur.
İslam’da yalan, sonucu ne olursa olsun meşru değildir.
Ama bugünkü pratikte:
Bu artık günah değil, sistemdir.
Çünkü Kur’an:
Kur’an’ın dili tehlikelidir:
Hesap sorar.
Bugünkü dindar elit ise:
Neden?
Çünkü Kur’an şunu der:
“Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan,kendinizin, ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.” (Nisâ 135)
Bu ayet, bugünkü düzen için yıkıcıdır.
Çünkü:
Kur’an, iktidarla barışık bir kitap değildir.
Çünkü yalan:
Ve en önemlisi:
İktidarı ayakta tutar.
Ama bunun bedeli ağırdır:
Gençler dinden değil, bu çelişkiden kaçıyor.
Bugün Türkiye’de:
Bu yüzden din:
Yalanı devlet aklı,
adaletsizliği hikmet,
suskunluğu itaat sayan bir dindarlık
Kur’an’a değil iktidara bağlıdır.
Kur’an’dan korkan dindar elit,
aslında Allah’tan değil,
hesabını veremeyeceği bir geçmişten korkuyordur.