Neredeyse her hafta bir CHP'li belediyeye operasyon yapılıyor. Kayyum atayamadıkları belediyelerin başkanlarını içeri tıkarak belediyeleri ele geçirmek istiyorlar.
Suçlamaların başında yolsuzluk ve rüşvet geliyor.
Tutuklananlar bu suçlara karışmış mıdır, karışmamış mıdır buna yargı karar verecek.
Ancak bu kararlar hiç bir zaman maşeri vicdanı tatmin etmeyecektir.
Çünkü operasyonların amacı kamu malını korumak, adaleti sağlamak değil, öyle olsa soruşturmalara AKP'li belediye ve bürokratların da dahil edilmesi gerekirdi. CHP'li Belediye başkanlarına isnat edilen suçlamaların belki yüz katını AKP'li belediyelerin işlediği iddia ediliyor. Melih Gökçek'in kamuya verdiği zararın haddi hesabı yok CHP'li belediyelerin hepsini toplasanız bir Melih Gökçek etmezler. .Uçak kalkmayan havalimanlarından, araç garantili yollardan, hasta garantili hastanelerden, iki yüz küsur defa değiştirilen Kamu İhale Yasası'ndan ise hiç bahsetmiyorum.
Avrupa'da gazeteler Türkiye'de 2010 yılına kadar yapılan 800 milyar dolar civarındaki ihalelerin 200 milyar dolarının rüşvete gittiğini yazdı, kimsenin kılı kıpırdamadı. Deniz Feneri davası Almanya'da ceza aldı, Türkiye'de kapatıldı. Çünkü hayır için toplanan paraların bir kısmı falan partinin kuruluşuna harcanmıştı. Rıza Zarrab'ın hangi bakanlara ne kadar rüşvet verdiği -kesin deliller, tapeler, fotoğraflarla ortaya çıktı. Bakanlar "üstümüzdekileri konuşuruz" diyince Yüce Divan'a gönderilmekten -şimdilik kaydıyla -kurtuldular. "Üstümüzdekileri söyleriz" ifadesi rüşvetin örgütlü ve sistematik olduğu anlamına geliyordu. Aynı Zarrab ABD'deki yargılamasında -asıl büyük rüşvetçileri de- öttü, kime kalem kalem ne verdiğini anlattı. Ama memlekette kimse bu büyük götürücüleri merak etmedi. Çünkü herkes bu yolun nereye çıkacağını biliyor, görmezden gelmeyi, acı hakikate sırtını dönmeyi tercih etti. Gerçekten adalet arayan bir iktidar veya yargı erki önce 17/25 Aralık'ta ortaya saçılan çirkinliklerin hesabını sorarak işe başlar.
Dava adaletse herkes yaptığının hesabını vermelidir. "Hırsızlık yapan Kızım Fatma'da olsa..." diye başlayan hadisi propaganda malzemesi yapmak kolaydır ama gereğini yapmak için -dağ gibi- iman gerekir. Hırsız bizdense, hadis tersine çevrilip, Müslümanlar zengin olmalı, yani gerekirse çalmalı deniliyor. Böyle bir Müslümanlık yok. İyiye, güzele, Hak'ka yine hak yollarla varılır.
CHP'li belediyelere yapılan operasyonun asıl sebebi, bu partiye yönelen seçmenlerin önünü kesmek,Erdoğan'ı yenecek potansiyel CB adaylarını tasfiye etmektir. Bütün CHP belediye başkanları sanki İmamoğlu'ndan emir alıyormuş gibi iddianame düzenlemek, birbirinden bağımsız yapıları ona bağlamak tam da bunun içindir. Adana'daki, Antalya'daki veya başka bir ildeki usulsüzlüğün sorumlusu niçin İmamoğlu olsun? Amaç onu ölmekten beter etmek, her gün üzerine bir kepçe toprak atarak kıpırdayamaz, umut edemez hale getirmektir. Bunu hangi vicdan kabul eder?
Şimdi -soruşturma izni vererek- Ankara'nın düzgün, namuslu Belediye başkanı Mansur Yavaş'a döndüler. Bir taraftan projeleri engelleniyor, imkanları kısıtlanıyor, öbür tarafta ensesinde yargının kılıcı sallandırılıyor. Buna adalet denebilir mi? Yavaş, maşeri vicdan da dürüstlüğü, adaleti ile öne çıkan bir isim. Gürültüsüz, patırtısız işine yapmaya çalışan başarılı bir belediye başkanı. Zaten hedefe alınmasının nedeni de başarısından kaynaklanıyor. O başardıkça, bazılarını CB adayı olursa... korkusu alıyor. Daha fazla büyümeden önünü kesmek istiyorlar. Oysa Yavaş, Melih Gökçek dönemi ile ilgili yüzün üzerinde dosyayı yargıya teslim etmiş, hiç biri hakkında işlem yapılmamıştı. Siyasete çalışan bir yargının, adaleti nasıl katlettiğinin en bariz örneklerini bu dönemde görüyoruz. Bu davaların sonucu ne olursa olsun kamu vicdanı yargıya olan güven kaybından dolayı verilecek hiç bir kararı inandırıcı bulmayacaktır.
Bu davaların siyasi olduğu, hak ve adaletle ilgisinin bulunmadığı artık genel kabul gören bir durum. Bu davalarla, iktidar alternatifi CHP hırpalanıyor,Erdoğan'ı yenecek toplumsal desteğe sahip potansiyel CB adayları Yavaş ve İmamoğlu denklem dışına itilmeye çalışılıyor. Erdoğan, muhalefete dişine göre bir CB adayı belirlemeye çalışıyor. Yavaş ve İmamoğlu olmasın kim olursa olsun diyor. Bakalım evdeki hesap çarşıya uyacak mı?